OSMANLI YAŞAM TARZININ ARNAVUTLUK’A ARMAĞANI BERAT VE GJİROKASTRA

Gjirokastra`nın mahallelerinde Osmanlı konukseverliği hala yaşamaya devam ediyor
berat harita 1

Arnavut kelimesi çocukluğumda ilk olarak Arnavut ciğeri ile kelime dağarcığıma girmişti. Bu, ciğerden yapılan bir yemekti ama Arnavutluk nereden geliyordu acaba? Soruma açıklayıcı bir yanıt alamamıştım, ancak coğrafya dersinde aynı adı taşıyan bir ülke olduğunu öğrendim. Arnavut kökenli olduğunu söyleyen insanlarla tanıştım zaman içinde. Ve ortaokulda tarih okurken Arnavutluk’un, Enver Hoca’nın komünist yönetimi altında olduğunu.

Dalmaçya’nın güzel kıyılarına yaslanmış Arnavutluk, çocukluğum ve eğitim yaşamım boyunca daima benimle birlikte idi pek içli dışlı olmasak da. Eşim ile 2000’li yıllarda Avrupa’daki Unesco Dünya Miraslarını gezmeye başladığımızda kısmetmiş görmek. İki kez arabamız ile ziyaret ettik. Birincisi 2010 yılında, henüz yolları yeni yeni yapılırken toz toprak içinde, ikincisi ise 2014 yılında ülke biraz daha derlenip toplandığında. 1417 yılında başlayarak, 1912 Balkan Savaşı’na kadar süren Osmanlı yönetimi esnasında, o dönemin yaşam tarzını belgeleyen Osmanlı Evleri ve mahalleleri, Berat ve Gjirokastra şehirlerinin Unesco Dünya Mirası Listesi’ne ve koruma altına alınmasını sağlamış.

Berat`a güzellik katan köprüsü
Berat`a güzellik katan köprüsü

Berat’ın, hepsi yüzünü bana dönmüş gibi duran Osmanlı evlerini ilk gördüğümde, sanki bronz çağına ait buluntularla kanıtlanan ve çok eskilere dayanan yerleşimi hiç olmamış, şehir ilk kez bu güzel mahallelerle var olmuş gibi hissettim. Oysa Berat’ın tarihini okuduğumda, ne çok el değiştirmiş ve kim bilir neler görüp yaşamış, bu yaşlı yorgun şehir diye düşünmüştüm. M.Ö. 314’te Yunan şehir devletlerinden Epirus’un kralı Casander tarafından kurulmuş. Şehrin ortasından 915 metre derinliğinde bir vadi tabanında akan Osum nehri, önce Romalıların, Bizanslıların, sonrasında pek çok Slav kabilelerin geliş gidişlerine şahitlik ediyor. Uzun geçmişinde, 9. yüzyılda Bulgarlarla tanışıyor. 11.-13. yüzyıllar arasında aslına dönüp tekrar Epirus Krallığı’na bağlanıyor ve 1272’de Arnavut Krallığı tarafından ele geçiriliyor. 1450 yılında kendisine önceleri Arnavut Belgradı, daha sonra Berat adını veren Osmanlılarla başlayan beraberliği, 1912 Balkan Savaşı sonrası Arnavutluk’a tekrar geçişine kadar devam ediyor. 400 yıldan fazla süren bu beraberlik, zarif ahşap oymalarla bezeli ve yüzleri güneşe dönük evlerle bütünleşen bir çehre kazandırmış Berat’a. Osmanlı yaşam tarzına tanıklık eden bu görüntüsünün yanısıra farklı inançları ve kültürleri de barındırdığının kanıtı olan seramik ve mozaikleri ile Ortodoks kiliselerini, zarif minareleri ile camilerini, halen kullanılan 18. yüzyıldan kalma Osmanlı Pazar Yeri’ni, zamanlarının tüm canlılığı ile hayal etmek mümkün.

Berat`ın aydınlık yüzlü Osmanlı evleri ve şirin mahalleleri
Berat`ın aydınlık yüzlü Osmanlı evleri ve şirin mahalleleri

Güzel Berat’ı, doğanın kıvrımlarına uyumlu bir biçimde ikiye bölen Osum nehrinin ve yaslandığı Tomorr, Shpirang dağlarının günümüzde de anlatılan hüzünlü bir efsanesi de var. Tomorr ve Shpirang, çok güzel genç bir kıza aşık iki dev imiş. Çok uzun süren bir dövüşte, dövüşerek ölmüşler. Taş kesilip iki dağa dönüşmüşler. Bunu öğrenen güzel kız ağlamış ağlamış, gözyaşları akıp Osum nehrine dönüşmüş. Güzel kız da üzüntüden taş olmuş. Daha sonra her iki dağı da gören bu tepeye Berat kalesi kurulmuş.

Gümüş Kale ve Gjirokastra evleri
Gümüş Kale ve Gjirokastra evleri

Arnavutluk’un bir diğer kültürel değeri, Berat ile birlikte Osmanlı evleri ve mahalleleri nedeniyle aynı madde altında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Gjirokastra’dır. Yani gümüş kale, Türklerin verdiği isimle Engiri. 1336 tarihinde Argirokastra adıyla bir Bizans şehri olarak tarih sahnesinde yer almış. Gjara dağları ile Drina nehri arasındaki vadide can bulan bu güzel ticaret şehri de 1417 yılında Osmanlı hâkimiyetine girmiş. 1670 yılında ünlü gezgin Evliya Çelebi’yi konuk etmiş. Gittiği her yer için olduğu gibi burası için de bir envanter çıkarmış ve o tarihte 2000 ev, 8 cami, 3 kilise, 280 dükkan, 5 çeşme, 5 han bulunduğunu yazmış Evliya Çelebimiz.

Yamaca yaslanmış Osmanlı mahalleleri zamanın akışını seyreder gibi Gjirokastrada
Yamaca yaslanmış Osmanlı mahalleleri zamanın akışını seyreder gibi Gjirokastrada

Berat’a benzer bir tarihi gelişim içinde, Osmanlı hâkimiyetinden çıktığı 1913 tarihinden itibaren Yunanistan-Arnavutluk-İtalya arasında el değiştirmiş, 1942-1944 yılları Nazi işgali ile geçmiş. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Arnavutluk’a dahil olan Gjirokastra aynı zamanda 1991’de sona eren komünist rejimin lideri Enver Hoca’nın doğum yeri. Adını aldığı Prensesin hikâyesini şiire döken ünlü Arnavut Şair İsmail Kadare’nin de doğum yeri aynı zamanda.

Berat ve Gjirokastra, şehir plancılığı ile bölgenin mimari zenginlik ve mirasına şahitlik yapmakta. Berat’ı gezerken restorasyonu tamamlanmış Osmanlı mahallelerinde, evlerin pek çoğunda artık yaşam olmamasına rağmen kendimi bir Anadolu kentinin eski zamanlarında dolaşır gibi hissettim. Sanki Zonguldak’ta idim. Beypazarı’nı dolaşıyordum ya da Amasya’yı veya Unesco Dünya Mirasımız güzeller güzeli Safranbolu’yu.

Osum nehri kıyısında yüzyıllarca pek çok inancı barındıran Berat şehri
Osum nehri kıyısında yüzyıllarca pek çok inancı barındıran Berat şehri

Gjirokastra ise kalesi, küçük şirin meydanları, tek katlı, iki katlı evleri, dükkânları ile farklı bir biçimde capcanlı eski zamanlarını yaşıyor ve yaşatıyor. Ev sahiplerinin iki odasını Pansiyon olarak kiraladıkları bir Osmanlı evini gezme fırsatını bulduk eşimle. Türk olduğumuzu öğrenince ev sahipleri sevinçle davet ettiler. Zarflı fincanlarda ikram edilen Türk kahvesi eşliğinde sohbet ettik. Üzerine kilim serilmiş divanları, bembeyaz dantellerin süslediği minderleri, rengârenk kanaviçe işleri, ahşap oyma mobilyaları ve misafirperver sahipleri ile bizi sımsıcak sarmalayıveren bu evden ve sahiplerinden 40 yıllık dostmuş gibi vedalaşarak ayrıldık.Arabamıza binip başka bir Dünya Mirası’na doğru yolumuza devam ederken Berat ve Gjirokastra bana Anadolu’da, Osmanlı döneminin yaşam biçimine şahitlik eden pek çok mahallenin bulunduğu yerleşim yerlerimizin, UNESCO Dünya Mirası Safranbolu’ya ilave dosyalar ile Miras Listesine alınmasını sağlayabileceğimizi düşündürdü. Dünyada bunun pek çok örneği var. Böylece UNESCO’nun evrensel değer olarak belirlediği Osmanlı evleri ve mahalleleri, pek çok Anadolu kentimize daha, eski zamanların masalsı yaşamlarını canlandırma fırsatı verir. Tabii Dünya Miraslarını gezen 21. yüzyıl gezginlerinin de ziyaret etmelerini sağlar. Başka kültür gezginlerini ağırlar, tanışır, kucaklaşırız.

Gjirokastra`nın mahallelerinde Osmanlı konukseverliği hala yaşamaya devam ediyor
Gjirokastra`nın mahallelerinde Osmanlı konukseverliği hala yaşamaya devam ediyor