NAD LABEM KÖYÜ ÇİFTLİĞİ
Eşim Atila Ege ile birlikte, 12. Yüzyıla kadar kayıtları izlenebilen bir yöreyi ve bir geleneği görüp tanıma fırsatı bulduk 2019 Ağustos ayının ortalarında. Çok yeni bir UNESCO Dünya Mirası, UNESCO Komitesinin, Azerbaycan’ın Bakü şehrinde bu yıl yapılan toplantısında görüşülerek listeye alındı. İki hafta süren Almanya, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Sırbistan ve İtalya’daki, son bir kaç yıl içinde kabul edilen ve henüz görme fırsatı bulamadığımız 9 adet Dünya Mirasını görmek amacıyla yaptığımız geziden, sizlerle paylaşmak istediğim yer Kladruby Nad Labem. Dünyada bilinen ve halen işlevselliğini sürdürmekte olan en eski, cins at üretme çiftliklerinden biri.
Yola çıkmadan önce yaptığımız araştırmaya göre, Çek Cumhuriyetinin tek ulusal cins at üretme çiftliği imiş. Damızlık çiftliği kompleksin tüm bölümleri ile birlikte 1200 hektarlık bir alanı kaplıyor. Bu alanda, yem üretilen tarlalar, atların serbest dolaşmaya bırakıldığı çayırlar ve meralar, ormanlık alanlar ile İngiliz tarzı bir park alanı düzenlemesi bulunmakta imiş.
UNESCO’nun internet sayfasında, Kladruby için kullanılan tanımlamada: ‘’Atların ulaştırma, tarım, askeri destek ve aristokrasinin temsilinde çok önemli pozisyonlarda bulundukları bir zamanda geliştirilen, Avrupa’nın en önemli at yetiştirme kurumlarından biridir. Bu damızlık çiftliği, binicilik kültürünün gelişiminin eşsiz bir örneğidir.’’ denilmektedir. 7 Ağustos günü öğle vakti vardık Kladruby’e. UNESCO Dünya Mirası amblemleri yetiştirilip takılamamıştı henüz ama Dünya Mirası olma heyecanı tüm görevlilerin yüzlerinden okunuyordu.
Kendimizi tanıttık. Bir dönem UNESCO Türkiye Milli Komitesinde görev yapmış olan eşim, Dünyadaki UNESCO Dünya mirası yerleri gezdiğimizi, bu konudaki Dünya birinciliğini ve benim Dünya üçüncülüğümü söyleyince hemen telefona sarılıp ‘’Cultural Landscape and Capital Expenditure Director‘’ ünvanlı patronları Sn. Radek Vaclovik’i aradılar. 5-10 dakika sonra gelen sarışın, uzun boylu ve güler yüzlü genç adam, bizimle tanışmaktan duyduğu memnuniyeti belirterek ellerimizi sıktı ve bize rehberlik edeceğini söyledi. Eşim ve ben gördüğümüz ilgi ve özenden mutlu, peşine takılarak turumuza başladık. Öylesine sıcakkanlı, içten ve heyecanlı idi ki bu sımsıcacık insandan izninizle sevgili Radek diye söz etmek istiyorum. ‘’Burada, Kladruby Nad Labem’deki ulusal damızlık çiftliğinde, eşsiz Çek at ırkı olan Kladruby atını görme fırsatınız olacak.’’ diye söze başladı sevgili Radek.
Kladruby köyünün kayıtları geriye doğru, 12. Yüzyıla kadar, yani köyün Litomysl manastırına, daha sonra da Sedlec’e ait olduğu yıllara kadar izlenebiliyormuş. 16. Yüz Yıl başlarında manastırın ait olduğu Pardubice bölgesinde, Pernstein hanedanına ait atların yetiştirildiği yermiş. Daha sonra Perstein’ler mülklerini satmak zorunda kalmışlar. 1560 yılında Habsburg, Avusturya Macaristan İmparatorluk hanedanından Maximilian II, bu bölgeyi satın alarak bu harika hikayenin ikinci bölümünü başlatmış. Maximilian II, öncelikle İspanya ve İtalya’dan cins atların önce Viyana’ya sonra da Kladruby’e getirilmesini emretmiş. 1562 yılındaki bu olay ile ünlü Kladruby atının yetiştirilmesi için sağlam bir altyapı oluşturulmuş. İmparator Maximilian II’nin oğlu İmparator Rudolf II ise 1579 yılında, eski at üretme çiftliğini, emperyal damızlık at yetiştirme çiftliğine dönüştürerek bir çok farklı renkte Kladruby atının yetiştirilmeye başlanmasını sağlamış. İşte bu nedenle 1579 yılı Kladruby Nad Labem Ulusal Damızlık Çiftliği’nin resmi kuruluş tarihi olarak kabul edilmiş.
Kladruby Nad Labem, yeri, tarihi, doğal güzelliği ve UNESCO Dünya Kültür Mirası listesindeki bir değer olması ile ilgimi çekmişti. Ama turumuzu tamamlayıncaya kadar burayı yazma ve sizlerle paylaşma konusunda bir kararım henüz yoktu. Turumuzu tamamladığımızda yazmaya karar verdim. Daha bir kaç hafta önce UNESCO listesine alınmış olmasına rağmen çok sayıda gruplar ve çocuklu aileler adeta kompleksi istila etmişlerdi. Geziyorlar, bilgi alıyorlar, ulu ağaçların gölgesine yerleştirilmiş masalarda keyifle yemeklerini yiyerek doğanın tadını çıkartıyorlardı. Özellikle çocuklar ve gençler rehberlerin çevresinde toplanmış sorular sorarak kompleksi geziyorlardı. Tüm gördüklerime Kladruby Nad Labem hakkında öğrendiklerim de katılınca daha da etkilendim. Tarihi ile ilgili çok detay bilgileri uzmanlarına bırakarak, çok eski bir geleneği zaman içinde gelişen teknik olanakları da kullanarak ve koruyarak günümüzde de sürdürmeyi başaran bu kompleksi sizlerle de tanıştırmak için sabırsızlık duydum. Bu kısa moladan sonra isterseniz Kladruby Nad Labem’i birlikte gezmeye devam edelim.

Burada eskiden beri yetiştirilen gri Kladruby atları pek çok ülkede kraliyet arabalarını çekmek için, beyaz Kladruby atları, kraliyet aileleri ve onlar için düzenlenen törenlerde kullanılırken, siyahlar öncelikle kilisenin saygın makamlarını işgal edenler için yetiştiriliyormuş. Günümüzde hala, Danimarka kraliçesi kraliyet atlı arabasını Kopenhagdaki Festivallerde çekmeleri için altı adet Kladruby Grisi kullanıyormuş. İsveç’te Kraliyet Muhafızlarının trompetçilerini Kladruby atları taşıyormuş. Aynı şekilde başkent Prag’daki kutlamalarda ve Ostrava, Pardubice ve Prag polis Teşkilatında Kladruby atları kullanılmakta imiş. Sevgili Radek bu bilgileri verirken bir taraftan da avluyu çevreleyen binaları geçip ana avluya ulaşmıştık. Avlunun ortasına doğru birlikte yürürken karşımızda binaları aşarak yeşillikler arasında görünmez hale gelen bakımlı ıhlamur ağaçları ile süslenmiş yola bakıyordum. Bakışlarımı takip eden sevgili Radek: ‘’3.5 km uzunluğundaki ıhlamurlu yol, Kladruby Nad Labem tesislerinin 3 bölümünden biri olan ve Selmice kasabasındaki yavru atların bakımının yapıldığı Frantiskov Ahırlarına gidiyor.’’ diye açıkladı. Doğum sonrası belli büyüklüğe ulaşan yavrular anneleri ile birlikte Frantiskov Ahırlarına gönderilirmiş. Yaklaşık yarım kilometre uzaklıktaki Josefov ise hamileliğinin ilk aylarında olan kısrakların sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirmeleri için özenle bakıldıkları diğer bir çiftlik birimi imiş. 11 Ay süren hamilelik dönemi sonunda genellikle gece gerçekleşen doğumlarla taylar dünyaya geliyorlarmış. Yavrular dünyaya geldiklerinde yaklaşık 60 kg. ağırlıkta oluyor ve bir saat sonra ayakta durarak annelerinden süt içebiliyorlarmış. Taylar, anneleri ile birlikte sekiz ay kadar bir süreyi açık ahırlarda, mera ve çayırlarda geçirirlermiş. Taylar, büyütülürken muayene dışında bağlanmıyormuş.

“Kladruby Nad Labem damızlık aygırların bulunduğu ahırların, yavruların doğduğu tesislerin, doğum sonrası anneleri ile birlikte kaldıkları bölümlerin ve genç atların eğitim alanlarının bulunduğu merkezimizdir.’’ diye sözlerine devam etti sevgili Radek. Bulunduğumuz yer tam da tüm eksenlerin birleştiği merkezde imiş. Kompleksin sahip olduğu eksenel simetri sanki aristokrat bir yapılaşmayı çağrıştırıyor diye düşünmeden edemedim. Biraz önce dikkatimi çeken ıhlamur ağaçlı yol Frantiskov yavru yetiştirme çiftliği yolu. Burada Recany Nad Labem köyüne giden yol uzanıyormuş. İşte Dünyaca ünlü cins yavrulara ev sahipliği yapan Frantiskov çiftliği de kraliyet yolu olarak isimlendirilen bu yol üzerinde. Değerli yavruları karınlarında taşıyan anne atların misafir edildiği Josefov Ahırları 500 metre kadar uzaklıkta imiş ama artık, araya giren binalar ve yeşil alanlardan dolayı ilk bakışta görülemiyormuş. Kompleksin sol tarafına doğru bakışlarımızı kaldırdığımızda tepedeki kaleyi ve Avusturya’nın koruyucu Aziz’i St.Leopold ile Çek topraklarının koruyucusu olduğuna inanılan Aziz St. Wenceslas adına yapılmış kiliseleri görmek mümkün. Sade ama görkemli binaların, kapısından girdiğimiz ilki, yeni doğum yapmış anneler ile yavrularına ayrılmıştı. Geniş kapalı bir alanda anneler ve yavrular keyiflerince dolaşıyor, uzanıyor, besleniyor ve kaşınıyorlardı.
Evet yanlış duymadınız, kapı kenarlarına yerleştirilmiş dönebilen düzgün ahşap parçalara ve sürtünebildikleri her yere sürtünüp keyiflerince kaşınan bir sürü yavru ve yakın takipteki annelerini izlemek anlatılması güç bir keyifti. Heyecandan bize fotoğraf çekme konusunda verilen özel izni bile unutuyordum neredeyse. Atlara dokunmamamız ve onları beslemememiz konusundaki nazik uyarı, bence ne kadar özenle bakılıp korunduklarının da bir göstergesi aynı zamanda. Sırada genç aygırlar var. Henüz bebek iken anneleri ile birlikte Frantiskov ahırlarına gönderilen yavrular, açık ahırlar, çayırlar ve otlaklarda serbest dolaşmanın tadına varırken, yavaş yavaş diğer yavrularla yakınlaşıp sosyalleşmeyi de öğreniyorlarmış. Büyüyüp annelerinden ayrılan yavrular, üç yaşına ulaştıklarında eğitim için tekrar Kladruby’e getiriliyorlarmış. İşte şimdi girdiğimiz bu bölüm, muhteşem genç atların, isim ve soy ağaçlarına ilişkin çakılı tabelaların bulunduğu, kendilerine özel bölmelerde özenle bakıldıkları bir yer. Tek kelime ile harikalar. 168-180 cm. yüksekliğinde yaklaşık 600 kg. ağırlığında yetişkin Kladruby atları. Yüksek sağrıları, pırıl pırıl tüyleri, gösterişli uzun kuyrukları ve etkileyici kocaman gözleri ile muhteşem görünüyorlar. Yabancı kokularımızdan biraz huzursuz da olsalar, seziyorum ki bizi dostça karşıladılar.
Damızlıklar için hayat zor olmalı. Çünkü çok uzun bir soy yolunun önemli kilometre taşları onlar. Her bir tabela bir kraliyet ailesi soy ağacı gibi. Bu ahırlar 5 ayrı Kladruby türü ata ev sahipliği yapıyormuş. İlk soy çizgisi oluşturan at, 1764 Yılında Kuzey İtalya’da doğan aygır Pepoli imiş. En eski soy çizgilerinden diğer ikisi, Generale ve Generalissimo. Bir diğeri 19. Yüz Yıl başlarında kurulan tamamen siyah Sacramoso soy çizgisi. Ancak 1931 yılında siyah Kladruby atları neredeyse tamamen kesintiye uğramış. 1939 yılından itibaren siyah Kladruby atlarının yeniden yetiştirilmesi için çalışmalara başlanmış. Cinsin yenilenmesi Prag Üniversitesinin de katkıları ile 1973’de tamamlanabilmiş. Sacramoso beyaz soy çizgisi ise 20. Yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkmış. Kladruby Nad Labem, 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren yeni soy çizgilerine de ev sahipliği yapmaya başlamış. Bunlardan biri 1977 yılında Portekiz’den ithal edilen Lusitanian aygırı Rudolfo tarafından başlatılan Rudolfo soy çizgisi ve 1960’larda Lipizzaner atlarından kurulan Favory soy çizgisi. Kladruby bunlardan başka, Warmblood bir Çek sürüsüne de ev sahipliği yapıyormuş. Spor atları sınıfından olan bu atlar yarışlarda Kladruby’i temsilen yarışlara katılıyorlarmış.

Soy ağaçlarına ilişkin tabelalar bilmece gibi. Sevgili Radek bu konudaki bilgi seviyemizi bakışlarımızdan anlamış olmalı ki detaylı açıklıyor. Tabelalarda, atın adı, annesinin, babasının adı, doğum tarihi bulunuyor. Soy çizgisinin ismi, babasının soy çizgi numarasını gösteren bir romen rakamı bulunuyormuş. Bu romen rakamları bir üreme serisinde 1 ile L yani 50 arasında kullanılıyormuş. Aygırlar üretim için seçilirlerse kendi üretim numaralarını alıyor ve annelerinin isimlerinin baş harfi ile başlayan bir isim ile isimlendiriliyorlarmış. Yani kan bağını, anne, baba ve soy ilişkisini açıkça belirleyen bir şekilde kodlanıyorlarmış. Üreme sürecinde aynı isim sadece bir kez kullanılabiliyormuş. Bu da aynı ismin yaklaşık 40 yılda bir kez kullanılması anlamına geliyormuş.
‘’Günümüzde Kladruby Nad Labem Dünyada cins at yetiştirme konusunda hangi ürünler ile tanınıyor?’’ diye sordum araya girerek. Kladruby Beyazları, Generale, Generalissimo, Favory, Sacramoso, ve Rudolfo soy çizgilerinde, Kladruby Siyahları ise Sacramoso, Solo, Siglavi Pakra ve Romke soy çizgilerinde at üretimi ile tanınıyormuş.
Anladığım kadarı ile soylu cins atların üretimi çok emek isteyen bir süreç olmakla beraber, hassasiyet, dikkatli kodlama, teknik ve istatistik biliminin yardımını da gerektiren bir konu.
Şimdi sırada atların eğitildiği bölümler vardı. Bizi bir sonraki binada geniş, cam- kum-jeotekstil karışımı olan çok özel bir malzeme ile döşenmiş bir salon bekliyordu. 1844 yılında İmparator Ferdinand tarafından komplekse eklenen bu eğitim salonu, kötü havalarda ve genç atların başlangıç eğitimleri için kullanılıyormuş. Salonun gösterişli Bohemya kristal avizesi, 1997 yılında İngiltere Prensi Philip’in ziyareti için özel yaptırılmış. Eğitim salonları aynı zamanda günlük özel binicilik dersleri için de kullanılıyormuş. Yani yaklaşık 900 yıllık kompleks, sadece geleneği yaşatmakla kalmıyor genç kuşakların eğitim ve spor gereksinimlerine de cevap veriyor. Tarihinde sadece soylulara ve imparatorluk ailesine hizmet veren bu tesisler, günümüzde içinde bulunduğu toplumun sosyal ve spor çözümlerini de üretmekte.

Kladruby atlarının eğitim süreci, 11 aylık bir döneni kapsıyor. Daima, eğitimli ve yaşça daha büyük bir atın kılavuzluğunda yapılıyormuş. Öncelikle vücut bakımı yapılan atlar, eğer ve koşuma alıştırılıyormuş. Zorlu eğitim dönemi, iki gün süren performans testleri ile sonlanıyormuş. Bu testlerden ‘’Ağır Çekme’’ adı verilen testte, atın kendi ağırlığının dörtte biri ağırlıktaki bir arabayı tek başına çekmesi gerekiyormuş.
Binalardan bir diğeri, 20. Yüzyılın ortalarında kurulmuş olan ve at yetiştiriciliğinde uzman yetiştirme amacı ile açılan bir eğitim okulunun devamı niteliğinde ve orta öğrenim seviyesindeki “At Yetiştirme ve Binicilik Okulu” öğrencilerinin bakımlarını yaptıkları atlara ayrılmış. Öğrenciler bu atlarla, düzenlenen etkinliklere ve performanslara katılıyorlarmış Bu arada Kladruby Beyazı denilen at türü ile ilgili çok ilginç bir ayrıntıyı da öğreniyoruz. Kahverengimsi bir renk ile doğan yavrular büyüdükçe renkleri açılıyor ve 8-10 yıl sonra bembeyaz birer at haline geliyorlarmış. Ahırlardaki grimsi kahve rengi yavrulardan sonra gördüğümüz yetişkinler muhteşem bembeyazlar ve simsiyahlardı gerçekten.
Turumuzun son durağı ana avluya girişte yer alan büyük yönetim binası. Burası geçmiş yüzyıllarda, zaman zaman ziyarete gelen, misafirlerini ağırlayan imparatorluk ailesi üyelerinin konakladıkları bina imiş. Şu anda binanın alt katı, yönetim birimlerini barındırıyor. Üst kat ise müze olarak düzenlenmeyi bekliyor kanımca. Üst katın anahtarları sadece Sevgili Radek’te bulunuyor. Her odanın kapısını anahtarla açıp, sonra dikkatle kilitliyor. Bazı Avusturya Macaristan İmparatorlarının büyük boy tablolarının replikaları duvarları dolduruyor. Yatak odaları, yemek salonları, misafir odaları, eski görkemleri ile olmasa da soylulara ait oldukları sezilecek kadar süslü ve antika eşyalar ile döşeli.
20. Yüzyılda Dünyamızı alt üst eden, iki Dünya savaşı esnasında Avrupa’da yaşananlar, Kladruby Nad Labem’i de oldukça etkilemiş. On yedi adet tarihi binadan oluşan kompleksin kapsamlı ve başarılı restorasyonu 2015 yılında tamamlanmış. 2019 yılında da UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine ve koruma altına alınmış.

Bu bilgileri aldıktan sonra sevgili Radek’i de daha fazla yormamak adına fotoğraflar çekip ilk buluştuğumuz ana bahçeye döndük. Sevgili Radek son olarak bizi burada her yıl düzenlenen etkinlikler konusunda bilgilendirdi. Her yıl nisan ayında uluslararası bir atlı araba yarışı olan Rudolf Kupası, haziran ayında Kladruby At Günü Kutlamaları, temmuz ayında Kladruby Nad Labem’de büyük yarış ve ağustos ayında da kutlanan bir bayram günü varmış. Ayrıca eylül ayının son hafta sonu, Hermanuv Mestec Eğitim merkezinde bir Taşıma Yarışı yapılıyormuş. Son olarak bizi bu yarışmaların tümüne kendi davetlisi olarak beklediğini belirtti. Görüp öğrendiklerimizden şaşkın ve mutlu, sevgili Radek’e rehberliği ve misafirperverliği için minnettarlığımızı belirtip teşekkür ederek vedalaştık. Onu Türkiye’ye beklediğimizi, evimizde ağırlamaktan mutluluk duyacağımızı belirttik. Arabamıza binip gezi planımıza uygun olarak bir sonraki UNESCO Mirasına doğru yola koyulduk.
Seyahatimizin bundan sonraki bir kaç günü boyunca aklıma takılan bazı soruları sizlerle paylaşmak istiyorum son olarak. Biz Türkler Orta Asya’dan Batı’ya doğru göç ederken yüzyılları at üzerinde geçirmişiz. Orta Asya’daki yaşam biçimimizin en önemli unsuru at olmuş binyıllar boyu. Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan yani Türki Cumhuriyetler olarak adlandırılan Orta Asya ülkelerinde, at hala çok önemli. Kırsal alanda at yetiştiriyorlar. At sürüleri besliyorlar. Kadın, erkek hala çok güzel ata biniyorlar. Ama biz, Anadolu’ya göç edenler ne yazık ki at ile olan köklü bağımızı uzun zaman önce kaybetmişiz. Cumhuriyet döneminde Atatürk, at yetiştirilmesi konusuna da önem vermiş ve Karacabey Harasının kurulmasını sağlamış. Ayrıca cins at yetiştirilmesinin önemini vurgulamak amacıyla yılda bir kez yapılan ve son derece prestijli bir yarış olan Cumhurbaşkanlığı ve Gazi Koşusu yarışlarının organize edilmesini sağlamış. Ama Atamızın ölümünden sonra Karacabey Harası ve cins at yetiştirme çalışmaları giderek hızını kaybetmiş. Günümüzde bu yarışlara katılan atların büyük çoğunluğu İngiliz safkanları.
Kladruby Nad Labem’i ziyaretimiz sonrasında düşüncelerim atlar, Türklerin at ile olan geleneksel bağları ve: “Bizim ünlü cins atlarımız nerede?” sorularına yoğunlaştı. Neden Ülkemizde de Dünyaca ünlü atlar yetişmiyor? Bizler ve gençlerimiz neden ata binmiyoruz? At ile yapılan sporlarda neden ülkemizin adı hiç geçmiyor? Atlarımız ile olan bağımız nasıl ve neden koptu acaba?
Köklü geleneklerimizin güçlenerek yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması konusuna yakından bakıp, at yetiştirme, atı sevme, atlarla yeniden tanışma, at sporlarının gençliğimize katkıları konularının yeniden değerlendirilip hayata geçirilmesi ne güzel olur diye düşünmeden edemiyorum.

