AFRİKA’NIN GÜZEL RİO’DAKİ İSKELESİ

N.EGE-DMİ-Rio de Janeiro Brezilya

Valongo Wharf

Valongo harita

2018 Şubat’ında yaptığımız ve Amazonlarda Manaus’tan başlayıp, Sao Paolo’da sona eren büyük Brezilya gezimizde, beni en çok etkileyen UNESCO Dünya Miraslarından biri de, Rio de Janeiro’daki Valongo Wharf oldu.

Tam adı Sao Sebastiao do Rio de Janeiro olan Brezilyanın bu ünlü kenti, kısa adıyla Rio’nun göbeğinde ve denize uzak bir meydanın ortasında, bir kaç farklı taş cinsinin göze çarptığı toplam 100 metrekareyi geçmeyen bir rıhtım parçasından neden bu kadar etkilendiğimi merak ettiyseniz hikâyesine başlayabilirim.

Rio’ya geçmiş yıllarda bir kaç kez gitmiştik eşimle ve farklı mahallelerde ayrı ayrı başlıklarla UNESCO Listesi’ne alınan yapıtları gezmiştik. Valongo Wharf’in listeye alındığı 2017 yılından önce idi bu ziyaretlerimiz. O tarihlerde bu meydanda göze çarpan bir kalıntı da yoktu sanırım. Nasıl oldu da UNESCO Listesi’ne girdi acaba? Ülkemizden Efes ve Afrodisyas antik kentleri gibi muhteşem eserler listeye ancak bir kaç yıl önce girebildi. Alanya Kalesi, Kızıl Kule ve Büyük Selçuklu Tersanesi iki yıl üst üste görüşmelerde bazı nedenlerle reddedildi. 82 aday eser ile Dünya birincisi bir ülke olduğumuzu ve aday eserlerimizin şüphe götürmez değerleri düşünüldüğünde, farklı zamanlarda bir kaç katman eklenmiş ve şehrin içinde bir meydanın ortasında kalmış iskele parçasının listeye neden ve nasıl alındığını düşünmek gerekiyordu.

Adaylığın kabulü ve listeye alınma sürecinde, eserlerin dosyaları, o eserin tarihi, değeri, çevresine ve insan topluluklarına etkisi vb. gibi unsurlarla birlikte bir senaryo çerçevesinde hazırlanmakta. Çünkü UNESCO ilgili kurum ve kurullarında değerlendirmeler, ülke yönetimlerince hazırlanan dosyalar üzerinden yapılmaktadır. Bu gösterişsiz iskele kalıntısı için hazırlanan dosyanın da çok etkileyici olduğunu düşünmeden edemiyordum. Biz de aday eserlerimizin evrensel değerlerini açıkça ve yadsınamaz biçimde ortaya koyan dosyalarla çıkmalıyız yetkili kurulların karşısına diye düşünüyordum çevreyi dolaşırken. Bu sorularıma yanıt bulmam ve Valongo’yu anlamam biraz zamanımı aldı. Tarihini okumam, öğrenmem gerekti. Meğer Valongo kendi başına bir tarih imiş. Hiç unutulmaması ve bir daha yaşanmaması için çaba harcanması gereken bir tarih.

Valongo_arkeolojik-site_Rio_de_Janeiro
Valongo arkeolojik site, Rio de Janeiro

Valongo Wharf’in en etkileyici yanı, zamanına olduğu kadar Güney Amerika ve Afrika kıtalarının geçmişine ve geleceğine sosyal ve ekonomik olarak vurduğu damga imiş. Afrika Kıtasının batı kıyılarından ve özellikle günümüzde Angola, Gine ve Kongo adı verilen ülkelerden getirilen siyahi kölelerin karaya çıkartılması için 1811 yılında inşa edilmiş. 1500’lü yıllardan itibaren başlayan Afrika’dan Güney Amerika’ya doğru acı ve gözyaşı dolu köle akışının karaya ilk kanlı ayak izlerini bıraktığı yer imiş aynı zamanda. Bu toprakların zengin altın ve gümüş madenlerinde, şeker kamışı tarlalarında, yol inşaatlarında ölesiye çalıştırılan kölelere olan ihtiyaç giderek artmış o zamanlarda. 1700-1800 yılları arasında altın ve gümüş yatakları ekonomik işletme koşullarının alt sınırına dayanmış. Ancak gelişen şeker kamışı ve kahve endüstrisi çekmemiş pençesini Afrika insanlarının bedenlerinden.

Taşınan kölelerin miktarı 1803’te ikiye katlanmış. 1808’de köle trafiği daha da hız kazanmış. Bu artışta köle gemilerinin her seferinden elde edilen yüksek kazancın da rolü büyük oluyormuş. 1808 yılında Portekiz Kraliyet Ailesi’nin Rio’ya gelişi bu ticaretin boyutlarını daha da artırmış. Valongo Wharf yapılmadan önce neredeyse üst üste yığılarak haftalar boyu yolculuk ettikleri gemilerin ambarlarından alınan köleler, sandallarla sahile taşınır ve doğrudan kumsala indirilirlermiş.

N.EGE-DMİ-Valongo İskele kalıntısı
Valongo İskele kalıntısı

Köle ticaretinin hızını azaltan bu durumun çözümü Valongo Wharf ile gelmiş. 1811’den itibaren taşınan kölelerin sayısı çılgın bir hızla artmış. Çünkü artık Maranhoa ve Bahia köle gemileri iskeleye yanaşıp değerli yüklerini bir seferde boşaltabiliyorlarmış. 1811-1831 yılları arasında bu iskeleden sevk edilen köle sayısının 500 bin ile 1 milyon arasında olduğu sanılıyormuş. Oysa 1815 yılında yapılan Viyana Konferansı’nda Avrupa ülkelerinin çoğu tarafından köle ticaretinin yasaklanması karara bağlanmış. 1830 yılında sömürgelerinde köleliği kaldırdığını ilan eden İngiltere tarafından 1831 yılında da resmen yasaklanmış ve İngiltere Donanması uluslararası Atlantik sularında köle gemisi avına başlamış. 1831-1865 yılları arasında 150 bin köleyi serbest bırakmış. Bunda İngiliz kâşif Livingston’un, Zanzibar’da toplanan kölelere uygulanan şiddet ve insanlık dışı koşullar sonucu 80 bin Afrikalının hayatını kaybettiğini yazmasının da katkısını unutmamak gerekir. Bu gelişmeler, benzer bir şekilde Osmanlı İmparatorluğunun da 1847 yılında Afrika’dan köle getirilmesini yasaklamasına neden olmuş.

Köle ticaretine tepkiler dalga dalga yayılır ve köle ticareti sahnesinde yüzyıllar içinde bunlar olurken, Afrikalı yaralı köle ayaklarının siyah derileri ile bu topraklarda ilk dokundukları Valongo’nun yıldızı 1843 yılında tamamen farklı bir nedenle yeniden parlamış. Portekiz Veliahtı Don Pedro II’nin nişanlısı Prenses Teresa Cristina’nın gelişi nedeniyle iskelenin üstüne 60 cm. yüksekliğinde bir set yapılmış ve demirleme dizaynı yenilenmiş. Ayrıca bir yürüyüş yolu ve rampası ilave edilmiş. İsmi de Empress Wharf olarak değiştirilmiş.

N.EGE-DMİ-Unesco Dünya Mirası Valongo
Unesco Dünya Mirası Valongo

Brezilya’da da 1850 yılında kâğıt üstünde kalan göstermelik bir yasaklama girişimi olmuşsa da köle ticareti baskılara rağmen hız kaybetmeden devam etmiş. İlk özgürlük girişimi ancak 28 Eylül 1871’de Vente Livre – Özgür Rahim Yasası ile kölelerden doğan bebekler özgür sayılmış. Bunu 1885’te Altmışlıklar Yasası izlemiş ve 60 yaşın üstündeki köleler özgür bırakılmış. Portekiz sömürgesi olan Brezilya, 13 Mayıs 1888 tarihi ile Batı dünyasında köleliği en son yasaklayan ülke olmuş. Bunda belki de Avrupa’da Rönesans’tan sonra ilk Afrikalı köle pazarının Lizbon’da kurulmuş olmasının da payı vardır. 13 Mayıs 1888’de kabul edilen ve o tarihlerde kral olan Don Pedro II’nin kızı Prenses Isabel tarafından imzalanan Lei Aurea-Altın Yasa ile başlangıcından yaklaşık 350 yıl sonra kölelik resmen yasaklanmış.

Yeni şekli ile yapılış amacı dışındaki ticari aktivitelere de hizmet ederek 1911 yılına ulaşan Valongo Wharf ise ‘Kentsel Reform’ adı altında Belediye Başkanı Pereira Passos tarafından yapılan büyük bir düzenleme sırasında şehrin yol taşlarının altına ve dolayısıyla da tarihe gömülmüş. 2011 yılına kadar tam bir asır boyunca tarihin derinliklerinde uyuyan Valongo Wharf, geçen zaman içinde hızla büyüyüp değişen şehrin kıvrımları arasında denizden de uzaklaşmış. 2011 yılında hatırlanıp uyandırılan bir hayalet gibi yeniden şehrin bir parçası olmuş. Yapılan arkeolojik kazılarda kaldırımların ve yol taşlarının altında kalan duvar ve döşemeleri bir kaç katman halinde gün ışığına çıkmış. En alt katmanda bulunan küçük parke taşlı bölüm, ilk inşa edilen orijinal Valongo Wharf olarak tanımlanmış. Bu tarihte liman başkanlığına devredilerek, Brezilya Milli Miras Listesi’ne alınmış. Çok anlamlı olmasına rağmen fiziki olarak çok küçük bir alanda, küçük taş döşeli bu kalıntı, 2013 yılında, 350 yıl boyunca tahmini 2 milyon siyah Afrikalı kölenin Brezilya topraklarına ilk ayak bastığı iskele olarak, bu köle yolunun anıtı ilan edilmiş. 2017 yılında da UNESCO tarafından Atlantik ötesi Afrika’dan yapılan köle ticaretinin bir unsuru olan bu yer, insanlığa karşı işlenen rekor bir suçu temsil eden bir sembol olarak UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne ve koruma altına alınmış.Valongo Wharf böylece Dünya Sahnesindeki ibret verici yerini almış.

Dünyamızın 350 yıllık zaman diliminde yaşananlar, bu coğrafyadaki sosyal yaşamda da geri döndürülemez değişikliklere neden olmuş. Küçük Afrika diye de anılan yörede Afrikalı nüfusu ve buna paralel olarak hastalıklar rekor düzeyde artmış. Brezilya’da özgür bırakılan köleler birdenbire ortada kalmışlar. Onları çalıştıran, yiyecek ve yatacak yer veren birer sahipleri varken ansızın “sahipsiz” kalıvermişler. İşte bu tarihten itibaren Brezilya’da adı konmamış başka bir tür kölelik yüzünü göstermiş. Karın tokluğu ve yatacak yer karşılığı çalıştırılmaya başlamış, artık bu ülkenin yerlisi haline gelmiş siyah derili insanlar.

Valongo rıhtımı, tanıtım levhası
Valongo rıhtımı, tanıtım levhası

Ta ki kendisini kölelik olgusu ile mücadeleye adamış olan “Yoksulların Babası” diye anılan Başkan Getulio Vargas  (1882-1954) tarafından işçi hakları yasası çıkartılana kadar.

Günümüzde Rio şehri muhteşem plajları, özellikle Copacabana’sı, Dünya’nın yeni yedi harikasından biri olan Corcavado Heykeli, ünlü Maracana Stadyumu, ünlü Rio Festivali ile turizm dünyasının başını döndürüyor. Ancak sokak aralarına bakanlar, satır aralarını okuyanlar, gecekondu semtlerindeki zavallı yaşamları, melez çocukların yoksunluklarını, kuytu köşelerde pislik içinde aç uyuyanları göreceklerdir. Kölelik kalkmış olsa da köle acıları, yoksunlukları, açlıkları henüz silinmiş değil buralardan. Eşimle UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Valongo Wharf’ı, şehir haritasından yolları takip ederek, üç beş kişiye sorarak bulduk. Neredeyse evimizin salonu kadar bir alanı kaplayan bu bir kaç farklı taş sırasına bakarken yüzyıllar boyu, ailesinden koparılış, bilinmeyenlere sürükleniş, açlık, esaret, en çok da ölüm korkusu, ağır demir halkalarla sıktı yüreğimi. Doğada özgür doğan insanın insan eliyle esaretine isyan eden aklımın çığlıkları doldurdu kulaklarımı. Valongo Wharf, hiç unutulmaması gereken bir zaman diliminin utancını gelecek kuşaklara da hatırlatmak üzere gerçekten hacmi ile kıyaslanmayacak büyüklükte yer kaplıyor. Hele Afrika ülkesi Moritanya’da köleliğin resmi olarak yasaklandığı tarihin 2007 olduğu dikkate alınırsa.

Dünyamızın herhangi bir köşesinde, kaybolmuş zamanların kültürlerine ait muhteşem bir sanat eserinin detayları ile hazırlanırken, UNESCO Listesi’ne adaylık dosyası, kimi zaman da ortada gözle görünen fazla bir şey olmamasına rağmen tarih, yaşanmışlık ve toplumlara şekil verilmişlik üzerine inşa ediliyor.

Valongo Wharf’in dosyasını görmedim ama eminim sayfaları parlak simsiyah güzelim insan derisinden ve yazıları kan kırmızısıdır.

Başka zamanlarda, başka mekânlarda buluşmak dileğiyle şimdilik hoşçakalın diyorum sizlere.

Sevgilerimle.