SUNUŞ
Kendimi bildiğim ilk yaşlardan beri hayvanları, bitkileri, bulutları, suları merak ederdim. Yıllarla birlikte meraklarımın çerçevesi genişledi. Gökyüzünü, yıldızları, yanardağları, akarsuları, denizleri merak etmeye başladım. Daha sonraları ise nasıl olduklarını, nasıl iken neye dönüştüklerini, farklı insan topluluklarının geleneklerini, ne yiyip ne içtiklerini zaman içinde neler yaşadıklarını öğrenme hevesine kapıldım. Bir yandan tatlısı tuzlusu ile hayat yaşanırken, meraklarım da benimle birlikte yürüdüler hep. Yirmi beş yıllık yoğun çalışma yaşamımın sonunda benzer gezi zevklerini paylaştığım eşimle birlikte gezmeye, görmeye, öğrenmeye daha fazla zaman ayırma fırsatı bulduk. UNESCO Dünya Mirasları ile tanıştıktan sonra ise yaklaşık yirmi yıla yakın bir zaman diliminde yaşamım, insan emeğinin, geleneklerin, geçmiş zamanların, tarihin derinliklerinden günümüze akseden ışığının peşinde geçti desem yeridir.
Gezilerim, en bilge öğretmenlerim oldu aynı zamanda benim. Ücra köşelerde, risk altında hayatta kalmanın değerini, değişen ortam koşullarında, değişen önceliklerin sıralamasını hızlı ve doğru yapmanın yaşamsal önemini öğrendim. Derisinin rengi, inanışı, dili ne olursa olsun insanların sadece insan olduklarını, bana benzediklerini ve çocukların, dünyanın her yerinde masum ve çok güzel olduklarını öğrendim. Yaşamıma karışan bir dolu incik boncuğun, pek çok giysinin, gümüşlerin, kristallerin, malın, mülkün, eşyanın yaşamsal değil, keyfe dair ve kolaylıkla vazgeçilebilir olduğunu öğrendim. Bir ülkeyi gerçek anlamda, gezmek, görmek, tanımak için önce araştırmak, okumak gerektiğini, ancak bu şekilde meraklarıma uyan, ruhumu doyuran geziler yapabileceğimi öğrendim. Yani boşuna idi okul yıllarımın çok gezenle çok okuyanın daha çok bilme yarışmaları. Başımı döndürecek kadar güzel bulduğum dünyanın, biz canlıları besleyip koruduğu gibi doğal güçleri coştuğunda ne kadar karşı konulamaz ve ölümcül olabileceğini öğrendim. Belki de defalarca mahşeri yaşamış olabileceğini.
Gezilerimde işte böyle doğanın yarattığı ve yaşattığı nice güzelliğin bilincine ve tadına varırken bir yandan da kendi içimdeki dünyanın ufuklarında yolculuğumu sürdürdüğümü keşfettim. Gezip görüp, öğrenmenin de ötesinde, en olmaz yerlerde bile burada yaşarım duygusu vardı içimde hep. Uzun seyahatlerde sorardı dostlarım evimi özleyip özlemediğimi. Özlemim her yere idi ve biraz da anlatılması zor bir duygu idi açıkçası. Çok anı biriktirdim yıllar içinde gezilerimizin izlerinde. Dostlarım yazmalısın derlerdi de ben neresinden başlayacağımı pek bilemezdim. Öyle çok ve öyle güzel seyahat yazıları vardı ki okuduklarım içinde. Sanki üzerlerine yazılacak fazla bir şey de yok gibi gelirdi. Zamanla gezilerimde bazı yerlerin, bazı eserlerin, bazı olayların rengiyle, kokusuyla, tadıyla daha bir içime süzüldüğünü farkettim. Hele de kendine özgü hikayelerine ulaşmışsam, sırlarına varmışsam, sarmaş dolaş olmuşsam. Bunları paylaşmalıyım sevdiklerimle, çocuklarımla, torunlarımla diye düşünmeye başlamıştım ki, Türk Standartları Enstitüsü aylık yayın organı Standart Dergisinden gelen bir istek üzerine her ay yazmaya başladım. Yaklaşık dört yıldır aynı dergide, ay ve ay yayınlananların bir bölümü işte bu kitap.
Yaşamımın bu kitap dolayısıyla sizlerle kesiştiği bu noktada dilerim her anlamda gezgin bir yaşamın patikalarında dolaşmak ilginç gelir sizlere.
NİHAL EGE
Mayıs 2021, İZMİR
