Bu yazı Türk Standartları Enstitüsü Yayını Standart Dergisinde Yayımlanmıştır.
TSE web sitesinde görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz:
TSE Dergi KASIM-ARALIK-2023.pdf
Bugün size dilimize de yerleşmiş bir ismin gerçek hikayesini anlatmak istiyorum. “Burası Patagonya mı?”, “Patagonya gibi”, “Patagonya’dan beter” cümlelerinin kurulduğunu duyarız çevremizde zaman zaman. Neresidir bu Patagonya? Bazen bir yazı okuruz “Patagonya yemyeşil ağaçlık bir yerdir” diye. Soru işaretleri uçuşur kısa bir süre aklımızın kıyısında, sonra günün telaşı içinde geri dönüp araştırmayı unuturuz tekrar Patagonya ismini duyana kadar. Size de böyle mi oluyor bilmem ama ben sık sık yaşıyorum bu olguyu. Sevgili eşim Atila, çok okur, çok araştırır. Ama okuyup araştıracak, merak ettiğimiz o kadar çok konu var ki. Bazen benim meraklarım onun araştırma önceliklerini belirler. Ben mutfakta lezzetli bir kuru fasulye, pilav, turşu menüsü hazırlarken bir bakarım o, internetten dünya kadar bilgi toparlamış. Düğüm olmuş bilgi yumağını tel tel çözüp meraklarımı giderecek hale getirmek benim işimdir genellikle. Ne de olsa bu işleri ben açtım başımıza, değil mi? Bu yaşamımıza anlam katan karışık işlerin en keyifli tarafı ise, merak ettiğimiz yerlere gezi yapmayı hayal ettiğimiz bölümdür. Ben “görmeyi çok isterim” derim. Eşim de hemen gezi planlamaya başlar. Hangi aylarda gitmeli, hangi güzergâh seçilmeli, en uygun fiyat nedir, bütçemiz kaldırabilir mi?
Gezilerimizin genellikle temel senaryosu budur. Meraklarımızın peşinde gezip görme ve öğrenme heyecanımızı büyük ölçüde bütünleyen, renklendiren ve keyifli kılan işte bu hayal ile başlayan ön hazırlıklarımızdır. Sizlerle paylaşacağım Patagonya hikayemiz de benzer yollardan geçti elbette.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’dan kaçan çok sayıda Alman vatandaşının da bu bölgeye yerleştiği biliniyor.
Hatta Hitler’in kaçarak bu bölgede saklandığı ve burada öldüğü söyleniyor. Bariloche’nin başşehri olduğu bu bölge, Arjantin’in Göller Patagonyası olarak anılıyor.
UNESCO Dünya Miraslarını gezip, görüp, bilgi toplama ve sonrasında ülkemizdeki ilgili kurum ve kuruluşlarla paylaşma maceramızda birkaç kez Arjantin’e gitmiştik. Bu arada Arjantin’in çok büyük bir ülke olduğunu vurgulamalıyım (2 milyon 780 bin kilometrekare). Bu gezilerimizde, Buenos Aires’e gitmenin, La Boca’da birkaç tango seyretmenin, lezzetli bifteklerinden yemenin bu güzel ve özel ülkenin çok küçük bir bölümüne dokunmak olduğunun çabuk farkına vardım. Eşimin daha önce bu ülkeye yaptığı birkaç geziye ilişkin anılarının da bunda katkısı oldu kuşkusuz. Arjantin bir derya idi. Tarihi binlerce yıl öncesine dayansa da çok bilinmeyen binlerde, doğa ve iklim kaynaklı hayatta kalma mücadeleleri, çokça kabile göçleri ile bunların neden olduğu savaşlarla geçmiş olmalı. Son 500-600 yılın ise ‘Yeni Dünya’ ile birlikte başka kıtaları da etkileyen ve büyük değişimlere yol açan fırtınalı olaylarla geçtiğini biliyoruz. Fırtınayı başlatan, diğer bir deyişle, Yeni Dünya’yı, Yeni Dünya yapan, bir başka deyişle de Pandora’nın kutusunu açan Kristof Kolomb idi tabii.

Arjantin gezilerimizin birinde, orta Arjantin’de bulunan ve tam ismi San Carlos de Bariloche olan güzel Arjantin şehri de gezimize dahildi. Bariloche, Rio Negro eyaletinde bulunan Nahuel Huapi Gölü’nün güney kıyısında yer alıyor ve Göller Patagonyasının başşehri. Bu güzel şehri ilk gördüğümde doğasına ve manzaralarına hayran oldum. And Dağlarının eteklerinde ve Şili sınırına yakın bir şehir Bariloche. Peruto Moreno (Usta Moreno) adı ile
anılan ünlü Arjantinli bilim insanı ve kâşif Francisco Moreno’nun bu bölgede ve And Dağları boyunca yaptığı araştırmalar sonucu, 1881 Şili-Arjantin sınır antlaşmasında bölgenin doğal yapısına uygun olarak Arjantin sınırları içinde kalmış. Arjantin-Şili sınırı, ünlü And Dağlarının zirvelerinden geçerek bu iki ülkeyi şekillendirmekte. 1840’lardan itibaren bölgeye akın eden Avrupalı göçmenler ile birlikte çok sayıda Alman yerleşimci de Şili’nin güneyi ile Bariloche çevresine yerleşmişler. Şili topraklarına yerleşenler, And Dağlarında yaşayan yerli kabileler ile deri ticaretini geliştirmişler. 1880’li yıllarda Arjantin ordusu tarafından yerliler
bu topraklardan sürülünce, gelir kaynakları bozulan Alman kökenli göçmenler, Nahurel Huapi ve Lacar gölleri civarında yerleşerek büyükbaş hayvan yetiştirmeye ve ticaretine başlamışlar. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’dan kaçan çok sayıda Alman vatan-
daşının da bu bölgeye yerleştiği biliniyor. Hatta Hitler’in kaçarak bu bölgede saklandığı ve burada öldüğü söyleniyor. Bariloche’nin başşehri olduğu bölge, Arjantin’in Göller Patagonyası olarak anılıyor.


Gezdiğimiz Göller Patagonyası, dilimizde kullanılan Patagonya kelimesine yakıştırılanlardan hiçbirine benzemiyordu. Ayrıca burası göller er Patagonyası ise başka
hangi Patagonyalar vardı? Patagonya’nın farklı isimlerle anılan, farklı coğrafi özelliklere sahip bölgeleri olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım.
Hayatımı yönlendiren meraklarımın peşinden gidişlerimdir demiştim ya, işte bu olgu, eşimle karşımıza zamana yayılmış bir Patagonya gezileri grubu çıkardı. Patagonya denilen yer,
heyecan verici, büyüleyici, farklı güzelliklere sahip yaklaşık Avrupa kıtası büyüklüğünde bir dünya parçası. Güney Amerika kıtasında, 38. güney paralelinin güneyinde kalan toprakların tamamı Patagonya olarak adlandırılıyor. 38. paralelin güneyinde bulunan topraklar ise iki ülke, Şili ve Arjantin arasında paylaşılmış. Şili’ye yaptığımız gezilerde, And Dağlarının batısında, paralelin güneyinde kalan bölgelerde, güneye doğru uzanan yanardağlar, nehirler ve göllerle inanılmaz güzellikte bir Kuzey Şili Patagonyası olduğunu gördük. Bu bölge rafting ve dağ sporları yapanlarca çok tercih edilen bir destinasyon. Fotoğraf
çekmeyi sevenlerin ise olmazsa olmazlarından. Volkan konileri birbiri ardınca olağanüstü güzelliklerle sıralanırken, aralarında oluşan derin dağ gölleri ve yüksek vadilerden süzülen
akarsular, maviden laciverte uzanan renk tayfında gözleri okşuyor. Güneye doğru ilerlemeye devam ettiğimizde, And Dağlarının yükseklerinde oluşan buzullarla süslenen Şili
Dağ ve Buzullar Patagonyası vardı. Güney Amerika kıtasının batısında, kuzeyden güneye 7 bin kilometre boyunca kıyıya paralel olarak uzanan muhteşem And Dağları, ortalama 4
bin metrelere uzanan yükseklikleri ile Pasifik Okyanusu’ndan esen nem yüklü güçlü rüzgarları karşılıyorlar. Rüzgarlarla gelen nem, And Dağları zirvelerine ve yamaçlarına bol yağmur bırakıyor. And Dağlarının Antarktika kıtasına yaklaşan yüksek tepelerinin soğuğu ile kucaklaşan yağmur suları ise zirvelere yerleşen buzulları besliyor. İşte tam burası Şili’nin Buzullar Patagonyası bölgesi.

Şili Buzullar Patagonyası’nın Arjantin’deki karşılığı, aynı paralellerdeki Arjantin Buzullar Patagonyasıdır. Şili-Arjantin sınırı, And Dağlarının zirvelerini takip ederek güneye doğru uzanırken, zirvelerdeki buzullar ise sınırın her iki yanında ve her iki ülkede benzer güzellikler sergilemekte. Burada Unesco Dünya Mirası Parque Nacional Los Glaciares Ulusal Parkı yer almakta. Arjantinli ünlü kâşif, gezgin ve bilim insanı Francisco Moreno’dan adını alan ünlü buzul Perito Moreno buzulunu görmek her gezgin gibi bizim için de bir ayrıcalıktı. 64,3 kilometre uzağındaki yerleşim yeri El Calafate’den Perito Moreno buzuluna erişmek mümkün. Bu ünlü buzulu yaklaşık 4 yılda bir kırılışı ve onu izlemeye gelen meraklılarının televizyonlarda paylaşılan görüntülerinden belki hatırlarsınız. Yaklaşık 60 kilometre uzunluğundaki buzul, günde yaklaşık 1 metre kadar ilerlemekte ve 4 yılda bir ön yüzünden itibaren kırılmakta ve göle düşen parçalar etkileyici görüntüler oluşturmakta. Son gezimizde, Perito Moreno yanında Upsala ve Spegazzini buzullarını da görme fırsatını bulduk. Parque Nacional Los Glacier’in diğer ünlü buzullarından Viedmai Fitz Roy ve El Chalten buzulları sıradan turizm faaliyetlerinden daha profesyonelce düzenlenmiş olan buzul gezileri ile görülebiliyor. Buzullar dünyası bambaşka bir dünya. Milyonlarca yıla varan ömürleri, birbirlerinden farklı yapıları, sürükledikleri materyaller, iklim koşullarına uygun olarak büyüyüp küçülmeleri, ani çatlamaları, kâşiflerinin, ziyaretçilerinin başlarına gelen kazaları ile bambaşka hikayelere sahipler.

Güney Amerika kıtasının bir huni ağzına benzeyen ve Antarktika karasına doğru uzanan ucundaki Şili topraklarında ise muhteşem Şili Fiyortlar Patagonyası yer almakta. Bilindiği gibi Batı dünyasında turizm anlamında, ünlü Norveç fiyortlarının pazar payı çok yüksek.
Güzeller güzeli Şili Fiyortlar Patagonyası daha az biliniyor. Bunda, bu yöredeki turların daha az sayıda ve daha pahalı olmasının da büyük payı olduğu söyleniyor.
Güney Amerika’nın en güneyine doğru seyahat ederken değişen doğa manzaraları, dünyanın en soğuk, en kuru, en rüzgarlı, en ulaşılması zor kıtası Antarktika’ya doğru gitmekte olduğunuzu da hatırlatır gibidir.
Patagonyalar açısından Arjantin, Şili’ye göre bayrağı omuz farkıyla biraz daha önde taşımaktadır. Neden derseniz, Arjantin Göller Patagonyası ve Buzullar Patagonyası yanında iki farklı Patagonya’ya daha sahiptir. Göller Patagonyası, Buzullar Patagonyası, Okyanus Patagonyası ve Çöller Patagonyası olmak üzere dört farklı Patagonya bölgesi bulunmakta Arjantin sınırları içinde.

Arjantin Okyanus Patagonyasının en tipik ve ziyaret edilebilen yarımadası olan UNESCO Dünya Mirası Peninsula Valdes’e vardığımızda, buranın aynı zamanda UNESCO Man and Biosfer alan listesi ile Ramsar Sulak Alanlar listesinde olduğunu belirten panolar bizi karşıladı. Yeri gelmişken, UNESCO’nun Man and Biosfer Programı, ekosistemlerin buralarda yaşayan insan toplulukları ile birlikte sürdürülebilirlik çerçevesinde korunmasını sağlayan bir programdır. Ramsar Sulak Alanlar Listesi ise 1971 yılında İran’ın Ramsar şehrinde imzalanan ve 1975 yılında yürürlüğe giren Uluslararası Ramsar Sözleşmesi kapsamında, dünyadaki sulak alanların belirlenmesini, tanımlanmasını, sürdürülebilir kullanımını ve korunmasını amaçlayan programa dahil olan sulak alanların listesidir.
Peninsula Valdes kıyılarına ulaştığımızda ilk olarak bu bölgenin yerli popülasyonu olan Macellan penguenleri ile burun buruna geldik. Kendilerine özgü siyah-beyaz desenleriyle, toprağa kazdıkları yuvalarının yanında güneşlenenlere neredeyse ellerimizle dokunabilecek yakınlıkta idik. Denize dik inen yamaçlara yuva yapmış büyük bir sürü idi. Hatta yakın bir yuvanın karanlıklarına sinmiş bir yavruyu bile görmemiz mümkün oldu. Okyanus Patagonyasına özgü penguen popülasyonuna bu kadar yakın olmak bizi heyecanlandırmıştı. Fotoğraf çekmelere doyamadık. Tur otobüsümüzün bizi ulaştırdığı, yarımadanın bir başka sahilini ise deniz filleri işgal etmişti. Erkekler, fil hortumu benzeri burunları ile, sahile uzanmış tembel tembel güneşlenen sürü içinde hemen dikkatleri üzerine topluyordu. Bu bölge, deniz filleri, deniz aslanları, foklar ile katil balinaların da içinde bulunduğu değişik türlerin yaşam alanları. Kendimizi uzak bir coğrafyada ve görmeye
alışkın olmadığımız canlılar arasında bulmanın heyecanını henüz yatıştıramadan çevremizde Guanoko türü Güney Amerika develerini gördük. Onlar bizden ürküp hoplaya zıplaya uzaklaşma telaşında, biz ise bakma görme ve fotoğraf karelerinde anı biriktirme telaşındayız. Çektiğimiz videolarda, fotoğraflarda birbirimizi, hatta kimin olduğu belli olmayan kafa, kol, bacakları da belgeliyoruz istemeden. Ben eşimle birlikte yaptığımız Peru, Bolivya gezisinden tanıyorum Güney Amerika develerini.
Güney Amerika develeri dört çeşit. En çok bilinen ve rastlananları ‘lama’ olup tükürmeleri ile espri konusu olanlar da onlar. Taşıma işlerinde dekullanılan lamaların etinden de yararlanılmakta. Bin metre ve daha yükseklerde yaşayan türüne ‘alpaka’ adı verilmekte. Boyut olarak lamalardan daha küçük olup, etinden ve özellikle yününden yararlanılıyor. Baby alpaka denilen genç alpakalardan elde edilen tüyler çok yumuşak ve dünyaca
ünlü. Peru’da seyahat ederseniz, hangi satıcı yanınıza yaklaşsa sattığı ürünün kesinlikle baby alpaka yününden olduğunu söyleyecektir. And Dağlarında 2500 metre ve daha yükseklerde yaşayan, irice bir koyun büyüklüğündekiler ise vikunya olarak anılıyorlar. Evcilleştirile-meyen bu türün tüyleri çok makbul. Yabani sürüler halinde dolaştıkları Göller ve Buzullar Patagonyası Arjantin’in Göller Patagonyası’nın başşehri olan Bariloche, Nahuel Huapi Gölü’nün kıyısında, And Dağları’nın eteklerinde yer alan büyüleyici bir şehirdir. Bölge, 1840’lardan itibaren Avrupalı ve özellikle Alman göçmenlerin yerleşimiyle şekillenmiştir. Öyle ki, İkinci Dünya Savaşı sonrası Hitler’in buraya kaçıp saklandığına dair efsaneler bile mevcuttur. Daha güneyde ise UNESCO Dünya Mirası listesindeki Los Glaciares Ulusal Parkı ve adını ünlü kâşif Francisco Moreno’dan alan devasa Perito Moreno Buzulu yer alır. Yaklaşık 60 kilometre uzunluğundaki bu buzul, günde 1 metre ilerleyerek her dört yılda bir muazzam bir gürültüyle göle dökülen buz blokları oluşturur.
Dağlarının yüksekliklerine takılan nemli yağmur bulutları, varlarını yoklarını bu dağ yamaçlarına ve zirvelerine bıraktıklarından Çöller Patagonyasına hiç yağmur taşıyamazlar. Yemyeşille, bomboşluğun boz rengini, And Dağları gibi muhteşem keskin bir çizgi ile ayıran Dünyamız, öyle şaşırtıyor ki biz dünyalıları bazen. Bu topraklar Kristof Kolomb sonrası bu yörede yapılan keşif gezilerinin heyecan verici coğrafyaları ve keşif yıllarının ürkütücü hikayeleri ile dolu.

Güney Amerika kıtasının da en güneyin güneyinden başlayan Antarktika maceramızı bir başka yazımda paylaşmak dileğiyle şimdilik hoşça kalın.
Okyanusun Sahipleri ve Güney Amerika Develeri
Arjantin Okyanus Patagonyası’nın kalbi, UNESCO Dünya Mirası olan Peninsula Valdes yarımadasıdır. Bu bölge, Macellan penguenleri, deniz filleri, deniz aslanları ve katil balinalar gibi pek çok türe ev sahipliği yapar. Sahillerde tembelce güneşlenen deniz fillerinin yanı sıra, bölgenin iç kısımlarında “Guanoko” adı verilen Güney Amerika develerine rastlanır. Güney Amerika develeri genel olarak dört türe ayrılır:
- Lama: En çok bilinen, taşıma işlerinde kullanılan ve tükürmesiyle ünlü türdür.
- Alpaka: Bin metre ve üzerinde yaşar; özellikle “baby alpaka” denilen yumuşak yünü dünyaca ünlüdür.
- Vikunya: 2500 metre üzerinde yaşayan, evcilleştirilemeyen ve yünü çok makbul olan yabani bir türdür.
- Guanoko: Kıtanın en güney ucunda yaşayan dördüncü türdür.
Çöller Patagonyası ve Doğanın Sert Çizgisi
Arjantin’in en güney ucunda ise 673 bin kilometrekarelik alanıyla dünyanın en büyük 10 çölünden biri olan Çöller Patagonyası uzanır. And Dağları’nın yüksek zirveleri nemli bulutları engellediği için bu bölgeye hiç yağmur düşmez; sonuçta ortaya susuz, soğuk ve vahşi topraklar çıkar. Bu coğrafya, Kristof Kolomb sonrası keşif gezilerinin ürkütücü hikâyeleriyle doludur ve dünyanın en rüzgarlı, en ulaşılmaz kıtası olan Antarktika’ya giden yolun son durağıdır.

