UNESCO DÜNYA MİRASI KAVRAMI NASIL DOĞDU?

Nihal Ege, kitap kapak

UNESCO, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Teşkilatının kısa adı, hemen hepimizin tanıdığı bir kelime. Tanıdık bir sima gibi adeta. Dünya Mirası olgusu, dünya ülkelerinin yaklaşık 50 yıldan uzun süredir bildiği, ülkemizin ise son 20 yılda daha fazla önemsemeye başladığı bir kavram.

UNESCO, Ebu-Simbel Taşıma
UNESCO-Abu-Simbel TAŞIMA

UNESCO Dünya Mirasları’nın öyküsü oldukça ilginç. “Yeni sorunlar, yeni çözümlerin üretilmesine neden olur” derler, bu konuda da aynen öyle olmuş. 1959 senesinde Mısır hükümeti, Nil Nehri üzerinde Assuan Barajının inşaasına başladı. Başladı ama baraj dolunca su altında kalacak olan, Nubian bölgesindeki yaklaşık 3500 yıllık Abu Simbel ve Philia mabetlerinin kurtarılması için UNESCO’dan yardım istedi. UNESCO bu konuda bir duyuru hazırlayarak, Birleşmiş Milletler’e üye ülkeleri konudan haberdar etti. Abu Simbel ve Philia mabetlerinin kurtarılma projesi için çok kısa zamanda 50 milyon dolar toplandı. Toplanan para ile proje hayata geçirildi. Blok bir kayaya el aletleri ile oyularak yapılmış bu muhteşem, dev mabetler, bölüm bölüm kesilerek baraj dolduğunda etkilenmeyeceği bir uzaklıkta ve 64 metre yükseklikte tekrar kuruldular. Bu yaklaşım, dünyada bazı değerlerin dünyaya ait olduğunu ve bunlara sahip çıkmanın sınır tanımadığını gösterdi. Bu başlangıç, “Dünya Mirası” kavramının doğmasına neden oldu. Dünyanın kültürel ve doğal değerlerinin tespit edilerek koruma altına alınması fikri hayat buldu. Birleşmiş Milletlere üye ülkeler, zaten bu bakış açısına yabancı değillerdi. Böylece 1972 yılında UNESCO bünyesinde “Dünya Miras Merkezi” kurularak Dünya Kültür ve Tabiat Mirasının korunmasına dair bir sözleşme metni hazırlandı. Birleşmiş Milletlere üye ülkelerin imzasına açılan bu sözleşme, 191 ülke tarafından imzalanarak yürürlüğe girdi. Sözleşmenin ruhu şu cümleler ile yaşama geçirilerek, dünya tarihine çok önemli bir yaprak eklendi:

“Kültür ve tabiat mirasımız, geçmişten gelen, bugün birlikte yaşadığımız ve gelecek nesillere aktardığımız bir armağandır. Yeri doldurulamaz yaşam ve ilham kaynaklarımız, mihenk taşlarımız, kimliğimizdir. Bulundukları topraklara bakılmaksızın bütün dünya halklarına aittir.”

Bu sözleşmeyi imzalayan ülkelere “State Party” unvanı verildi. Türkiye, bu sözleşmeyi 1983 yılında imzaladı ve sözleşme 1984’te yürürlüğe girdi. Sözleşmenin 1972 yılında hazırlanmasının ve imzaya açılmasının ardından, Dünya Miraslarının tespitine ve Dünya Kültür Mirası Merkezinin çalışma kurallarına ilişkin çalışmalar başladı. İlk olarak, Miras yerlerin tescil ve tanıtımında kullanılmak üzere, bir amblem ve bir sertifika formu geliştirildi. Belçikalı bir sanatçı tarafından geliştirilen Dünya Mirası Amblemi, ortadaki kare ile insanın ilham ve ustalığını, etrafındaki daire ile doğanın bize verdiği armağanları, dış kısımdaki daire ile de mirasların küreselliğini ifade etmektedir.

Dünya Miras Merkezine bağlı organlar, yıl içinde çalışır ve Dünya Mirası Adaylarının dosyalarını incelerler. Kriterlere uygun olanlardan dosyaları yeterli görülenler, senede bir defa Haziran, Temmuz aylarında toplanan UNESCO Dünya Mirası Komitesinin toplantısında incelenir. Toplantı sonunda, o yıl Dünya Mirası Listesine alınmayı hak eden yerler açıklanır. Toplantılar, her yıl değişik ülkelerde olmak üzere, üye ülkelerden birinde yapılır. Dünya Mirası Listesine girebilmek için, ülke yönetimlerinin, kriterlere uygun adaylarını tanıtan birer teklif dosyası ile UNESCO Dünya Miras Merkezine başvuruda bulunması gerekir. Adaylığı kabul edilen yerler, aday listesine alınarak yayınlanır. Adaylığı kabul edilen yerler için ülkeler, kapsamlı bir dosya ile hem Miras Adayı yerin önemini hem de Alan Yönetiminin detaylarını hazırlayarak, komiteye sunulacak çalışmayı tamamlarlar.

Belirlenen kriterlere gelince; Dünya Kültür Mirası için 6 kriter belirlenmiştir. Bunlar özet olarak şunlardır:

  1. İnsanın yaratıcı dehasının üst düzeyde bir temsilcisi olması.
  2. Dünyanın bir kültür bölgesinde veya bir dönemde mimarlık veya teknoloji, anıtsal sanatlar, kent planlama veya peyzaj tasarımı alanlarında önemli gelişmelere ilişkin insani değer alışverişlerine tanıklık etmesi.
  3. Yaşayan veya yok olan bir kültür geleneğinin veya uygarlığın istisnai, ender rastlanan bir temsilcisi olması.
  4. İnsanlık tarihinin önemli bir aşamasını veya aşamalarını gösteren bir yapı tipinin, mimari veya teknolojik bütünün veya peyzajın istisnai örneği olması.
  5. Özellikle geri dönülmez bir değişimin etkisi altında hassaslaşmış olan çevre ile insan etkileşiminin veya bir kültürün/kültürlerin temsilcisi olan, geleneksel insan yerleşimi, arazi kullanımı veya deniz kullanımının istisnai bir örneği olması.
  6. İstisnai evrensel önem taşıyan sanatsal veya edebi eserler, inançlar, fikirler, yaşayan gelenekler ve olaylarla doğrudan veya dolaylı olarak ilgili olması.

Doğal Miraslar için 4 kriter belirlenmiştir. Bunlar özet olarak şunlardır:

  1. Üstün doğal görüntülere veya eşsiz doğal güzelliklere ve estetik öneme sahip aşamalarını temsil eden istisnai örnekler olması.
  2. Kara, tatlı su, kıyı ve deniz ekosistemleri, hayvan ve bitki topluluklarının evrim ve gelişiminde devam eden önemli ekolojik ve biyolojik süreçleri sunan istisnai örnekler olması.
  3. Bilim veya koruma açısından istisnai evrensel değere sahip tehlike altındaki türleri içeren yerler de dahil, biyolojik çeşitliliğin yerinde korunması için en önemli ve dikkat çeken doğal habitatları içermesi.
  4. Bilim veya koruma açısından istisnai evrensel değere sahip tehlike altındaki türleri içeren yerler de dahil, biyolojik çeşitliliğin yerinde korunması için en önemli ve dikkat çeken doğal habitatları içermesi.

Komite ilk defa 1978’de 12 yeri DÜNYA MİRASI ilan etmiştir. Bugüne kadar sözleşmeye imza atan 191 ülkeden 163’ünde ve 2025 yılı itibariyle;

  • 972 İnsan yapısı Kültürel,
  • 235 Tabiatın yarattığı Doğal ve,
  • 41 Kültürel ve Doğal birlikte (karma) olmak üzere toplam 1248 alan DÜNYA MİRASI ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır.

Kurulduğu günden bu yana komitenin çalışmaları sonucu çeşitli tehlikelerle karşı karşıya olup, kurtarılan Dünya Mirası alanlardan bazıları şunlardır: Mısır’da Piramitler, Nepal Chitwan Milli Parkı, Yunanistan Delphi Tapınağı, Meksika El Vizcaino Balina Koruma Alanı, Endonezya Borobudur Tapınağı, İtalya Venedik Şehri vb.

Uluslararası finans desteği ile gerçekleştirilen büyük restorasyon projeleri sonucu, yeniden insanlığa kazandırılan Dünya Miraslarından bazı örnekler ise, Kamboçya’da Angkor Wat, Polonya Wielicka Tuz Madeni, Tanzanya’da Ngorongoro Milli Parkı, Hırvatistan’daki Dubrovnik şehri vb.

2025 yılı sonunda ülkelerin sahip oldukları Dünya Mirası sayılarına bakacak olursak, İtalya 61 yer ile birinci, 60 yer ile Çin’in ikinci olduğunu, Türkiye’mizin 22 yer ile on dördüncü sırada olduğunu görüyoruz.

Ülkemizin doğal ve kültürel değerlerini düşündüğümüzde bu sayının ne kadar az olduğu hemen göze çarpmaktadır. Bunun temel nedenlerinden birisi, bir dönem dosyaların hazırlanmasının yavaşlamış olmasıdır.

Son yıllarda UNESCO tarafından alınan bir karar ile bundan böyle her yıl bir ülkeden en fazla bir kültürel bir de doğal miras alanı listeye alınabilmektedir. Ülkelerin konuya verdikleri önem nedeniyle aday listesinde olup listeye girmeyi bekleyen dosya sayısı 1600’e ulaşmış bulunmaktadır. Bu durumda ülkemizin yukarıdaki tabloda ön sıralara çıkması zaman alacak gibi görünmektedir. Ancak çok sevindirici bir diğer tablo ise ülkelerin aday sayılarını gösteren tablodur. 79 Aday yerimiz ile Türkiye’miz dünyada birinci sırada yer almaktadır.

Türkiye’de bulunan dünya mirasları

Ülkemizde bulunan UNESCO Dünya Mirasları ise listeye alınış yılları ve sırası ile şunlardır:

  1. İstanbul Tarihi Alanları (1985)
  2. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (1985)
  3. Göreme Milli Parkı ve Kapadokya (1985)
  4. Hattuşa-Hitit Başkenti (1986)
  5. Nemrut Dağı (1987)
  6. Xanthos-Letoon (1988)
  7. Hierapolis-Pamukkale (1988)
  8. Safranbolu Şehri (1994)
  9. Truva Antik Kenti (1998)
  1. Selimiye Camii ve Külliyesi (2011)
  2. Çatalhöyük Neolitik Kenti (2012)
  3. Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu (2014)
  4. Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı (2014)
  5. Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı (2015)
  6. Efes (2015)
  7. Ani Arkeolojik Alanı (2016)
  8. Afrodisyas (2017)
  9. Göbekli Tepe (2018)

Türkiye’mizin kültürel ve doğal miras zenginliğinin bir belgesi niteliğinde olan ve UNESCO Dünya Mirasları Aday Listesinde bulunan 79 yerimizi merak eden okuyucularımız unesco.org.tr adresinden listeye erişebilirler. Türkiye’nin de içinde bulunduğu bu başarılı organizasyonun çalışmaları bu kadarla kalmayıp, pek çok ülkenin üniversitelerinde UNESCO Kürsüleri kurulması, ASPnet Kardeş Okullar Ağı vb. gibi çalışmalar ile genç nesillerin bilgilendirilmesi ve ilgilerinin artırılması konularında çok başarılı adımlar atmaktadır. Ayrıca dünyamızın ve insanlığın farklı alanlardaki Mirasları olan;

  1. İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası
  2. Dünya Belleği
  3. Man and Biosphere
  4. UNESCO Küresel Jeopark Ağı vb. gibi konularda da Miras Listeleri düzenlenmekte ve her yıl yenileri eklenerek koruma altına alınmaktadır.

UNESCO’nun bu konulardaki çalışmalarının orta yaşlardaki gezgin bir çiftin yaşamı ile nasıl kesiştiği ve devamı ise farklı bir öykünün konusu. İsterseniz biraz da bu öyküye kulak verelim. Orta yaşlarda bir çift dediğim yabancı sayılmaz, tanıdığınız bir çift. Evet yanılmadınız. Ben Nihal Ege ve sevgili eşim Atila Ege. Bundan yaklaşık 25 yıl önce Şili’de kesişti yollarımız UNESCO Dünya Mirası kavramı ile. O bize “Merhaba” dedi. Biz de ona çekingenlik sezilen bir gülümseme gönderdik. Tabii ki, bu konunun esprisi. Rastlaşma gününün biraz öncesinden başlamalıyım anlatmaya. Biz, ülkemizi, dünyamızı, doğayı, insanları, havayı, nehirleri, çölleri, hayvanları, bitkileri, tarihi, uygarlıkları, yemekleri, gezmeyi, görmeyi, anlamayı, kısaca yaşama dair ne varsa seven bir çiftiz. İkimiz de yaşamın aynı frekans bandında olduğumuzdan tüm bunları birlikte yapmayı da çok seviyoruz. Başka türlüsü de çok zor olurdu zaten. Çoluk, çocuk kendi yaşam yollarına çıktıktan sonra, kalan zaman ve paramızı gezilerimiz için kullanmaya karar verdik. Gençliğimizden beri fırsat buldukça veya yaratabildikçe gezerdik ama bundan böyle daha çok hayallerimizin peşinden gitmeye karar verdik.

İlk uygulama Şili gezimiz ile başladı. Harita üzerinde kısa bir çalışma ile ince uzun bir ülke olarak Güney Amerika Kıtası’nda batı sahillerinin 4000 km’den daha uzun bir bölümüne zarif bir yaslanış ile yerleşmiş Şili’ye uçtuk. Planımız başkent Santiago de Chile’ye uçup sonra ülkenin orta bölümünde bulunan Puerto Montt’dan başlayarak kuzeye doğru gitmek idi. Öyle kısa bir sürede hazırlanmıştık ki, eşim her gezide yaptığı detaylı hazırlıkları yapma fırsatını bulamamıştı. Otellerimiz, ulaşım biçimlerimiz belli değildi. Seyahat planı ise kuzeye doğru sıralanan şehirleri içeriyordu. Conception, Valparaiso, La Serena, Copiapo, Antofagasta ve en kuzeyde Iquique’den dönmeyi düşünmüştük. Toplam 35 günümüz vardı. Doğrusunu söylemek gerekirse ben, bu yeterli hazırlık yapamamış olma durumundan çok memnundum. Yerel ulaşım araçlarını kullanarak ülke insanlarını ve yaşam biçimlerini de tanımak istiyordum. Kısacası her türlü yorgunluğa hazırdım. Ne de olsa daha gençtim o zamanlar.

Bu zorlu, biraz karmaşık, biraz da hazırlığı aceleye gelmiş maceramızda şans ilk olarak Santiago otobüs terminalinde karşımıza çıktı. Biz yol, yöntem arayışı içinde soruştururken, “Siz Scott ile konuşmalısınız.” dendi. Birkaç kişiden aynı ismi duyunca “Scott’u nasıl bulabiliriz?” diye sorduk. Cevap kanlı canlı olarak geldi. Yardımsever Şilililerden biri yanımızdan ayrılıp 10 dakika içinde Scott ile birlikte geri geldi. Güzel Türkçemizdeki “Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez” sözü yaşamımıza geçmişti sanki. Scott bir Amerikalı, gezmeye geldiği Şili’de güzel bir Şilili kıza tutulunca, çok sevdiği Şili’de kalmış. Sevdiği kız ile evlenip, pansiyon işletmeye başlamış. Bu arada Şili’yi görmeye gelen turistlere de yardım meleği olmuş. Şili’yi çok iyi tanımış, eğitimli, yakışıklı bir genç Scott. Programımıza baktı, nasıl bir gezi yapmak istediğimizi sordu. 10 dakika sonra “Siz bu programı unutun” dedi ve bizi mutlu edecek programı planlayıverdi. Mutlaka görmemiz gereken yerleri haritada işaretledi. Oralarda tanıdığı pansiyonların adreslerini telefonlarını sıraladı, hatta her durakta ne kadar kalıp çevrede nereleri dolaşmamız gerektiğini kapsayan detaylı bir program çıkarttı ortaya. Biz şaşkın, sevinçli, minnetle teşekkür ettik turistlerin koruyucusu Scott’a. Vedalaşıp geldiği gibi hızla yanımızdan ayrıldı.

Bizim için yaşam aniden bahara dönmüştü bu güzel ülkede. Öyle ya, nereye gideceğimizi, nasıl gideceğimizi, hatta nerede ne kadar kalıp, nereleri göreceğimizi bile öğrenmiştik.

Scott ile başlayan Şili maceramız, sonraki yıllarda dostlarımız ile anılarını en çok paylaştığımız gezilerimizin başında geldi her zaman. Ama o an bilemediğimiz sürprizler de bekliyormuş bizi meğer. Scott’un önerisi ile gittiğimiz Puerto Fuy, Şili ile Arjantin sınırında, And dağlarının muhteşem kıvrımları arasında uzanan bir gölün kenarında, çok küçük bir köy. İspanyol işgalinden sonra ilk yerleşimcileri oduncular imiş. Çünkü çok sayıda nehrin pırıl pırıl suları ile beslenen gölün çevresi, yeşilin her tonunda güzelim ağaçlarla çevrili. İnsanoğlu hala ağaç kesiyor bu civarda ama artık çılgın bir hırsla değil, başka canlıları tamamen yok etmeden, kontrollü olarak.

O tarihte Puerto Fuy’da otel falan yok. Sadece bir hostel var. O da gelen turistlere yetiyor. Ahşaptan yapılmış binalar, soba ile ısınan ortak kullanım alanları ile temiz, şirin, beklentileri karşılayan bir yer. Dikkatimizi çeken ise, hostelde kalanların hemen hepsinin derli toplu, iyi eğitimli gençler olması. Ortak alanlarda konuşmalara biraz kulak verdiğimizde, çoğunun 5 ay, 9 ay, 1 yıl gibi sürelerle Güney Amerika ülkelerini dolaşmaya gelmiş Avrupalı gençler olduğunu anladık. Kahvaltıda, daha sonra İsviçreli olduklarını öğrendiğimiz genç bir çift ile aynı masaya oturduk. Tanışıp biraz sohbet ettiğimizde, her ikisinin de üniversitede öğretim görevlisi olduğunu, 3 yıl çalışıp para biriktirdikten sonra görevlerinden ayrılıp 1 yıl sürecek Güney Amerika ülkelerini kapsayan bu geziye çıktıklarını öğrendik. Seyahatlerinin sonunda ülkelerine dönüp çalışmaya devam edeceklermiş. Eşim ile göz göze geldiğimizde, keşke ülkemiz gençleri de dünyayı böyle tanıma fırsatı bulsalar düşüncesi, bakışlarımızdan birbirimize aktı sanki. Sohbet biraz daha ilerledi. Şili’nin kuzeyinden geliyormuşlar. Bu gezilerinde Güney Amerika ülkelerindeki UNESCO Dünya Miraslarını geziyorlarmış. UNESCO Dünya Mirası mı? “Bu da ne ki?” der gibilerden birbirimize baktık. “Nereleri oluyor UNESCO Dünya Mirası yerler?” diye sorduk. Yok olması veya zarar görmesi halinde dünyamız tarihine ve insanlığın yarattığı kültürel değerlere ait çok değerli bilgi ve eserlerin kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya kalacağı yerlerin, UNESCO tarafından belgelenip koruma altına alındığı yerler olarak açıkladılar. Bu kadar önem verilen bir konuda bilgimiz olmadığı için kendimizi biraz kötü hissetsek de önümüzde yepyeni bir yol açıldığının, önemli değer ve kavramların keşfedilmek üzere bu yola sıralandığı sezgisi ile sohbetimize devam ettik. Biz geldiğimiz yerler hakkında onlara bilgi verdik, onlar gideceğimiz yola ilişkin bilgi ve deneyimlerini bizimle paylaştılar. Türkiye’ye davet ederek veda ettik bu kültürlü, sevecen ve yardımsever dünya insanı genç çifte. Sonra yolumuza devam ettik, çok ilginç yerler gördük, çok değişik bir kültüre tanıklık ettik. Şili’nin misafirperver harika insanlarını tanıdık ve unutulmaz anılar biriktirmiş olarak, ama en önemlisi UNESCO Dünya Mirasları kavramını yaşamımıza katmış olarak ülkemize döndük.

Ülkemizde var mıydı acaba UNESCO Dünya Mirası? Varmış ve o tarihte 9 adet imiş. Hem de 1985’ten beri. Biz 15 yıldan beri neden bilmiyoruz bunu? Peki, bilen var mı? Üzüntü ile anlıyoruz ki, Dünya Mirası Alanlarımızın yerel yöneticileri de dahil olmak üzere bu konuyu bilen de, umursayan da pek yok.

Bundan sonrası yoğun bir araştırma dönemine denk gelir yaşamımızda. UNESCO ile yazıştık. Eşim UNESCO Dünya Miraslarına ilişkin kitaplar, yazılar istedi. Kısa bir süre sonra UNESCO’dan istediğimiz kitaplar, dosyalar geldi. Dostların da yardımı ile yüzlerce sayfa tutan kitaplar tercüme edildi, düzenlenerek Türkçe olarak yeniden yazıldı. UNESCO Dünya Mirası nedir? Bu kavram nasıl ortaya çıktı? Nasıl organize oldu? İşleyişi nasıldır?

Soruların cevapları, sabah güneşinin, doğanın güzel detaylarını keyifle aydınlattığı gibi birer birer aydınlığa çıktı.

Ülkemizde pek de tanınmayan, UNESCO Dünya Mirası kavramı acaba başka ülkelerde nasıl değerlendiriliyordu? Bu soruyu kendimize sorduğumuz andan itibaren, yaşadıklarımız, eğitimlerimiz, yaşama bakış açımız ve vatanımıza duyduğumuz sevginin ışığında önemli bir görevimiz olduğuna karar verdik.

İlk olarak UNESCO Dünya Mirasları’nın en yoğun olarak bulunduğu Avrupa ülkelerinden başlamak üzere arabamız ile tek tek dolaşarak fotoğraflamaya, yerel yöneticiler, müze müdürleri ve Dünya Miras Alanlarındaki görevlilerle görüşmeye başladık. Derlediğimiz bilgileri, ülkemizdeki benzer Dünya Miras Alanları ile kıyaslayarak sunumlar hazırlayıp sunmaya, arkadaş toplantılarından başlamak üzere, Sivil Toplum Kuruluşları, Rotary Kulüpler, Lions Kulüpler, yerel yöneticiler, dernekler, vakıflar vb. gibi kurum ve kuruluşların toplantılarına konuşmacı olarak katılmaya ve konuyu hatırlatacak konferanslar vermeye başladık. Ülkemizdeki bazı Miras Alanlarının yerel yöneticilerinden, valilerinden randevular alarak konunun önemini, nasıl tanıtılarak yöre halkının kalkınmasına yardımcı olacağını anlattık.

Yaklaşık 20 yıllık bir süre içinde, yaz aylarında Avrupa ülkelerindeki, kış aylarında dünyanın diğer ülkelerindeki Dünya Miras Alanlarını gezdik, fotoğrafladık, bilgi topladık. Türkiye’de olduğumuz zamanları, bu konudaki konferanslara ayırdık. Kültür Hizmetleri ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün Bodrum’da gerçekleştirdiği bir toplantıdaki konuşmamızdan sonra, Genel Müdürlük tarafından yapılan davet üzerine eşim Atila Ege, tüm Genel Müdürlük personelini kapsayan bir konferanslar dizisini gerçekleştirdi. Günlerce süren ve gerçekleştirilen konferanslar sonunda yetkili makamlarla verimli işbirlikleri gerçekleşti. Burada zamanın Kültür Hizmetleri ve Müzeler Genel Müdürü Sn. Orhan Düzgün’ün konuyu sahiplenişini anlatmadan geçemeyeceğim. İşte o günden sonra Türkiye’nin Dünya Miraslarına bakışı değişti. Daha sonra göreve gelen Genel Müdür Sayın Osman Murat Süslü’nün eşimi Ankara’ya çağırarak yeni oluşturulan UNESCO Müdürlüğü personeline bir eğitim verdirmesi ile gelişmeler bir üst platforma taşınmış oldu.

Bu arada geçen yıllar içinde, Avrupa’da Rusya’dan Portekiz’e, Norveç’ten İtalya’ya, İngiltere’den Cebelitarık’a adım adım Dünya Miras Alanlarını gezdik tam 12 büyük gezi yaptık. Avrupa dışında ise Amerika, Asya, Afrika, Avustralya kıtalarında araştırmalarımıza devam ettik. Yurt içinde ise yeni Miras Alanlarımızın UNESCO tarafından kabul edilebilmesi için çalışmalarımıza kanalize ettik.

Son olarak 1998 yılında Truva Antik Kenti, UNESCO tarafından listeye alınmış, sonraki 13 yıl listeye hiçbir yerimiz girememişti. Yapılan ortak çalışmalar sonucu 2011 yılında Edirne’de bulunan Mimar Sinan’ın ustalık dönemi eseri Selimiye Camii ve Külliyesi, Dünya Miras Listesine girdi. Yaşadığımız kente bağlı olan Bergama’nın dosyasının hazırlanması sürecinde Bergama yerel yönetimi ile işbirliği içinde tanıtım ve bilgilendirme toplantıları yapıldı. Bu arada ülkemizin önde gelen gazete ve dergilerinde tam sayfa röportajlarımız yayınlandı. TRT dahil olmak üzere 6-7 TV kanalında programlara katıldık. Böylece UNESCO ve Dünya Mirasları konusunda kamuoyunu aydınlatıcı çalışmalarımızı kanalize ettik.

Bütün bunlar olurken bir taraftan da, pek çok gezimizi dostlarımız ile paylaştık, bazılarını birlikte planladık ve gerçekleştirdik. UNESCO Dünya Mirasları konusundaki birikimlerimizi, yakın dostlarımızla bizzat Miras Alanlarını gezerek artırdık. Bu paylaşımlar bizi, çalışmalarımızı birlikte yapabileceğimiz bir platformda birleştirdi. Bu konuda ülkemizde kurulmuş ve halen faaliyetlerine devam etmekte olan ilk ve o tarihte tek Sivil Toplum Kuruluşu olan Dünya Mirası Gezginleri Derneği çatısı altında birleştirdi. Bizimle birlikte yürümeye karar veren dostlarımız enerjimizi yükseltti ve birlikte yeni projelere yöneldik. Diğer değerli yerlerimizin de UNESCO Listesine alınması için aday adaylarının sayısının artırılması, yerel yönetimlerin teşvik edilmesi, halkımızın bilinçlendirilmesi çalışmalarına hız verildi. Ayrıca Derneğimiz üyelerinden kurulan gönüllü eğitim komisyonumuzla, Milli Eğitim Bakanlığı’nın izni çerçevesinde ortaöğretim kurumlarında konferanslar vererek, gençlerimizin bu konuda bilinçlenmelerine katkıda bulunmaya başladı. Geleceğin, Dünya Miras Alanları konusunda karar verecek yöneticileri olacak bugünün gençlerinin bilinçlendirilmesi çok önemliydi. Konferanslar, değerli sponsorların da katkıları ile konuya ilişkin dergi, broşür, afiş, şapka, tişört, yapboz gibi eğitici materyallerle güçlendirildi. İzmir ilimizde bir Rotary Kulübü de, Rotary Projesi olarak söz konusu eğitim çalışmalarına katıldı. Derneğimizin kurulduğu 2010 yılından günümüze kadar bu konuda eğitim verilen öğrenci sayısı yaklaşık 30 bine ulaştı.

Şili’nin Puerto Fuy adlı küçük bir köyünde başlayan maceramız bugün yüzlerce aktif üye ile ülkemizin geleceği adına umut kaynağı projelere dönüştü. Derneğimizin eğitim komitesi, orta öğretim kurumlarında UNESCO destekli Dünya Mirası Kulüplerinin kurulmasına ve okullarımızın UNESCO Kardeş Okullar Grubuna katılmalarına yol göstermekte ve yardım etmektedir. Aynı zamanda Dünya Mirası Gezginleri Derneği’nin hem kurucusu hem de bir süre Başkanlığını yapan eşim Atila Ege 2013-2015 yıllarında UNESCO Milli Komitesi Somut Dünya Kültür Mirasları Komisyonunda da görev aldı.

Aday yerlerimizin dosyalarının hazırlanmasında çalışacak yeterli sayıda uzman akademisyenin bulunmaması dosyaların gecikmesine neden olmaktaydı. Bu konudaki çalışmalar meyvesini vermekte gecikmedi ve 2015 yılında Kadir Has Üniversitesi’nde, Derneğimizin, Koç Holding kuruluşu olan Bilkom ve Türk Kültür Vakfı ile birlikte Partner kuruluşu olduğu Dünya Mirasları ile ilgili UNESCO Kürsüsü kuruldu. Konusunda dünyada üçüncü, ülkemizde birinci olan kürsü, tüm dünya ülkelerinden öğrenci kabul ederek lisansüstü eğitimi vermektedir.

unesco-world-heritage-centre-world-heritage-site-organization-others-blue-angle-culture-thumbnail

Her geçen gün mutluluğumuzu ve umudumuzu pekiştiren güzel gelişmeler olurken, ben ve eşim de hem çalışmalarımıza devam ediyorduk hem de gezilerimize. Birkaç yıl önce, dünyada UNESCO Dünya Miraslarını gezen çeşitli ülkelere mensup, bir grup gezgin ile bir internet sitesinde buluştuk. Ve 2000’li yılların başından itibaren UNESCO Dünya Mirasları konusundaki gezilerimizin ve çalışmalarımızın, bizi bu konuda bir başarıya daha ulaştırdığını gördük. Bu bizi çok mutlu etti ve ülkemiz adına çok gurur duyduk. Artık listelerde Türkiye’mizin adı ilk sıralarda geçmekte.

Dünya gezginleri ile sanal ortamda bir internet sitesinde tanışmak bana başka ufukların kapısını açtı. Birbirini tanımayan, sadece sitedeki isimleri ve sayıları takip eden bu özel grubun bir araya gelmesinin belki de bu konuda çok uluslu bir platformun yapılanmasına vesile olacağını düşündüm. Listede ikinci olan İngiliz Ian Jackson’ı davet ederek İzmir’de evimizde, kendisi dördüncü, eşi onuncu olan yine başka bir İngiliz çifti de baba ocağım Çanakkale’de misafir ederek ağırladık. Bu buluşmalarda planlanan toplantı ile hayalim sonunda gerçekleşti. 2015 yılı 26 Ağustosunda Hollanda’nın 2015 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine giren Miras Alanı Van Nelle Fabrika Kompleksinde, Hollandalı dostumuz Els Slot’un ev sahipliğinde, listenin ilk 30 sırasında bulunanların katıldığı ilk buluşmamızı gerçekleştirdik. Bu toplantıda ilk sıralardaki gezginlerin Türk oluşunun ilan edilmesi, bizim gözümüzü yaşartan bir güzellik olmuştu.

Sevgili okuyucularım, bir olguyu amaç edinip ideal haline getiren, onun için yıllarca çalışan, emeğini, umudunu veren insanların öykülerini çocukluğumdan beri hep sevmişimdir. Biz de dünyadaki bir olayın farkına varıp, onu amaç edindik eşimle. Üstelik emeklilik yıllarında idik. İki kişi yola çıkmıştık. Bir süre hep ikimizdik, yalnızdık, bizimle yürüyen yoktu. Biz, kendimizi kaptırmıştık bir kere devam ettik. Hatta bazen umutsuzluğa kapıldığımız halde devam ettik. İnanıyorduk ki, yolların birleştiği, insanların birlikte yürümeye başladığı bir kavşak vardı. Ve ne mutlu ki, o kavşağa varabildik. İşte olmuştu, başarmıştık. Sonrası çok daha kolaydı, çok daha güzeldi. El eleydi, gönül gönüleydi. Aynı amaç için bir araya gelinen bir şölendi. Özetle, yaşamımın en heyecan verici macerası idi.

Bir süre sonra eşim derneğin başkanlığını yol arkadaşlarına devretme mutluluğuna erdi. Biz de dostlarımızla birlikte yeni Dünya Miraslarının peşinde dünyamızın dört bir yanında çok güzel geziler yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Konuya ilişkin sunumlar ve konferanslar vermeye de keyifle devam ediyoruz tabii.