Bu yazı Türk Standartları Enstitüsü Yayını Standart Dergisinde Yayımlanmıştır.
TSE web sitesinde görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz:
TSE.org.tr/Dergi/2024/01/dergi.pdf
2022 yılının 15 Mart’ında, bahara hazırlanan modern ve çok kültürlü Manhattan’da bulunuyorduk. Central Park, Broadway ve Wall Street gibi ikonik noktaların arasından geçerek, eşimin kardeşinin önerisiyle otelimize yakın olan New York Kızılderili Müzesi’ni ziyaret etmeye karar verdik. Amerika’nın yerli halkı hakkında bugüne kadar bildiklerimiz genellikle beyazların kaleminden çıkmış senaryolar ve kovboy filmlerinden ibaretti; bu nedenle yerli halkın kendi perspektifini yansıtan bu müzeye girmek benim için çok önemliydi. Müze binası, mimar Cass Gilbert tarafından tasarlanan ve 1907’de tamamlanan tarihi Alexander Hamilton Custom House binasıdır. 1994 yılından bu yana Amerikan Kızılderili Ulusal Müzesi’nin George Gustav Heye Merkezi olarak hizmet veren bu yapı, kalıcı ve geçici sergilerle yerli kültürünü, yaşam biçimlerini ve geleneklerini tanıtmaktadır.





Müze iki ana bölümden oluşmaktadır: İlk bölüm Dakota modern sanatının öncüsü Oscar Howe’un eserlerine, ikinci bölüm ise ünlü koleksiyoncu George Gustav Heye’nin devasa koleksiyonuna ayrılmıştır. 1915 doğumlu Yanktonai Dakota sanatçısı Oscar Howe, geleneksel Kızılderili sanatını modern formlarla birleştiren devrimci bir isimdir. Eğitim hayatına devletin Kızılderili okullarında başlayan Howe, zamanla kendi özgün dinamizmini ve enerjisini resimlerine yansıtmıştır. Özellikle kas yapılarının ve anatominin ön plana çıktığı figürleri, geleneksel iki boyutlu yaklaşımların ötesine geçmiştir.
Howe’un sanat tarihindeki en önemli kırılma noktalarından biri, bir yarışmada eserinin “geleneksel tarzda olmadığı” gerekçesiyle reddedilmesi üzerine yazdığı meşhur mektuptur. Bu mektupta Howe, Kızılderili sanatının bir aşamada durdurulup geliştirilmesinin engellenemeyeceğini ve atalarının kültürünü canlı tutarak modern dünyada var olmaya devam edeceğini savunmuştur. 1960’lara gelindiğinde perspektifini tamamen değiştirmiş, figürlerini adeta bir girdaba dönüşen soyut kompozisyonlarla sunmaya başlamıştır. Sanatçı, bu başarısıyla Kızılderili resminde bireyselliğe önem veren yeni bir akıma öncülük etmiş ve genç yerli sanatçılara klişelere direnmeleri için ilham kaynağı olmuştur.
Müzenin ikinci bölümü ise Wall Street finansçısı George Gustav Heye’nin adanmışlık öyküsünü barındırır. Heye, tüm Amerika kıtasını dolaşarak yaklaşık 80 bin parçalık devasa bir koleksiyon oluşturmuştur. Bu koleksiyonda, av gereçlerinden kutsal ritüel malzemelerine kadar göçebe-avcı yaşamın her türlü detayını görmek mümkündür. Heye’nin 1957’deki vefatından sonra Smithsonian Enstitüsü’ne devredilen bu koleksiyon, bugün yok olmaya yüz tutmuş bir kültürün yeniden canlanmasına ve gelecek kuşaklara aktarılmasına hizmet etmektedir. Müzeden ayrılırken, hem Howe’un sanatsal başkaldırısı hem de Heye’nin bu kültürü koruma çabası, insanlık tarihine eklenen bu değerli adanmışlıklar karşısında bende büyük bir saygı uyandırdı.





