PİCO ADASI ATLANTİĞİN ISSIZLIĞINDA BİR DÜNYA MİRASI

Pico dağı ve benzersiz üretim tekniği ile bağlar
baykal harita 3

Kuzey Amerika Kıtası ile Avrupa Anakarası, Atlas Okyanusunun derinliklerinde bir fay hattında buluşurlar. İşte tam bu noktada, iki kıtanın okyanus tabanında birbirlerine dokunduğu sularda doğmuş Pico adası. Dünyamızın şekillendiği dönemlerde, Atlantik Okyanusunun derinliklerinde, neredeyse İzlanda’dan Güney Kutbuna kadar uzanan bu fay hattında, önce ateşler fışkırmış. Masmavi okyanusun ıssızlığında, göklere fışkıran lavlar, kızıldan başlayıp simsiyah süngerimsi kayalarla devam etmiş oluşumuna. Pico adası, benzer doğum öykülerine sahip dokuz kardeş adadan oluşan Azor adalarının en gençlerinden biri.

15. Yüzyılda engin denizleri aşarak bu ıssız adalara ulaşıp yerleşenler, zor bir yaşamı baştan kabullenmiş olmalılar çoluk çocuk, genç yaşlı. Siyahı, simsiyahı sevmiş olmalılar ayrıca, çünkü Pico adası göz alabildiğince simsiyah. Ortasında yükselen görkemli Pico Dağı 2351 metre ile sadece Azor Adalarının değil Portekiz’in de en yüksek noktası.

İlk yerleşimcilerin en önemli geçim kaynağı, deniz imiş. Ada halkının balina avcılığı yapan erkekleri, av iyi olduğunda yüzleri gülerek dönerlermiş evlerine. 18 yüzyıl sonlarına kadar tüm Avrupa’nın aydınlanmasını sağlayan balina yağının önemli bir bölümü Azor Adalarından, özellikle de Pico adasından gelirmiş. Verimli av dönemlerinde sahile çekilen balinaları birlikte işleyen ada halkı, av iyi gitmediğinde yoksulluğu, küçük tekneleri sulara gömüldüğünde ise kayıplarının acılarını paylaşmış yüzlerce yıl. Adanın simsiyah volkan toprağının elverdiği kadar sebze meyve yetiştirmişler. Sünger gibi delikli simsiyah volkan kayalarının arasında topladıkları simsiyah topraklara tatlı patates, mısır, lahana ekmişler. Dayanıklı,  cefakâr incir ağaçları imdatlarına yetişmiş, incir yetiştirmişler. Hatta küçük muz bahçeleri bile yapmışlar siyah kesme taştan kurdukları evlerinin çevrelerine. Sonra yeşiline hasret kaldıkları, tadını bir türlü unutamadıkları üzüm bağlarının özlemi düşmüş yüreklerine. Bağ yetiştirmeye çalışmışlar. Belki de tarihin en zorlu bağ yetiştirme çabasını göstermişler yıllarca. Ama zorluk bu ada halkının ikiz kardeşi imiş neredeyse. Bir taraftan simsiyah volkan kayaları ile kaplı arazi, diğer taraftan denizin tuzlu rüzgârları mucizeler yaratmaya zorluyormuş sanki onları. İnsanoğlu aklına koymaya görsün bir şeyleri yoktan var etmeyi. Volkan kayaları üst üste koyulup kare planlı bölmeler yapılmış uzun uğraşlar sonucu. Her karenin ortasında, süngersi siyah kayada bir çukur açılarak içine tek bir asma çubuğu dikilmiş. Sonra dualar edilmiş yeşersin diye gece gündüz. Asma çubukları sevmişler yeni evlerini. Çünkü süngersi kayalar nemi tutuyor ve gündüz güneş ışıklarını emerek gece sıcaklığın sabit kalmasını sağlıyormuş. Benzeri olmayan koşullarda yetişen bu üzümler, inanılmaz lezzet ve aromaları ile ün kazanmaya başlamış zaman içinde. Yüzyıllarca deniz aşırı topraklarda kralların, zengin asilzadelerin sofralarında prestijli tatlar sunmuşlar. Bir söyleyişe göre özellikle Rus Çarları ve asilzadeleri görkemli sofralarından eksik etmezlermiş.

Pico dağı ve benzersiz üretim tekniği ile bağlar
Pico dağı ve benzersiz üretim tekniği ile bağlar

18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren balina avcılığının yavaş yavaş önemini kaybetmesi ve endüstri devriminin genç kuşaklara sağladığı iş imkânları, Pico adasının genç nüfusunu başka topraklara taşımış. Bağlar giderek terkedilmiş. Simsiyahlığa neşe katan yemyeşiller kaybolmaya yüz tutmuş. Yerini yabani otlar ve makiler kaplamış. Her ne kadar bağlara emek verenler, üretimin altın çağına şahit olan yaşlılar, çaba harcadılarsa da bu geri gidişi durduramamışlar. Ama çaba harcamaktan da geri kalmamışlar. Ta ki seslerini duyurana kadar. Bu benzersiz üretimin, dünyamız kültürü adına korunması gereken bir değer olduğuna karar veren Unesco Dünya Miras komitesi 2004 yılında Pico adasının eski bağcılık yöntemini ve bağlarını Dünya Mirası Listesine ve dolayısı ile koruma altına almış.

Azor Adalarının ve Portekizin en yüksek dağı volkanik Pico`nun gölgesinde yaşam
Azor Adalarının ve Portekizin en yüksek dağı volkanik Pico`nun gölgesinde yaşam

2004 yılından itibaren , yeniden düzenlenen kare planlı bağ alanlarında ekim artmış. Şimdi güneşin, asma yapraklarından süzülen ışığı ile buğulanmış, benzersiz bir yeşili yarattığı asma bahçelerinde, güçlü filizler boy veriyor.

Volkanik kayalarda yetiştirdikleri bağlar ile insan emeğinin ve azminin gücünü sergiliyor Pico adası halkı
Volkanik kayalarda yetiştirdikleri bağlar ile insan emeğinin ve azminin gücünü sergiliyor Pico adası halkı

2017 Mayıs ayında eşimle birlikte Azor adalarına yaptığımız inanılmaz gezide, Pico adasının kader ortağı kardeş adalarını da çok sevdik. Boğaların insanları kovaladığı rengarenk dar sokaklarını, buharlı gemilerin keşfine kadar yeni dünyaya seyahat eden her kaptanın uğradığı, ikmal yapıp vergi ödediği güzel limanlarını, çiçekli küçük pencereli evlerini çok sevdik. Ancak burada da zaman ve koşullar hızla değişiyor dünyanın her yerinde olduğu gibi.

Azorlarda turizm ön plana çıkmış son yıllarda. Adaların önemli gelir kaynaklarından balıkçılık, büyük baş hayvancılık yanında turizm de hızla gelişiyor. Pico Adası için ise, eski zamanlara görkemli bir dönüş yapma zamanı şimdi. Okyanusun mavisine yaslanmış güzel Pico adasında, volkanların kül ve ateşinden arta kalan siyah kayalarla, güneşin altın renkli ışıkları yoğrulup harika bir aromaya dönüşüyor. Aralarında dolaşıp, tada tat katan bağ çubuklarına sevgiyle dokunduk, emeğin ürüne ve lezzete dönüşümüne hayran kalarak seyrettik. İnsanın gücünü ve yaratıcılığını bir kez daha içimize çektik, denizin tuzlu rüzgârlarla getirdiği iyot kokusunda.