BÜYÜK BARİYER RESİFİN İNCİSİ YEŞİL ADA, AVUSTRALYA

Büyük Resif, Yeşil Ada doğuyor
büyük-bariyer-harita

Gelin bugün sizinle yepyeni bir adanın doğuşunu birlikte izleyelim. Sanki yaratılışa şahitlik edermiş gibi, hem zamanın ve evrenin bütününe uzaktan, hem de bir kum tanesi ile başlayan Yeşil Ada’nın hikâyesine yakından bakalım. Büyük Bariyer Resifi yıldızı.

Dünyamızın başından geçen en soğuk zamanları, buzul çağlarını yaşamış okyanus kıyılarından biri olan kuzey-doğu Avustralya sahillerinin açıklarında, derin Pasifik Okyanusunun 2000 metrelik derinlikleri ile Avustralya kıta sahanlığının kucaklaştığı bir noktadayız. Okyanus akıntıları bir deniz dibi dağının derin vadilerinden kıvrılarak hızla akarken, eline ne geçerse toparlayıp işte bu noktaya doğru sürüklüyor. En çok da mercan canlılarının iskeletlerinden oluşan mercan kayalıklarından aşındırdığı bembeyaz kumları getiriyor bize hediye olarak. Binlerce ve binlerce yılı bir saniyede izlerken, su yüzeyine doğru yükselen mercan kayalıkları üzerindeki kum yığınımızın ilk tanesi de su yüzüne ulaşarak göründü bile. İşte Yeşil Ada’nın hikâyesi de bu anda başlamış oldu.

Avustralya’nın kuzey-doğu kıyılarının açıklarında, kuzeyden güneye 1915 km. uzunluğunca devam eden mercan resifleri, 8000 yıl önceki son okyanus sularının yükselmesi de dahil olmak üzere bin yıllardır büyümekte. Nasıl mı? Kireçtaşı iskeletleri üzerinde sürekli su yüzeyinden gelen ışığa doğru çoğalarak büyüyen mercan hayvancıklarının geride bıraktıkları, giderek sertleşen ve yosunlarla kaplanan kalıntıları ile. Üst üste yığılan ve sıkışan çimento benzeri bu yapı, resifleri oluşturuyor. En üst katmanda bulunan çeşitli renklerdeki canlı mercanlar, zaman içinde, pek çok deniz canlısına da ev sahipliği yapan mercan kayalıklarını dönüşüyor.

Büyük Resif, Deniz üzerinde gelişen ormandan denize bakış
Büyük Resif, deniz üzerinde gelişen ormandan denize bakış

İlk kum tanesi gün ışığı ile ilk kez buluşan Yeşil Ada, suların sürüklediği bembeyaz mercan kumları ile yavaş yavaş büyüyor. Kum yığınları ve mercan molozları ile adamız büyürken okyanus akıntıları, sularla sürüklenen ilk Pandanus ve Casuarinas tohumlarını kıyılarına ulaştırıyor. Bazı deniz kuşları, yaşam alanlarından taşıdıkları farklı tohumları kum yığınlarına bırakıyorlar. Çimlenen tohumlardan bitkiler büyüdükçe, dalgalarla sürüklenen kumlara sıkıca tutunuyor ve kumları tutuyorlar. Bitkiler, önce sert çalılıklara sonra bodur ağaçlara dönüştüler. Bitkiler çoğalıp çeşitlendikçe ve besinler kumlu toprağa karıştıkça daha çok çeşit eklendi bitkilere.

Sonunda bir yağmur ormanı oluştu Yeşil Ada üzerinde. Ağaçlara yuva yapan kuşlar toprağı gübrelemeye devam ettikçe orman gelişti. Gevşek kumlar, kireçtaşı ve ana tabana sıkıca yapışarak yağmur sularının birikmesini sağladılar. Böylelikle adamızda dört ayrı tatlı su kaynağı oluştu. Ağaçlar, daha fazla ışık almak üzere yükseldiler. Tabanda kalan bitkiler kısa sürede ışığa ulaşabilmek için gövde yapmak yerine diğer ağaçlara tutunarak yükselmeyi seçtiler. Tutunmak için dokunduğunda spiral şeklinde kıvrılan uzantılar geliştirdiler. Tırmandıkları yerden düştüklerinde yeniden tutunacak bir gövde bulana kadar toprak üzerinde büyümeyi seçtiler. Bazı ağaçlar ise kuru mevsimde yaprak dökmeyi tercih ettiler. Çünkü yaprakları olmadığı zamanlarda daha az suya gereksinim duyuyorlardı. Kıyılardaki bitkiler rüzgârlara ve tuzlu deniz suyu serpintilerine daha fazla maruz kaldıklarından evrimleştiler. Buharlaşmayı minimuma indirmek için Pandanusun yaprakları deri gibi kalınlaştı. Cardwell Lahanası, ışığı yapraklarından yansıtacak bir yapı geliştirdi.

Büyük Bariyer Resif, Saint Miguel adasında mavi-yeşil göller
Büyük Bariyer Resif, Saint Miguel Adasında mavi-yeşil göller

Resif akıntıları, resif kalıntılarını adaya doğru sürüklerken simetrik olmayan bir tarzda adamızı büyütmeye devam etti. Bir taraftan da fırtınaların erozyonu ve gelgitler yumuşak bir şekilde Yeşil Ada’yı yeniden şekillendirdi. Doğa denilen büyük usta bu şekillendirmeye binlerce yıldır devam etmekte. Yeniden ve yeniden ve yeniden.

Bitkiler, hayvanlardan sonra sıra geldi insanlara. Yeşil Ada zamanlardan bir zaman Guru Gulu Gungondji Aborijin Halkının evi oldu ve adalardan oluşan deniz de ülkelerinin bir parçası haline geldi. Ruhların ülkesi Gungandji. Her şeyin varoluşu ona aitti. İnsanlar, ilişkiler, yiyecekler, hayvanlar, bitkiler, yıldızlar, yaradılış hikayeleri ve tüm geleneksel bilgiler müzik ve dans ile kuşaktan kuşağa aktarılıyordu. Tören yerleri, kültürlerini genç kuşaklara aktarmanın eğitim yerleri idi. Örnek olarak Wunyami, genç erkeklerin erkekliğe giriş törenlerinin yapıldığı yerdi. Burası kutsaldı ve kadınlar ile çocuklar buraya alınmazdı.

Guru Gulu Gungandji, Yeşil Ada’nın geleneksel sahipleri Wunyam insanları, bu adada binlerce yıl yaşadılar. Deniz seviyesinin düştüğü zamanlarda Büyük Bariyer Resifin sınırlarına kadar giderler ve deniz dibi ovalarının kendilerine sunduğu nimetleri toplarlardı. Deniz yükseldiğinde ise adanın sahillerinde avlanırlardı.

Yeşil Adanın tatlı suya hasret çeken ağaçları
Yeşil Adanın tatlı suya hasret çeken ağaçları

Zaman kendi düzeninde akmaya devam ederken, 1770’de bir gün, Yeşil Ada ufuklarında bir yelkenlinin, James Cook’un gemisi Endeavor’un büyük yelkenleri göründü. Bu an, kaderi hızla yön değiştiren Yeşil Ada ve halkı için değişim rüzgârlarının başladığı an oldu. Avustralya kıtasının doğu sahillerini keşfeden hırslı denizci, ünlü kâşif teğmen James Cook, geminin astronomu Charles Green’in yeşil odunsu bir ada olarak tanımladığı adayı seyir defterine kaydetti. Charles Green’in soyadından dolayı da bu kayıt Green Island – Yeşil Ada olarak yapıldı. 

Yeşil Ada ve zengin doğal çevresi keşfedilmişti artık. İlk fırsatta balık avlayanlar geldi. Bu verimli sular günümüzde 90 tanesi sadece burada yaşayan endemik türler olmak üzere yaklaşık 1500 farklı balık türünü barındırmakta. Balıkçılar çok çeşitli, renkli ve dev resif balıklarını avladılar, avladılar ve avladılar. Bu durum 40 yıl kadar neredeyse talan boyutlarında sürdü. Ancak bu ada şartları, balıkçılar için alışkın oldukları iklim koşullarına göre çok değişikti. Balık endüstrisi düşüş gösterdiğinde yepyeni bir sektör hız kazanmaya başlamıştı bile. Bu bölgeyi ve resifi, yaşam deneyimlerine katmak isteyenler, Yeşil Adaya doğru akın etmeye başlamışlardı. Şimdi turizm denen sektörün yükselme zamanı gelmişti. Oysa Gungandji, Aborijinlerin Dünyasında her şeyin sahibi ve yaratıcısı, burada yaşayan insanların, deniz ülkesinin zengin kaynaklarından yararlanmasına izin veriyordu. Mızraklar, kalkanlar, yelkenler, kürekler, bumeranglar, balık kancaları, dokuma sepetler, balık ağları ve her türlü araç gerecin yapılmasına izin veriyordu. Yaşam için gerekli her şeyin yapılmasına yani yaşama izin veriyor ve yaşamı destekliyordu. Yeşil Adanın günlük yaşam için verimlilikle kullanılmasına izin veriyordu. Guru Gulu Gungandji işte bu yüzden yaşamın kurucusu olduğu kadar koruyucusu ve ada insanlarının sağlıkla yaşayıp üremelerinin de dayanağıydı. 

Büyük Resif, Mercanları bozmadan adaya erişim
Büyük Resif, Mercanları bozmadan adaya erişim

Dünyamızın bu parçasında, başka iklimlerden başka renkte derileri ile yabancılar gelip gidiyor olsalar da, yaşam hala kendi kanalında sakin sakin akmaya devam ediyordu. Aborijin insanları, Gungandji’nin onlara da buralarda yaşamaları için izin verdiğini düşünüyorlardı bence. Ama daha sonraki akınlarda biraz da şaşırmış olmalılar bu duruma. Akınların ardı arkası kesilmiyordu. Altına hücum, kırmızı altın adı verilen sedire hücum ve başka doğal zenginliklere hücum. 

1876’ya gelinip ana kara kıyılarında Cairns Limanı kurulduğunda Yeşil Ada çevresindeki deniz trafiği daha da hızlandı. Ada insanları, ada çevresinde dolaşan yabancıların büyük beyaz yelkenlilerinin pek çoğunun battığını gördüler. Gemileri batan denizcilerin resifin bir adasına ulaşabilseler bile açlıktan öldüklerini gördüler. Sonra 1889’de bu kazazede denizciler düşünülerek Yeşil Adaya çok sayıda Hindistan Cevizi ağacı dikildiğini ve doğal bitki örtüsünün bozulduğunu gördüler. Karşı çıktılar ama gelenler artık çok fazla sayıda ve çok güçlü idiler. Onları 1892’de ana karada başka bir bölgeye taşıdılar. Kuşaklar ve kuşaklar boyu yaşadıkları ortam ve sürdürdükleri yaşam biçimi tamamen değişti. Her şeyin çehresi değişmişti aniden.

Aralık 2019’da Yeşil Adada idik eşim, ben ve dostlarımızdan bazıları. Yeşil Adanın çevresinde şnorkel yaptık. Mercan kayalıkları, teknelerin ve insanların çevredeki etkilerinden dolayı yer yer hasar görmüş olmasına rağmen, su altı zenginliğine hayranlık duymamak mümkün değildi. Turist taşıyan gemilerin yanaştığı iskeleden başlayan ve adanın diğer ucuna kadar devam eden bir yürüyüş yolu yapmışlar. Yürüyüş yolu boyunca beyaz insanların diktikleri İngilizce tabelalardan birinde yerlilerin buradan taşınmış olmalarına rağmen ülkeleri ile güçlü bir manevi bağları olduğu ve adayı yönetmede aktif rolleri olduğu yazılı idi. “Gungandji, Yeşil Adayı gezerken, yaşarken ve hikâyelerini paylaşırken onların özel yerlerine saygı duymanızı istiyor.” diye yazmışlar. “Ada insanları geleceğe umutla bakıyorlar. Çünkü uzun mücadeleleri sonunda Guru Gulu Gundangji yönetim kurulu kuruldu ve liderleri ülkelerine geri dönebilmek için uzun bir yol katetti. Dansları, öyküleri ve törenleri ile Yeşil Adayı yeniden canlandırıyorlar. Haziran 2007“ 

Büyük Resif, Turistler için güvenli plaj
Büyük Resif, Turistler için güvenli plaj

Ancak bu küçük şirin resif adası, üzerine yapılmış lüks bungalowları, yüzme havuzu, restoranları ile tam anlamıyla turistleri mutlu etmek için düzenlenmişe benziyordu. Altı cam teknelerle bir kaç saat önce biz de tur almıştık adanın çevresinde. Resif balıklarının bazılarının tanıtıldığı bir de gösteri izlemiştik. Turizmciler buralara el attıklarında giderek yenilikçi yöntemler geliştirmeye başlamışlar. 1930’ların başında, bir feribot işletmecisi olan Hayles Şirketi, ilk cam tabanlı tekneyi geliştirmiş. Bu küçük bir teknenin yanına ilave edilmiş cam tabanlı bir şamandıradan ibaretmiş. 1948 de tasarımı değiştirerek cam tabanı teknenin altına yerleştirmişler.

Yerel girişimcilerden Vince Vlasoff ve Lloyd Grigg 1954’de ilk sualtı gözlemevini kurmuşlar. Noel Monkman ise 1961-1992 tarihleri arasında Yeşil Adada belgesel su altı çekimleri yapmış.

Torres Boğazından Avustralya kıyıları boyunca güneye doğru uzanan Büyük Bariyer Resifi, yerli halklar tarafından çok uzun çağlar boyunca biliniyor ve kullanılıyormuş. Günümüzde ise resif, turist grupları, gezginler, dalış grupları, belgesel yapımcıları ve her branştan bilim insanlarınca bilinen ve gelinen çok popüler bir destinasyon. Çünkü Yeşil Adanın, resif yükseltisinin Avustralya ana karasına oldukça yakın bir noktasında ve tipik oluşum özelliklerinin pek çoğuna sahip, biyo çeşitliliğinin de çok yüksek düzeyde olduğu keşfedilmiş. Bu ise Whitsunday Adaları ile Cairns arasındaki bölge yoğunlukta olmak üzere yıllık üç milyar doların üzerinde bir gelir elde edilmesi demekmiş. Özetle bölge ve iş dünyası için de göz ardı edilemeyecek bir iş hacminden söz etmekteyiz.

Büyük Resif, Turistler için güvenli plajYeşil Ada artık bir Tatil Adası
Büyük Resif, Turistler için güvenli plaj. Yeşil Ada artık bir tatil adası.

Büyük Bariyer Resifi, geleneksel Aborijin yerleşimlerinden günümüze kadar tarih içindeki tüm aşamalarda Dünyamızın bu bölgesinde önemli olmuş. Avustralya Kıtasının keşif ve yerleşimi ile ilgili değişimlerden, günümüzün standart turizm hareketlerine, küresel araştırmalardan bazılarına temel olabilecek bilimsel araştırmalara, bunun doğal sonucu olarak çevre bilimcilerin ve doğal çevreyi koruma kaygıları taşıyan sivil toplum örgütlerine kadar pek çok kurum ve kuruluşun ilgi odağı olmuş. Tüm bunların sonucu olarak da çok amaçlı bu çekim merkezinin korunması gereksinimi doğmuş. Dünyanın en büyük mercan resifi olarak bilinen Büyük Bariyer Resifi, bu özellikleri nedeniyle UNESCO tarafından 1981’de Dünya Miras Alanı olarak listeye ve koruma altına alınmış. Ayrıca son yıllarda tüm Dünya genelinde yapılan bir oylama ile yeniden belirlenen Dünyanın yedi harikasından biri seçilmiş.

Özetle yazımıza konu olan Yeşil Ada Büyük Bariyer Resifin, gerek oluşumu gerekse sergilediği zengin ve resife özgü canlıları ve doğal güzellikleri nedeni ile küçük bir modelini oluşturmakta imiş.

Gezimiz boyunca anlamaya çalıştığım, insan olarak yarattığımız inanılmaz değerler ile insan da dahil olmak üzere başka canlı topluluklarının yaşam biçimlerine verdiğimiz zararların düşündürücü sarmalında bocalarken, Yeşil Ada odak noktamdan, Resifin bütününe doğru bakış açımı genişletmek ihtiyacı hissettim. Çünkü 344’400 km. karelik bir alan üzerinde Yeşil Ada ile birlikte yaklaşık 900 adadan oluşan Büyük Bariyer Resifi, canlı organizmalar tarafından yaratılan Dünyamızın en büyük oluşumu. Oluşum halen yani günümüzde ve gözümüzün önünde de devam ediyor. Göreceli olarak Evren ve Dünya zamanları yanında an kadar kısa, insan ömrüne kıyasla neredeyse ezelden-ebede oluşumu sürmekte bu canlı inşaatın.

Büyük Bariyer Resifin kuzey bölümlerinde şerit ve delta biçimli, hemen tamamında saçak adı verilen,  güneyinde yaygın biçimde lagün resifleri, orta kısmın hemen kuzeyinde Hilal resifleri ve Cairns yakınlarında düzlemsel resif çeşitleri bulunmakta imiş. Resiflerin barındırdığı canlı sayısı ise hayrete düşürecek sayılara ulaşıyor. 1500’den fazla balık çeşidi, 17 tür deniz yılanı, dev deniz kaplumbağalarının ender türleri, dev istiridye türleri, 25 değişik köpek balığı, ender deniz salyangozları, vatoz türleri ve omurgasızlar da dahil olmak üzere yaklaşık 5000 kadar canlı türü. Yaklaşık 400 kadar sert ve yumuşak mercan türü ve 15 ender deniz yosunu ile birlikte 500 kadar deniz yosunu türlerini de bunlara eklemek gerekir. Resif adaları üzerinde ise 7 kurbağa türü, 215 kuş ve 32 deniz kuşu türü, bir kısmı endemik olmak üzere 2195 bitki türü yaşamakta imiş.

Bu müthiş ekosisteme yeteri kadar yakından ve gereğince uzaktan bakınca size de muhteşem ve inanılmaz gelmiyor mu? Ayrıca resifin incelenebilen geçmişi ve bu günü, zaman zaman bilim insanlarını ve aklı başında Dünyalıları kaygılandıran, geleceğimize ilişkin bir laboratuvar niteliğinde. Küresel değişimlere ilişkin alarm sistemi niteliği taşımakta. Tehlikeli değişimlerin geri dönülemez noktalara ulaşmadan alarm sinyallerini alabildiğimiz, dev bir deneysel ortam gerçekten.

Avustralya Bilimler Akademisinin Ekim 2012’de yayınladığı bir araştırmaya göre resif, 1985 Yılından bu yana, mercan üreme hızının yaklaşık yarısını kaybetmiş.

Bu nedenle Great Barrier Reef Marine Park yönetimi, balıkçılık, turizm, taşımacılık gibi insan kaynaklı faaliyetleri, çalışma alanında bulunan resif bölgesinde sınırlandırmak istemekte imiş. Çünkü bunların resif ve ekosistemi üzerinde yarattığı çevresel baskılar, toplu mercan ölümleri, dip çamuru, deniz canlı gruplarında tehlikeli salgınlar gibi resif yaşamını tehlikeli boyutlara taşıyan sonuçlar getirmekte imiş. Ayrıca deniz suyu kalitesinin düşmesi ve kirlilik oranının artması, resif yaşamı üzerinde ciddi yıkımlara neden olmakta imiş. Bunu doğuran bir önemli etken de tropikal fırtınalar sonrasındaki sel baskınlarında daha artan oranda olmakla birlikte olağan zamanlarda da nehirler tarafından denize taşınan tarım arazilerinden yayılan suni gübreler ve kimyasallar. Tarımsal kökenli çökeltiler mercan yaşamı ve biyo çeşitliliğin sağlığı açısından da büyük risk getirmekte imiş. İşte bu nedenlerle 1975 tarihli Great Barrier Reef Marine Park yasası, her beş yılda bir resifin kontrol edilmesini yasalarla güvence altına almış.

Büyük Resif, Yeşil Ada, Guru Gulu Gungandji insanlarının binlerce yıldır evi
Büyük Resif, Yeşil Ada, Guru Gulu Gungandji insanlarının binlerce yıldır evi

Son yıllarda resif yaşamında çevresel koşullara bağlı değişiklikler öylesine hızlanmış ki her yıl uluslararası sarsıcı haberlere konu olmaya başlamış. 16 Mart 2017 tarihli bir bildiri ile, resifin Kuzey kıyılarında artan okyanus suları ısısı nedeniyle 800 km. karelik bir alanda toplu mercan ölümleri görüldüğü rapor edilmiş. 2018’de ise yapılan takipler sonucu, mercan üreme yüzdesinin keskin bir düşüş gösterdiği gözlenmiş. Ortam ısısı ve su kalitesindeki değişimler, çoğalan mercan türlerinin de değişmesine neden olduğundan uzun ama çok da uzun olmayan bir sürede ekosistemde yeni dengelere ve resif içinde yeni düzenlerin görülmesine neden olacağı tahmin edilmekte imiş.

Tüm bu çok ilgimi çeken bilgilere eriştiğimde beni en çok sarsan şey, Büyük Bariyer Resifin birbirinden kilometrelerce uzağında bulunan bir kaç yerinde eşimle birlikte şnorkel yaptığımız ve çok mutlu olduğumuz, gezgin ruhumuz doydu dediğimiz zamanların, aslında çok karmaşık, çok zengin, çok değişken, çok inanılmaz, çok büyük, çok hassas ve antik bir dünyanın içine girmeyi bir yana bırakalım, sınırlarına yaklaşmak bile olmadığının şaşkınlıkla farkına varmak idi. Biraz daha incelediğimde resifin oluşum sürecinin bilinebildiği kadarı ile oldukça karmaşık olduğunu öğrendim. Tektonik hareketler nedeni ile her yıl 7 cm. kadar Kuzeye doğru kayan Avustralya Kıtasının Queensland kıyılarındaki deniz seviyesi değişimleri, resif büyümesini doğrudan etkilemiş. Dünyamızın yaşadığı son buzul çağında bu denizlerdeki su seviyesi tahminlere göre günümüzdekinden 120 cm. daha düşükmüş. Son buzul çağı sona erinceye kadar 20’000 yıl öncesinden 6000 yıl öncesine kadar deniz seviyesinin Dünyamızın her yerinde düzenli olarak yükselmeye devam ettiği bilim insanlarınca söylenmekte. Güneş ışığına duydukları gereksinim nedeniyle mercanlar cinslerine göre, okyanusun 22 metre ile 66 metre hatta bazı türler 150 metre derinliğine kadar yaşayabilmekte imişler. Üremeleri ise ayrı bir olay. İlkbahar ve yaz aylarında yükselen deniz suyu sıcaklığı, ay ve gün döngüleri ile birlikte tetiklenen toplu üremeler şeklinde oluyormuş. Dolunaydan sonraki hafta boyunca deniz içinde hızla çoğalan mercan yavruları. Rengârenk ve pek çok farklı biçimde. Mucize gibi değil mi? Okyanuslarda su seviyesi, su ısısı, suyun niteliği gibi değişimlerin, özellikle resifteki mercan yaşamını doğrudan etkilediği bilinen bilimsel bir gerçek. Diğer yandan Great Barrier Reef Marine Park kurumu, uydu görüntüleri ile de desteklenen ve 500’000 yıl öncesine dayandığı söylenen ölü bir mercan resifinin üzerinde yaklaşık 20’000 yıl öncesine dayanan ve uygun koşulların tekrar kurulması ile başlayan yeni bir resif yaşamını kabul etmekte imiş. Günümüzde uydu fotoğrafları yeni resifin bu eski resif kalıntısının üzerinde gelişimini sürdürmeye devam ettiğini göstermekte imiş.

N.EGE DMI Yesil Adanin bitki ortusu

Büyük Bariyer Resifi, Dünya Miras Alanı UNESCO tarafından kabul edilen verilere göre, 30’u Resif Kanyonları olmak üzere 70 Biyojene ayrılıyormuş. Aman tanrım diye düşündüm, Resif kanyonu da mı varmış?

Öğrendikçe, o konuda ne kadar az şey bildiğinizin farkına varırsınız ya, ben gezimiz sırasında bir bölümünü de olsa görüp yaşarken, ama en çok da merak edip okurken, Büyük Bariyer Resifinin nasıl bir derya olduğunu daha çok fark ettim. Dünyamız ve bilim, uçsuz bucaksız, emek isteyen, adanmış yaşamlar üzerinde gelişip yükselen bir gerçek. Tıpkı mercan resifler gibi güzellikler de aynı amaç için üst üste konulan yaşamlar üzerinde yükseliyor.