ÜÇ ÜNLÜ ÖZEL, ET-MASTER YODA-TARSİER

Tarsierlerin vücutlarına göre çok uzun kuyrukları var
uc unlu harita

Bu kez bir adalar ülkesine gezimiz. Yaklaşık 3500’ünde yerleşim bulunan, 7300 civarında adadan oluşan, tropikal suların denizde açan büyülü çiçekleri diye adlandırabileceğim Dünya cenneti bir adalar grubu Filipinler.

Yakın tarihinde yerel halkı Lapu Lapular, 15 ila 16. YY.’larda doruk noktasına ulaşan korsan baskınları, istilacılar ve İspanyol sömürgecilere karşı uzun yıllar süren bağımsızlık savaşları vermiş. Bir diğer açıdan günümüzün tropikal fırtınalar, yoksulluklar ve turizm ülkesi Filipinler. Geniş bir yelpazede sıralanan farklı olguları tanımlamak üzere, pek çok sıfat ile anılabilir Filipinler. Ama adı söylenince genellikle başkenti Manila gelir akla hemen. Vurdulu kırdılı filmlerden kaynaklanan yanlış imaj ile yoksul insanlar, karanlık işler çağrıştırır Manila adı. Güzellikler ülkesi, yumuşak kalpli sevecen insanlar ülkesi, ilginç doğal oluşumlar ülkesi, hayal gücümüzü kışkırtan canlılar ülkesi, mercanlar ülkesi gibi tanımlar çok daha iyi anlatır, daha çok yakışır Filipinlere gerçekte. Bir kaç sayfaya sığmayacak kadar farklı, kendine özgü ve güzel bir ülke Filipinler.

Bu satırlarda, Filipinlerin beni çok etkileyen bir adası ve o adanın ilginç doğal oluşumları ile endemik memeli canlısından söz etmek istiyorum sizlere.

Tarsieri haritası

Filipinlerin Bohol Adasında bulunan Çikolata Tepeleri ve Tarsier hayvancığı. Bu adanın en dikkati çeken özelliği, adada bulunan Çikolata Tepeleri. Çikolata Tepeleri denilen oluşumlar geniş bir düzlüğe yayılmış onlarca ve hepsi benzer yapıda  olan dondurma külahının üstüne kondurulmuş dondurma toplarına benzer tepecikler. Çok sevimli ve bir bütün halinde görünümleri çok estetik. Üzerlerinde neden olduğu bilinmez sadece bir cins ot yetişiyor. Kanımca,  bu tepeler oluşurken büyük ustanın hamuruna kattığı özel madenler ve mineraller sadece bu otun yetişmesine izin veriyor. Çikolata Tepelerinin üzerinde yetişen otlar mevsimsel olarak renk değiştiriyor. Bilindiği gibi ekvator kuşağına yakın ülkeler, mevsimleri bizim gibi yaşamıyor. Mevsim denilince oradaki insanların aklına iki mevsim geliyor: kurak ve yağışlı. Yağışlı mevsimde yemyeşil olan tepelerin çikolata ile bir ilgisi yok. Filipinlere seyahatiniz böyle bir zamana denk gelir ise tepeleri eminim seversiniz ama neden adının böyle konduğuna akıl erdiremezsiniz. Ama kurak mevsim geldiğinde yemyeşil çayıra benzeyen otlar yavaş yavaş yeşilden sarıya, sarıdan hardal rengine ve sonra sütlü çikolata rengine dönüyor. Yeşilken kabartılmış yeşil bir halıya benzeyen tepelerimiz, işte o zaman adını hak ediyor gerçekten. Avrupa’nın pek çok şehrinde ama özellikle Brüksel’de vitrinleri süsleyen, bombeli yuvarlak hatları ile ağzımızı sulandıran çikolataları, bir masal ülkesinin dev boyutlarında görmek mümkün oluyor Bohol Adasında. Çocuklardan öte, büyüklerin büyülü masal dünyasına dönüşür, tombul çikolata kabartıları halinde Çikolata Tepeleri. Kim heyecanlanmaz böyle bir görüntüyle, kim masalların gerçek üstü güzelliklerine kapılıp sürüklenmez?  Doğanın mucizelerine meraklı biriyseniz size söz veriyorum, günlük dar açılı sıkıntılarınızı unutacaksınız ve kocaman mutlu bir ısırık almak isteyeceksiniz bu çikolata görünümlü tepeciklerden.

Bohol’ün gözlerinizi hayretle açmanıza neden olacak bir diğer özelliği Filipinlerin bu bölgesinde yaşayan Tarsier adında bir memeli. Öyle özel ki, daha önce öğrenmemiş olmak beni üzdüğü gibi, buna benzer daha pek çok dünya gerçeğini bilmiyor olabileceğim konusunda da şüphelerimi pekiştirdi.

Tarsier’i yerli rehberler ve seyahat kitapları yazarları ‘ET’ olarak tanıtıyor. Ünlü sinema yönetmeni Spielberg’in ET filminde bu hayvandan esinlendiğini söylüyor ve yazıyorlar. Bohol Adası’na bu ender ve özel hayvanları görmeye gittik. Çeşitli nedenlerle yağmur ormanlarına zarar verilmesi ve üzerinde yaşadıkları ağaçların aşırı kesimi nedeniyle tarsierlerin yaşam alanları gittikçe daralmakta imiş. Türü tehlike altında olan bu hayvanları, doğal yaşam alanlarında ve doğal yaşam biçimleri ile koruma altına alındıkları bir barınakta görmeye gittik. Yaşadıkları, beslendikleri ve üredikleri doğal yaşam ortamlarında görmek ve fotoğraflamak mümkün oldu. 

Primatların, en küçük memeli türü olan Tarsier
Primatların, en küçük memeli türü olan Tarsier

Yaşı 20-40 arasında olanlar, ünlü yönetmenler Spielberg’in ET ve George Lucas’ın Star Wars filmlerini çocukluklarından hatırlarlar. 40-60 arası olanların ise mutlaka çocuklarını sözü edilen filmlere götürmüşlükleri vardır. Oğlum, Star Wars’ın Master Yoda’sına özel bir hayranlık duyardı. Bense Lucas ve Spielberg’e hayranlık duyar, bu inanılmaz hayal gücüne övgüler dizerdim. Aradan yıllar geçti, çocuklar büyüdü. Söz konusu filmler birer klasik oldu. Benimse Filipinlerin Bohol Adasında tarsierleri görünce anılarımın bozyapı tamamlandı.

Bilimsel adı Tarsius olan bu hayvanlar, Filipinlerin Loboc, Bohol, Samar, Leyte, Mindanao adaları ile Borneo, Sumatra ve Madagaskar adalarında yaşıyor. Ama anavatanı Filipinler. İnsan ve maymunların da içerisinde bulunduğu primatların, en küçük memeli türü olan tarsierlerin el ve ayak kemikleri vücutlarına göre çok uzun. Üçüncü parmak kemikleri üst kol kemiği kadar ve ikinci ile üçüncü parmak tırnakları ayılardaki gibi pençe şeklinde. Tarsierler aynı zamanda inanılmaz birer atlayıcı. Boylarının 30-40 katına kadar sıçrayabiliyorlar. Ayrıca başlarını 180 derece döndürebiliyorlar.

Gündüz ağaçlar üzerinde dinleniyorlar. Bohol Adasında yaşayan türlerin, her biri bir ağaç üzerinde ve yalnız yaşıyor. Başka bir Tarsier o ağacı kullanmıyor. Ama başka adalardaki diğer bazı türler toplu olarak yaşayabiliyorlarmış.

40 milyon yıldır Dünyamız üzerinde yaşadıkları tahmin edilen tarsierlerin şu an Dünyamız üzerinde yaşamını sürdüren 18 çeşidi olduğu biliniyor. 12-20 yıl yaşıyorlar ve yavruları 1-2 yılda erişkin haline geliyor. Gece avlanıp, küçük böcekler, cırcır böcekleri, küçük yarasa ve kuşlar, kertenkeleler ile besleniyorlar. Düşmanları kedigiller, yılanlar ve kuşlar. Diğer ilginç bir özelliği de bir gözünün ağırlığının beyninden daha fazla olması. Erkekleri, çok sayıda meme sırası olan dişilerinden daha iri. Dişiler yavrularını iki ay emziriyorlar. Yavrular anne karnında 6 ayda 23 gram ağırlığa erişiyorlar. Tüylü ve gözleri açık doğuyor ve hemen tırmanabiliyorlar. Yetişkinlerin boyları 118-149 mm. arasında, ağırlıkları 113-142 gram ve vücutlarına göre çok uzun olan kuyrukları 114-117 cm. arasında. Bazı kaynaklarda belirtilenin aksine maymun türü değiller.

Çok ilginç olan bir başka özellikleri de yumuşak bir kuş sesi ile cıvıldayıp şakıyorlar. İnsan kulağının algılamayacağı kadar yüksek bir frekansta ses çıkarabilen Filipin tarsierinin kendisine özgü bir iletişim kanalı olduğunu söylemek bile mümkün. ABD’nin California Üniversitesi’nden Marissa Ramsier’in başında olduğu araştırma grubu, bu küçük canlının, 20 kHz’in üzerinde ses çıkardığını ve bu frekanstaki sesleri algılayabildiğini tespit etmiş. Filipin Tarsieri, bir tehdide karşı uyarıda veya cırcır böceği avına çıkmak için çağrıda bulunurken, 70 kHz civarında ses çıkartıyor ve 90 kHz’in üzerindeki sesleri algılayabiliyormuş. Biology Letters dergisinde yayımlanan  bir araştırmaya göre, bu frekans aralığı memeliler için ölçülen en yüksek rakamları ortaya koyuyormuş.

Evrendeki pek çok gök cismine  göre pek yaşlı, bir kısmına göre de pek genç olan Dünyamız, bazı canlıları milyonlarca yıl üzerinde barındırıp misafir ederken bir yandan da aralıksız yenileniyor. Türü yok olup giden canlılar birbirini kovalarken, pek çok canlı türü de yeni keşfediliyor. Kanımca henüz keşfedilemeyen, bu muhteşem düzenin milyonlarca yıldır nasıl aksamadan işlediğidir.

Tarsierlerin vücutlarına göre çok uzun kuyrukları var
Tarsierlerin vücutlarına göre çok uzun kuyrukları var.

ÜÇ ÜNLÜ ÖZEL

ET-MASTER YODA-TARSİER

Bu kez bir adalar ülkesine gezimiz.

Yaklaşık 3500’ünde yerleşim bulunan, 7300 civarında adadan oluşan, tropikal suların deniz-

de açan büyülü çiçekleri diye adlandırabileceğim Dünya cenneti bir adalar grubu Filipinler.

Yakın tarihinde yerel halkı Lapu Lapular, 15 ila 16. yüzyıllarda doruk noktasına ulaşan kor-

san baskınları, istilacılar ve İspanyol sömürgecilere karşı uzun yıllar süren bağımsızlık savaşları. Bir diğer açıdan günümüzün tropikal fırtınalar, yoksulluklar ve turizm ülkesi Filipinler. Geniş bir yelpazede sıralanan farklı olguları tanımlamak üzere, pek çok sıfat ile anılabilir Filipinler.

Ama adı söylenince genellikle başkenti Manila gelir akla hemen. Vurdulu kırdılı filmlerden kaynaklanan yanlış imaj ile yoksul insanlar, karanlık işler çağrıştırır Manila adı. Güzellikler ülkesi, yumuşak kalpli sevecen insanlar ülkesi, ilginç doğal oluşumlar ülkesi, hayal gücümüzü kışkırtan canlılar ülkesi, mercanlar ülkesi gibi tanımlar çok daha iyi anlatır, daha çok yakışır Filipinlere gerçekte. Birkaç sayfaya sığmayacak kadar farklı, kendine özgü ve güzel bir ülke Filipinler.

Bu satırlarda, Filipinlerin beni çok etkileyen bir adası ve o adanın ilginç doğal oluşumları ile endemik memeli canlısından söz etmek istiyorum sizlere. Filipinlerin Bohol Adasında bulunan Çikolata Tepeleri ve Tarsier hayvancığı. Bu adanın en dikkati çeken özelliği, adada bulunan Çikolata Tepeleri. Çikolata Tepeleri denilen oluşumlar geniş bir düzlüğe yayılmış onlarca ve hepsi benzer yapıda olan dondurma külahının üstüne kondurulmuş dondurma toplarına benzer tepecikler. Çok sevimli ve bir bütün halinde görünümleri çok estetik.

Üzerlerinde neden olduğu bilinmez sadece bir cins ot yetişiyor. Kanımca, bu tepeler oluşurken büyük ustanın hamuruna kattığı özel madenler ve mineraller sadece bu otun yetişmesine izin veriyor. Çikolata Tepelerinin üzerinde yetişen otlar mevsimsel olarak renk değiştiriyor. Bilindiği gibi ekvator kuşağına yakın ülkeler, mevsimleri bizim gibi yaşamıyor. Mevsim denilince oradaki insanların aklına iki mevsim geliyor, kurak ve yağışlı. Yağışlı mevsimde yemyeşil olan tepelerin çikolata ile bir ilgisi yok. Filipinlere seyahatiniz böyle bir zamana denk gelir ise tepeleri eminim seversiniz ama neden adının böyle konduğuna akıl erdiremezsiniz. Ama kurak mevsim geldiğinde yemyeşil çayıra benzeyen otlar yavaş yavaş yeşilden sarıya, sarıdan hardal rengine ve sonra sütlü çikolata rengine dönüyor. Yeşilken kabartılmış yeşil bir halıya benzeyen tepelerimiz, işte o zaman adını hak ediyor gerçekten.

Avrupa’nın pek çok şehrinde ama özellikle Brüksel’de vitrinleri süsleyen, bombeli yuvarlak hatları ile ağzımızı sulandıran çikolataları, bir masal ülkesinin dev boyutlarında görmek mümkün oluyor Bohol Adasında. Çocuklardan öte, büyüklerin büyülü masal dünyasına dönüşür, tombul çikolata kabartıları halinde Çikolata Tepeleri. Kim heyecanlanmaz böyle bir görüntüyle, kim masalların gerçek üstü güzelliklerine kapılıp sürüklenmez? Doğanın mucizelerine meraklı biriyseniz size söz veriyorum, günlük dar açılı sıkıntılarınızı unutacaksınız ve kocaman mutlu bir ısırık almak isteyeceksiniz bu çikolata görünümlü tepeciklerden.

Bohol’ün gözlerinizi hayretle açmanıza neden olacak bir diğer özelliği Filipinlerin bu bölgesinde yaşayan Tarsier adında bir memeli. Öyle özel ki, daha önce öğrenmemiş olmak beni üzdüğü gibi, buna benzer daha pek çok dünya gerçeğini bilmiyor olabileceğim konusunda da şüphelerimi pekiştirdi. Tarsier’i yerli rehberler ve seyahat kitapları yazarları ET olarak tanıtıyor. Ünlü sinema yönetmeni Spielberg’in ET filminde bu hayvandan esinlendiğini söylüyor ve yazıyorlar. Bohol Adası’na bu ender ve özel hayvanları görmeye gittik. Çeşitli nedenlerle yağmur ormanlarına zarar verilmesi ve üzerinde yaşadıkları ağaçların aşırı kesimi nedeniyle Tarsierlerin yaşam alanları gittikçe daralmakta imiş. Türü tehlike altında olan bu hayvanları, doğal yaşam alanlarında ve doğal yaşam biçimleri ile koruma altına alındıkları bir barınakta görmeye gittik.

Yaşadıkları, beslendikleri ve üredikleri doğal yaşam ortamlarında görmek ve fotoğraflamak mümkün oldu. Yaşı 20-40 arasında olanlar, ünlü yönetmenler Spielberg’in ET ve George Lucas’ın Star Wars filmlerini çocukluklarından hatırlarlar. 40-60 arası olanların ise mutlaka çocuklarını sözü edilen filmlere götürmüşlükleri vardır. Oğlum, Star Wars’ın Master Yoda’sına özel bir hayranlık duyardı. Bense Lucas ve Spielberg’e hayranlık duyar, bu inanılmaz hayal gücüne övgüler dizerdim. Aradan yıllar geçti, çocuklar büyüdü. Söz konusu filmler birer klasik oldu. Benimse Filipinler’in Bohol Adasında Tarsierleri görünce anılarımın bozyapı tamamlandı.

Bilimsel adı Tarsius olan bu hayvanlar, Filipinler’in Loboc, Bohol, Samar, Leyte, Mindanao adaları ile Borneo, Sumatra ve Madagaskar adalarında yaşıyor. Ama anavatanı Filipinler. İnsan ve maymunların da içerisinde bulunduğu primatların, en küçük memeli türü olan Tarsier’lerin el ve ayak kemikleri vücutlarına göre çok uzun. Üçüncü parmak kemikleri üst kol kemiği kadar ve ikinci ile üçüncü parmak tırnakları ayılardaki gibi pençe şeklinde.

Tarsierler aynı zamanda inanılmaz birer atlayıcı. Boylarının 30-40 katına kadar sıçrayabiliyorlar. Ayrıca başlarını 180 derece döndürebiliyorlar. Gündüz ağaçlar üzerinde dinleniyorlar. Bohol Adasında yaşayan türlerin, her biri bir ağaç üzerinde ve yalnız yaşıyor. Başka bir Tarsier o ağacı kullanmıyor. Ama başka adalardaki diğer bazı türler toplu olarak yaşayabiliyorlarmış.

40 milyon yıldır Dünyamız üzerinde yaşadıkları tahmin edilen Tarsierlerin şu an Primatların en küçük memeli türü olan Tarsier Dünyamız üzerinde yaşamını sürdüren 18 çeşidi olduğu biliniyor. 12-20 yıl yaşıyorlar ve yavruları 1-2 yılda erişkin haline geliyor. Gece avlanıp, küçük böcekler, cırcır böcekleri, küçük yarasa ve kuşlar, kertenkeleler ile besleniyorlar.

Düşmanları kedigiller, yılanlar ve kuşlar. Diğer ilginç bir özelliği de bir gözünün ağırlığının beyninden daha fazla olması. Erkekleri, çok sayıda meme sırası olan dişilerinden daha iri. Dişiler yavrularını iki ay emziriyorlar. Yavrular anne karnında 6 ayda 23 gram ağırlığa erişiyorlar.

Tüylü ve gözleri açık doğuyor ve hemen tırmanabiliyorlar. Yetişkinlerin boyları 118-149 mm Tarsier’lerin vücutlarına göre çok uzun kuyrukları var arasında, ağırlıkları 113-142 gram arasında ve vücutlarına göre çok uzun olan kuyrukları 114-117 cm arasında. Bazı kaynaklarda belirtilenin aksine maymun türü değiller.

Çok ilginç olan bir başka özellikleri de yumuşak bir kuş sesi ile cıvıldayıp şakıyorlar. İnsan kulağının algılamayacağı kadar yüksek bir frekansta ses çıkarabilen Filipin Tarsier’inin kendisine özgü bir iletişim kanalı olduğunu söylemek bile mümkün. ABD’nin California Üniversitesi’nden Marissa Ramsier’in başında olduğu araştırma grubu, bu küçük canlının, 20 kHz’in üzerinde ses çıkardığını ve bu frekanstaki sesleri algılayabildiğini tespit etmiş. Filipin Tarsier’i, bir tehdide karşı uyarıda veya cırcır böceği avına çıkmak için çağrıda bulunurken, 70 kHz civarında ses çıkartıyor ve 90 kHz’in üzerindeki sesleri algılayabiliyormuş. Biology Letters dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, bu frekans aralığı memeliler için ölçülen en yüksek rakamları ortaya koyuyormuş.

Evrendeki pek çok gök cismine göre pek yaşlı, bir kısmına göre de pek genç olan Dünyamız, bazı canlıları milyonlarca yıl üzerinde barındırıp misafir ederken bir yandan da aralıksız yenileniyor. Türü yok olup giden canlılar birbirini kovalarken, pek çok canlı türü de yeni keşfediliyor. Kanımca henüz keşfedilemeyen, bu muhteşem düzenin milyonlarca yıldır nasıl aksamadan işlediğidir.