AKDENİZ’İN KÜÇÜK ADASI MENORCA

Menorca, koy 2
menorka harita

Bu yazı Türk Standartları Enstitüsü Yayını Standart Dergisinde Yayımlanmıştır.
TSE web sitesinde görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz:

Akdeniz, Dünyamızın altın kuşağında güzeller güzeli bir iç deniz. Kendisine özgü ekosisteminde eşi benzeri bulunmaz aromalar, tatlar barındıran coğrafya. Avrupa, Afrika, Orta Doğu, çevrelediği hiçbir kıtanın, bölgenin adını almaz Akdeniz kıyıları. O topraklar Akdeniz sahilleridir. Akdeniz kıyılarıdır. Akdeniz iklimidir. Akdeniz bitki örtüsüdür. Akdeniz balıklarıdır. Akdeniz’dir kısaca. Tarihinde, zaman zaman yükselen, gerileyen, hükmeden, hükmedilen kıyı şehirleri, kazanılan kaybedilen savaşları, mitolojik kahramanların insan yaşamlarına benzer zaaflarla süslü hikâyeleri, yüzyıllara-binyıllara yayılan lezzetler ve keyif ehli yaşam biçimleri geliştirilen Akdeniz. Dünyamızda sınırlı sayıda bulunan özel dünya parçalarının en güzellerinden biri Akdeniz.

Menorca cizim afis

Ben Akdeniz’i, sevdiğim her yerden çok, bir başka severim. Çocukluğumda, hatta biraz daha aklımın başımda olduğunu sandığım gençlik yıllarımda, Akdeniz’e hasret kalırsam yaşayamayacağımı düşünürdüm. Yıllar sonra, çalışmak, didinmek, çoluk çocuk işleri sükuna erdiğinde tüm çevresini dolanmak kısmet oldu. Ayrıca zaman zaman vakit ayırıp birbirinden güzel Akdeniz adalarını ziyaret ettik eşimle. Her biri neredeyse tamamen farklı doğal ve kültürel özelliklere sahip. Anadolu yarımadasının Akdeniz’e bir elin parmakları gibi uzanan dağlarının, nefes almak için su yüzüne çıkması gibi serpilen Yunan adaları bu genellemenin dışında kalıyor. Çünkü Batı Anadolu topraklarına benzer özellikleri taşıyorlar coğrafi olarak, hem de antik çağlardan günümüze Yunan halkı ve kültürü, benzer sosyal yapılar oluşturmuş bu adalar grubunda.

Akdeniz adalarına yaptığımız gezilerde, Balear Adaları (Ibiza, Mayorka ve Minorka) hep program dışı kalmıştı her nedense. 2023 yılı Mayıs’ı için planladığımız İspanya adaları gezimize Kanarya adaları ve Balear adaları ev sahipliği yaptı bu kez. Kanarya adaları
gezimizden Madrid’e dönüp, Ibiza ve Mayorka adalarına uçtuk. Sonrasında ülkemize dönmeden önce son durağımız ise, 28 Mayıs 2023 günü ulaştığımız coğrafi adı Menorca olan Minorka diye tanıdığımız ada idi. Palma şehir gezimizin ardından, saat 16’da Mayorka’dan kalkan uçağımız kısa ve keyifli bir uçuştan sonra Minorka adasına indi. Uçağımız alçalırken ilk gözüme çarpan şey, toprağı kaplayan tipik Akdeniz bitki örtüsü makilerdi. Havaalanına iner inmez bizi bir sürpriz bekliyordu. Valizimiz Palma hava alanında uçağa yüklenmemiş. Valizimiz gelince gönderilmek üzere otelimizin adını bıraktık ve kiralık arabamızı alarak yola çıktık. Rezervasyonumuzun olduğu otele ulaştık. Çok şirin bir sahil kasabasında, yamaca yaslanmış nefis manzaralı bir yapı. Kayalık dik yamaçlarla karaya doğru uzanan deniz, kayalarda çatlayan dalgalarla sakinleşip kumsala uzanıyor. Sular ışıl ışıl. Otelde odamız kayaları, koyu, plajı görüyor. Minik balkonunda iki sandalye bir sehpa tam keyiflik. Çok sevdim burasını. Şimdilik tek problem gelmeyen valizimiz. Sevindirici olan ise, olmazsa olmazları sırt çantamızda taşımamız.

Menorca koy
Menorca 2

Yarın için planımız, 2022 yılında UNESCO Dünya Mirası Aday Listesine alınan, Prehistorik Talayot yerleşimlerini görmek. Ama bu güzel akşamüstü, bu huzur dolu yerin tadını çıkarmalıyız. Otelimizin önündeki yoldan kayalık buruna doğru yürüyüşe çıktık. Eğimli yamaç, yolun altında denize kadar uzanıyor. Tek katlı, iki katlı, beyaz boyalı Akdeniz tipi, bahçeli, şirin evler yol boyunca sı- ralanmış. Hatta yolun altındaki yamaca bile birkaç ev yerleşmiş. Hele biri var ki çok ilginç ve bir o kadar da güzel. Aşağıya doğru baktığımızda önce evin terasını gördük yamaca yaslanmış. Altında nohut oda bakla sofa dediklerimizden minik bir ev. Önündeki balkon, kayalara oturtulmuş. Önü açık balkondan üç-beş basamakla bir başka kayaya, oradan bir başka kayaya ve en alt basamakta ayakların suya eriyor. Sonrası deniz-derya. Birkaç adım sonra evin bahçesi göründü. Yamaca basamaklar şeklinde küçük teraslar yapılmış, biri sebzelere ayrılmış, diğerleri rengarenk çiçeklere. Bu evcik, kollarını denize doğru açmış, coşkuyla bağırıyor sanki. Gözlerimle okşadım, kollarımla sardım o evi. Fotoğrafını çekip, ‘işte bu’ diye işaretledim anılarımda. Yürüyüş yolumuzun sonu kayalıklarda bitiyor. Yolun bittiği yerde, kayaların üstüne yerleştirilmiş şirin restoranlar başlıyor. Hatta kayalık burnun ucunda bir otel görünüyor uzaktan. Cafe-restoranların birinde en uçtaki masaya kurulup bir kahve içtik. Buradan da koyun manzarası şahane. Henüz Akdeniz yazlarının canlılığı başlamamış, etraf tenha ve sessiz. Sadece doğanın sesleri duyuluyor. Henüz valizimiz gelmemiş, üstümüzde dünden kalanlar, ama kimin umurunda. Burası başka bir yer ve öncelik Akdeniz’in ruhuyla dans etmek şu an.

Menorca 6

Otele döndük, valizden haber yok, yapılacak bir şey de yok. Sabahı bekleyeceğiz çaresiz. Yorgun ama gördüklerimizden memnun, terli tozlu ama yarın görmeyi umduklarımızla heyecanlı, uykunun koynuna devriliverdik sessizce. Pırıl pırıl güneşli bir günün merhabasına uyandık. Akdeniz güneşi bu. Acıktırır, susatır, coşturur. Kahvaltı otelin koya bakan bir köşesinde, fazla büyük olmayan yüzme havuzunun etrafına yerleştirilmiş masalarda. Deniz dünden daha mavi ve sakin. Dünyanın binbir köşesinde neler oluyor bilmiyorum ama, bu köşesinde ve şu anda bulunmaktan çok memnunum. Kahvaltıda neler yedik hatırlamıyorum ama her lokma bir diğerinden daha lezzetli geldi bana. Hele kahvaltımız bitmeden bize ulaştırılan valiz müjdesi keyfimize keyif kattı.

Bugün UNESCO Dünya Mirası adayı Talayotlardan bazılarını görmek istiyoruz. Araştırmalarıma göre Talayotlar, Prehistorik zamanlarda adada yaşayan insanların yaptıkları yerleşim yerleri. Yerleşimlerin en önemli özellikleri, tamamen kendine özgü formlarda olması ve tapınma-sunak yerleri olduğu düşünülen, Taula adı verilen ilginç yapıları barındırması. Yalnız Minorka adasında rastlanan bu tip yerleşim, toplam 35 Talayot’tan oluşuyormuş. Vakit kaybetmeden otelden ayrılıp, kiralık arabamıza bindik ve Alaior kasabasına doğru yola çıktık. Çünkü yolumuz üzerinde Talayotik yerleşimler de denilen Talayotlar’ın en büyüklerinden biri olan Torralba d’en Salort yer alıyor.

Menorca koy 2

Kısa bir yolculuktan sonra ulaştığımız, kısa adı ile Torralba, etrafı düzgün bir çit ile çevrili arkeolojik alanın giriş kapısından itibaren bizi etkiledi. Henüz aday olmasına rağmen düzenleme, ziyarete açık bir dünya mirası gibi tamamlanmış. Karekodlu bilgilendirme pa-
noları, belirlenmiş yürüme yolları, engelli uygulamaları, yardıma hazır alan görevlileri ve modern tuvaletler. Ülkemizdekiler başta olmak üzere tüm aday sitelerde hayal ettiğimiz bir titizlikle hazırdı.

Önce genel bilgi veren panoları incelemekle başladık. Burada bulunan ve listelenen arkeolojik bölümlerden bazıları, tarih öncesi taş ocağı, Talayotik dairesel evler, Taula kutsal alanı, orta çağ sonrası ev, mezar mağaraları, sarnıç, hayvan barınakları, harman yeri, kiklop (ciclopia) duvar (harç kullanılmadan büyük kayalar birbiri üzerine oturtularak duvar örme tekniği) sütunlu bölüm idi.

Başlangıç tarihi hakkında kesin bilgi olmamakla birlikte, Talayotik kültürün MÖ 1600’lerde kiklopik yapılar inşa ettiği ve MÖ 123’teki Roma işgaline kadar özgün bir yaşam biçimini sürdürdüğü bilinmekte imiş. Akdeniz’in ortasındaki bu küçük adanın halkı, deniz ve gök-
yüzü arasında izole kalmış ve tamamen doğal koşullara paralel olarak farklılaşmışlar. Adanın taş zemini üzerine yine taş kullanılarak kurulan yerleşimler, zemin üzerinde
toprağa gömülmeden günümüze ulaşmış.

Menorca 1

Torralba d’en Salotta’da ilk önümüze çıkan ve Taula adı verilen T biçiminde yerleştirilmiş iki taş idi. Devasa büyüklükte ve ağırlıkta bir anıtı çağrıştıran bu yapıt, yerleşimin en gösterişli ve karakteristik özelliği idi. Bilgilendirme panosuna göre dik duran taşın yüksekliği 4,30
metre, başlık taşı ise 3,80 metre uzunluğunda ve 73 cm. yüksekliğinde imiş. Taula’nın toplam yüksekliği 5 metre. Her iki taş da düzgün şekilde kesilerek biçimlendirilmiş.

Dik konumdaki taş, gömülü taş takozlarla güçlendirilerek ana kayaya tutturulmuş. Başlık taşı ise sanki hiç ağırlığı yokmuş da dünya var olduğundan beri orada duruyormuş gibi doğal görünüyordu. Taula kelimesinin Katalanca ‘masa’ anlamına geldiğini öğreniyoruz. Bu
ise Menorkan denilen Minorka halkının Katalan kavimlerinden olduğu tanısını güçlendiriyor.

Taula’yı daire şeklinde yerleştirilmiş taşlardan oluşan bir çember çevreliyor. Kutsal alan Taula’nın bizi etkileyen sade ve ihtişamlı görüntüsü yanında, Göbeklitepe buluntularına çağrışım yapan şekilsel özellikleri karşısında şaşkındık. Bölgesel uzaklık bir yana, asıl zaman farkı düşündürücü idi. Göbeklitepe buluntuları 12 bin yıl öncesine uzanırken, Minorka’daki Talayot yerleşimlerinin en erken MÖ 2000’lere kadar gittiği sanılmakta.
Torralba d’en Salotta’da ilk kazılar 1970’lerde başlamış. Prehistorik döneme ait iki Talayot ve hayret uyandıran bir Taula’nın yanında, en önemli diğer buluntular, küçük
bronz bir öküz heykelciği ki şu anda müzede sergilenmekte, tanrı Tanit’e ait iki pişirilmiş toprak figür ve üç bacaklı bronz bir at olmuş. Bunların dışında Kartacalılar ve Roma dönemlerine ait seramikler bulunmuş.

İlerlediğimizde ilgimizi çeken bir diğer yapı, tepesi kesilmiş bir koni biçiminde olup çevresi tepeden döküldüğü izlenimini veren taş yığınları ile dolu bir kalıntı idi. Bilgilendirme panosundan öğrendiğimize göre, yapının merkezinde taşıyıcı sütun olabileceği düşünülen, dik konumlanmış silindirik bir taş bulunmakta imiş.

Torralba d’en Salotta’da diğer bir ilgi çekici özellik ise mezarlığın bir parçası olan iki mağara idi. Bunlardan biri 10 metre kadar uzunluğa sahip doğal bir mağara, diğeri ise 7,5 metre derinliğinde kazılarak yapılmış. Bu mağaraların yerleşimin su ihtiyaçlarını karşılamak ama-
cıyla değişik dönemlerde sarnıç olarak da kullanıldığı düşünülmekte imiş.

Ana kaya düzleştirilerek ve etrafı çevrilerek ortak bir harman yeri oluşturulmuş. Çevrede büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar için ağıl olduğu düşünülen yapılar bulunmakta.

Adada hayatın devamını sağlamak üzere düzenli ve büyük nehirler yok. Bu nedenle ada halkının hayatta kalması hayvancılık ve tarım yaparak yiyeceklerini sağlaması büyük ölçüde yağmur suyunun toplanmasına bağlı imiş. Yağmur suyunu tutmak amacıyla ana kaya
üzerinde su biriktirecek çukurlar ve bunları birbirine bağlayan kanallar oluşturulmuş. Toplanan sular atalarının ölülerini gömmek için düzenledikleri antik mağarada toplanmış. Talayotik toplumun su ihtiyacı büyüölçüde bu sarnıçlar ile karşılanmış.

Yerleşimin çevresi devasa taş bloklar kullanılarak inşa edilen duvarla çevrilmiş. Tarih bilimcilerce muhtemelen Minorka’nın dışarıdan gelen saldırılarla tehdit edildiği
ve bölge sakinlerinin kendilerini savunma ihtiyacı hissettiği geç Talayotik dönemde inşa edildiği düşünülmekte. Dikdörtgen bloklardan oluşan bir tabanın üzerine, araları küçük taşlarla doldurulmuş çift sıralı uzun dikey kayalardan yapılmış.

Torralba d’en Salotta, Talayotik yerleşim yerlerinin en iyi korunmuşlarından biri olarak, dünyada bilinen, rastlanan hatta tahmin edilen hiçbir yerleşime benzemeyen bir yerleşim türü. MÖ 1600’lere kadar takip edilebilen, ancak daha önce de insan yerleşimi olduğu düşünülen bu benzersiz kültürün izlerini takip ederek, bir ikinci önemli Talayotik yerleşim yeri, Torre Del Galmes’e doğru yola çıktık.

Torre Del Galmes’in girişinde, küçük bir bina inşa edilerek Visitor Center (Ziyaretçi Merkezi) olarak düzenlenmiş. İçeri girdiğimizde siteye ait harika fotoğraflarla karşılaştık. Ayrıca tanıtıcı bir film izledik. Film animasyon olarak hazırlanmıştı ve Talayotik kültürün tanıtımı
çok şirin anime karakterlerle canlandırılmıştı. Büyükler ve özellikle çocuklar için kolay anlaşılır ve hatırlanır olması çok hoşuma gitti.

Menorca antik site 6

Ziyaretçi Merkezi, Torre Del Galmes hakkında çok sayıda görsel ve yazılı doküman barındırıyordu. Bu yerleşimin tarihi geçmişi biraz daha karmaşık. MÖ 1200-MÖ 500 arasında Talayotik bir yaşam biçimi sergilerken, MÖ 500-MS 100 arasında tarımda farklılaşmalar ve dış kaynaklı dinsel etkilerin ön plana çıktığı gözlemleniyormuş. Torre Del Galmes’in 19. yüzyılda yapılan kazılarında, antik halkın yaşamına ait olanlar kadar bu
ikinci döneme ait bulgular da elde edilmiş. Pön ve Roma amforaları ticaret hayatına, tahıl öğütmeye yarayan el değirmenleri, dokuma tezgahlarına ait ağırlıklar, bizler, kemik aletler, ürünlerin ve gıdaların işlenmesi, depolanması ile ilgili araç gereçler yaşamın gelişerek şekillendiği konusunda araştırmacılara bilgi vermiş. Kuzey Afrika’da bulunan Kartaca’nın deniz ve ticaret hakimiyeti, Batı Akdeniz’de Fenike kökenli Pönlerin yakın ada Ibiza’daki kolonisi ile olan ticari ilişkiler, mal, bilgi ve fikir alışverişine imkân sağlamış.

Zaman içinde Fenike kolonileri, Kartacalılar, Romalı tüccarlar, Mısır ile olan ilişkiler Talayotik halkı başka kültürlerle tanıştırmış. İyi sapan kullanıcıları olan ada erkekleri önce Kartacalıların daha sonra Romalıların yanında savaşlara katılmışlar. Savaşlardan sağ dönenler savaş ganimetleri yanında başka diyarların başka uluslarına ait aletleri ve bilgileri de beraberlerinde getirmişler. Yeni tanrılar, yeni ayin biçimleri ile tanışmışlar zamanın akışı içinde. Örnek olarak hiç yağmur yağmadığı söylenen ülkeden Şifa Tanrısı İmhotep’in oğlu Ptah, bronz bir heykelcik olarak adaya çıkmış. Ptah öylesine itibar kazanmış ki, yerleşimin kutsal alanı Taula’ya yerleştirilerek onurlandırılmış.

Torre Del Galmes, ilk sakinleri tarafından tahminlere göre 4000 yıl kadar önce küçük bir tepenin üzerine ilk Talayot ve Taula yapılarak kurulmuş. Kuruluş yeri çevreye hâkim ve güney kıyılarına kadar uzanan bir görüş alanına sahip. Daha geç zamanlarda farklı konumlarda ve muhtemelen farklı amaçlarla iki Talayot daha inşa edilmiş. Koniye benzer biçimli bu kulelerden, adanın büyük kısmı ve güney sahilleri görülebildiğinden yabancı
ziyaretlerinden zamanında haberdar olabilmeyi sağladığı düşünülmekte. Son yüzyıllarda ziyaretçi sayıları giderek arttığından ve hatta bazı ziyaretçilerin iyi niyetli olmadıkları görüldüğünden, yerleşimin etrafının bir duvarla çevrilmesi ihtiyacı doğmuş. İlk Talayot’tan güneye doğru Talayotik dairesel ev grupları, mağaralarla desteklenen su toplama alanları,
çatıları sütunlarla desteklenen depolama alanları ile, ilk yerleşim giderek genişlemiş. Yerleşimin duvarla çevrilmesi son Talayotik dönemde gerçekleşmiş (MÖ 500-100).

Menorca antik site 8

MS 123 yılında Romalıların adalarını işgali, Antik Talayotik yaşam biçiminin sonu olmuş. Minorka halkının direnişi, ardından Romalı General Quintus Caecilius yönetimindeki güçlü Roma kuvvetleri tarafından yenilişi ve Roma yönetimine geçişi, ada halkı için kendilerine özgü benzersiz bir kültür ve yaşam biçiminin sonu olmuş. Ancak bu tarihe gömülüş bir anda gerçekleşmemiş elbette. Harç kullanılmadan inşa edilen evler, Romalıların inşaat teknikleri kullanılarak yeniden yapılanmış. Henüz yazıyı bile bilmeyen bir toplum, Akdeniz çevresinde, günümüzde hala izleri ve etkileri süren Roma kültür ve yaşam biçimi ile karşılaşmış.

Torre Del Galmes’in arkeolojik kazılarla yeniden düzenlenmiş sokaklarında dolaşıp, Talayotlarını, kutsal Taulas’ını, dairesel evlerini, su sarnıçlarını incelerken, zamanda yolculuk yapabilir, antik toplumun yaşam biçimini hayal edebilirsiniz. Bunda, arkeologlarca titizlikle yeniden düzenlenmiş erişim yollarının ve profesyonelce düzenlenmiş bilgilendirme panolarının da katkısı olduğu kuşkusuz. Ama gerçekte, Talayotik sakinlerin bize kalan izleri sadece olağan dışı yapıtları. Çünkü nasıl giyindikleri, hangi yemekleri pişirdikleri, nelere inandıkları, ritüellerinin nasıl olduğu, doğaya ilişkin hangi kadim bilgilere sahip oldukları zamanın karanlık labirentlerinde çoktan yitip gitmiş. Ama beni daha çok heyecanlandıran Taulalardı. Son Talayotik dönemde Taulaların, çevrelerindeki dairesel koruyucular inşa edilmiş.

Ateş, şarap ve tanrılara kurban edilen hayvanlarla bütünleşen bir ritüelin gerçekleştiği önemli dini mekanlar oldukları düşünülüyormuş. Taula’nın 10 tonun üzerinde olduğu hesaplanan dikey taşının taşınması, dikilmesi pek çok zorlukla gerçekleştirilmiş olmalıydı.

Toplum tarihçilerine göre Toralba d’en Salort Taulası dışında kalan 29 yerleşimin Taulası, konumları güneye dönük olarak yapılmış. Taulaların arka planında gökyüzünün gözlemlenmesine en uygun konumda da Talayotlar inşa edilmiş. Bir hipoteze göre bu düzenleme antik çağlarda takım yıldızların topluluk için önemli olduğu anlamını taşımakta imiş. Unesco adaylığını fazlasıyla hak eden küçük ada Minorka’nın bu benzersiz mirası Torre Del Galmes, Akdeniz’in diğer antik kentleri ile benzer bir kaderi paylaşarak terkedilen yaşam biçimleriyle birlikte ıssızlığa gömülmeden önce, 1000 yıl boyunca çeşitli istilalara uğramış. MÖ 10. yüzyılın başlarında bu kez de Müslüman Arapların istilasına uğramış. Adaya yerleşen Araplar, ayakta kalan yapılarda bazı değişiklikler yaparak kendilerine yeni bir yaşam alanı yaratmışlar. Mağaraları yağ üretimi için, dinlerinin ibadet mekanı olarak da bir antik binayı cami olarak düzenlemişler. On beşinci yüzyılın sonlarında Iber Yarımadası’nda Emevilerin varlığına son verilip İspanyol birliği kurulduğunda, Minorka’daki Arap varlığı da tarihe karışmış.

Minorka, mirasının kalıntıları ile baş başa kaldığında, Menorkan halkın torunları da zamanlarının koşullarına uygun olarak kendilerine yeni yaşam biçimleri kurmuşlar. Günümüzde ülkelerin, şehirlerin önemli gelir kaynağı olan turizm, Minorkayı da beslemekte. Akdeniz’in güzel iklimi, yazı uzun ılık koyları, altın ışıltılı güneşi ile başka öyküler yazmakta bu zaman diliminde.

Bu yazımda Talayotik Minorka konusunu seçmemin enönemli nedeni, eşimle UNESCO Dünya Miraslarını gezerken rastladığımız pek çok antik kalıntıda dikkatimi çeken ve pek çoğunun ne amaçla yapıldığı tam bilinmeyen taş yapılardı. Bunlar, inançlar ve tapınma törenlerile ilgili oldukları düşünülen yapılardı. En çok tanınanlarından biri İngiltere’de bulunan, geçmişinin 8000 yıl öncesine dayandığı düşünülen UNESCO Dünya Mirası
Stonehenge. Bir diğeri Senegambia’da gördüğümüz yine dünya mirası olan toprağa çakılmış dairesel taş yapılar. Malta Skorba prehistorik taş tapınakları. Dünyamızda insan topluluklarının yerleşik düzene geçtiği en eski tarihi, 12 bin yıl ve daha da eskilere bağlayan Unesco Dünya Mirası ve dünyaca ünlü Göbeklitepe antik sitemiz. Ve henüz görmediğimiz bilmediğimiz pek çokları. Adadan ayrılırken antik zamanların bilinmezlerinden ve her zaman merak uyandıran eski insan yerleşimlerinden, yaşamlarından bir kucak dolusu soru işareti bıraktı kucağıma Akdeniz’in küçük adası Minorka ve onun Talayotik sakinleri.