İstanbul’da Anadolu yakası sahilinde çok sevdiğim bir kafe- restoranın ismidir Zanzibar. Adı söylenirken bile egzotik bir baharat kokusu çarpar burnunuza. Gemici Simbat, tarçın, karanfil, zencefil… Çikolata tenli güzel kızlar, iri parlak siyah gözler, Arap tacirler geçer gözlerimizin önünden beyaz harmanileri ile. Bir de Afrika ana karasının doğusunda, Hint Okyanusunun sıcak mercan resifli sularında dünyalar güzeli bir adadır Zanzibar. Kumsalları beyazın en beyazı, balıklar desen derya kuzusu. Bilinen tarihinde Hint Okyanusunun dönemsel akıntılarını kullanarak gelen ve Dhow denilen yelkenliler var. Arap Yarımadası, Hindistan sahilleri, Sri Lanka ve diğer Uzak Doğu limanlarından gelen.


1880’de Almanya, İngiltere ile yaptığı anlaşma ile Afrika ana karasındaki Tanganyika adlı bölgeyi sömürge yapmış. Zanzibar Sultanlığı da İngiliz mandası altına girmiş. Ulusal kahraman Nyerere, 1961’de Almanya’dan bağımsızlığını alıp Tanganyika Devletini, 1963 te de anakaradan yaklaşık 50 km uzaklıktaki Zanzibar, İngiltere’den bağımsızlığını alarak Zanzibar (Zengibar) Devletini kurmuş. 1964’te bu iki devlet Tanzanya adı altında Birleşik Cumhuriyet oluşturmuşlar. Günümüzde bu iki devletin başşehri ana karadaki Dodoma şehri.
İnsanoğlu, tarih boyunca elindeki teknik olanakları ve yaşadıkları dünya parçasının doğal koşullarını kullanarak ticaret yapmış, göçler yaşamış. Masalımsı geçmişinde üçer aylık rüzgâr periyotlarında çok gelen olmuş adaya, çalışmak için, ticaret için, macera için. Ama gelenlerin çoğu kalmış bu meyvesi bol, balığı bol, insanı güzel adada.

İşte bu nedenle güzel melez insanlar ülkesi Zanzibar. Tarihi boyunca Asurlular, Sümerler, Mısırlılar, Finikeliler, Hintliler, Çinliler, İranlılar, Arap Sultanlıkları, 15. yüzyılın sonlarına doğru Portekizliler, Oman Sultanlığı, Hollandalılar, İngilizler gelip geçmiş ada tarihinden. Doğu Afrika köle ticaretinin merkezi olduğu acılı bir dönem de var geçmişinde. Özetle ticaretin her türlüsü yapılmış bu sularda.

Zanzibar’ın eski şehir merkezi Stone City diye anılıyor günümüzde. Şehir 2000 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine ve dolayısıyla da koruma altına alınmış. Nerede ise 4500 yıllık geçmişini eski şehrin mimarisinde okumak mümkün. Farklı kültürler birbirini etkilemiş, birbirinden etkilenmiş, zevkli mimari kokteyller oluşturmuş.
Hint konakları havali’ler ile, Arap kumtaşı işlemeleri ahşap kapılarda birleşmiş, tüm kapı ve pencereler harikulade ahşap oyma işleri ile süslenmiş. Bu güzel kapıların üzerlerinde nefis oymaların yanına, yakın zamanlara kadar taşıma işlerinde kullanılan fillerden evleri ve kapıları korumak amacı ile sert sivri koruyucular yerleştirilmiş.


Büyülü Baharat adamız Zanzibar’ın adına gelince, Araplar buraya vardığında siyah tenli insanlarla karşılaşırlar Zencilerle. Bu sahillere zenci sahili (barı) derler: Zenjibar. Bu söyleniş daha sonra Zanzibar haline gelmiş. İsmine ilişkin söylentilerden bana en güzel gelen bu oldu.
1499’da Vasco de Gama’nın adaya ulaşması ile Avrupalılar girmiş adalıların hayatına. Portekizliler savunma amaçlı taş yapılarda mercan resiflerini kullanmışlar. Oman Sultanları eşi benzeri olmayan saraylar yaptırmışlar, Beit al Acaip gibi.
Beit al Acajip yani Garip Yapı gerçekten ilginç bir saray. Tavan mesafesi 5 metreye yaklaşan 3 katlı saray şimdi müze olarak kullanılıyor. Zanzibar’da ilk elektrik bu evde kullanılmış, ilk asansör bu eve kurulmuş.
Saray hemen Portekiz Kalesinin yanında. Kale içinde hediyelik eşya satıcıları mekân tutmuş. Ama dış duvarlar yıllara meydan okurcasına dimdik ayakta.
Şehrin yerel pazarı tüm İber Yarımadasındaki mercadoların (pazarların) bir benzeri. Ayakkabıcılar, kumaşçılar, baharatçılar, sebzeciler, balıkçılar…. Aklınıza gelen her ürün için ayrı bir bölüm var.

Baharat adası Zanzibar’ın baharat bahçeleri ise ayrı bir alem, ayrı bir güzellik. Turistler için hazırlanmış baharat turlarında, çocukluğumuzun sihirli şifa güçlerini çağrıştıran isimleri ile zencefil, zerdeçal, tarçın, karanfil, muskat, karabiber ve daha neler nelerin bitkilerini, ağaçlarını, özelliklerini görüp öğrenmek mümkün. Bu çeşit çeşit baharatları ve bu baharatlar kullanılarak yapılmış mis kokulu doğal sabunları kaynağından, baharat adası Zanzibar’dan almak da bir ayrıcalık bana göre.
Fildişi ticareti de adanın hayatında önemli rol oynamış. Fildişi için öldürülen filler adada yok olma noktasına gelince ana karadan binlerce fildişi Zanzibar’a satış için getirilmiş. 1895’te de yapılan bir büyük fildişi deposu şu anda 4 yıldızlı bir otel. Zamanında bu güzel otelin yerindeki depoda binden fazla fildişi depolanırmış bir seferde. Ünlü fildişi tacirinin evi ve deposundan devşirme olan bu otel, ahşap oyma yatak başları, sandalyeleri, sandıkları ile bembeyaz kumsala yaslanmış bir başka hikâyeyi anlatıyor. O günlerin anısına otelin adını da TEMBO yani Fil Oteli koymuşlar.

Köle ticaretinin anıları ile yüklü Mangapwani mercan mağarası ve köle bekletme odaları yürekleri sızlatan insanlık suçlarının işlendiği mekanlar. 16. ve 19. yy.lar arasında Afrika kıtasının içlerinden toplanan kadın, erkek ve çocuk kölelerin tarihi köle yolları üzerinden ulaştığı bu sahillerde bekletilip, ticaret gemileri ile başta Amerika kıtası olmak üzere köle pazarlarına sevk edilişlerinin utanç verici hikayesinin geçtiği yerler. İçimiz burkularak, acı ve utanç duyarak dolaştık, insanın insana köleliğinin bir daha yaşanmaması için dua ettik.
Zanzibar’da tanıştığımız Babu, turizm işi yapmaya çalışan sevimli bir genç adam. Karısı Meryem, iki yaşındaki kızı ve beş yaşındaki oğlu ile giriverdi hayatımıza. Evine davet etti. Kıyılmış balkabağı yaprağından sebze yemeği, çok yakalanan ton balığı ızgarası ve mancuk püresi, nefis bir öğle yemeği idi bizim için.

Sevgili Babu bütün Zanzibarlılar gibi “ Hakuna Matata” diyordu hep. Sorun yok, her şey güzel anlamında. Babu’nun gönüllü olarak verdiği şehir turunda karşılaşıp selamlaştığı okul arkadaşları, balıkçılar, meyve satıcıları da yerel görüntüleri ile karıştı Zanzibar anılarımıza.
Nesli kaybolmakta olan Aldabra dev kaplumbağaları Zanzibar’a 20 dakika uzaklıktaki Changuu adlı hapishane adasında koruma altında. İki kaplumbağa ile başlayan ev sahipliği şu anda 124 dev kaplumbağaya ulaşmış. 120 cm uzunluğa ve 250 kg ağırlığa erişebilen bu dev kaplumbağalar 200 yaşına kadar yaşıyormuş. Gerçek yaşam alanları Seyşel adalar grubunda Aldabra adası olan kaplumbağalar, Seyşel adalarının İngiliz valisi tarafından Zanzibar Sultanına 1919 yılında bir çift olarak hediye edilmiş. Changuu adasına bırakılan kaplumbağalar günümüze kadar sağlıkla yaşayıp çoğalmışlar. Onları izlemek ve marul yaprakları ile beslemek, turistler için hoş bir aktivite. Zaman içinde köle tüccarları tarafından köle ticaretinde, hapishane adası olarak ve karantina amacı ile kullanılan adanın bembeyaz kumlu güzel plajı ve mercan kayalıkları da, şnorkel yapmak ve serinlemek isteyenlere kucak açıyor.
Ender bulunur çeşitlilikteki mercan resifleri, rengârenk balıkları, karanfil, mango ve kaju ağaçları, sımsıcak ve misafirperver halkı ile Zanzibar sevilesi, yaşanılası bir dünya parçası.

Ayrıca dünyaca ünlü müzisyen Freddie Mercury’nin de doğduğu yer. 1991 yılında ölen Freddie Mercury’nin doğduğu evi ziyaret edebilir, adını taşıyan sahil lokantasında zevkli saatler yaşayabilirsiniz.
Çocukluğumuzun masallarından günümüze baharat kokusu ile bağlanmış büyülü masal adası Zanzibar. Onu geleceğe ilişkin seyahat planlarınızda özenle saklı tutmayı unutmayın derim. Avrupa kıtası karlar altında iken bembeyaz kumsallarda güneşlenmek, şnorkel ile rengarenk deniz altını seyretmek, dalgıçlar için dalma turlarına katılmak, akşam üstü güneşi binlerce yılı yelkenlerinde dalgalandıran geleneksel Dhow yelkenlilerinde batırmak, anılarınıza unutulamaz güzellikler ekliyecektir inanın.

