Bu yazı Türk Standartları Enstitüsü Yayını Standart Dergisinde Yayımlanmıştır.
TSE web sitesinde görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz:

TSE..org.tr/Dergi/2024/01/sayi722.pdf
Geçen sayımızda bana ayrılan bölümü okuma fırsatı bulduysanız, Yeni Zelanda gezimizin, Waitangi’de keşifler ve kâşifler tarihinden bir macera tadında ve Maori halkı ile ilk karşılaşmamızın heyecanı ile başladığını hatırlayacaksınız. Son satırlarımda ‘’Yarın gezeceğimiz Kuzey Adanın güzel şehri Auckland’a doğru yola çıktığımızda, Yeni Zelanda ve onun ilk kez kucaklayacağım kendine özgülükleri için heyecan doluydum’’ demiştim.
Çok heyecanlı idim.
Öyle çok şeyini merak ediyordum ki Yeni Zelanda’nın. Kiviyi merak ediyordum mesela. Kivi, bir meyve bildiğiniz gibi. Yeni Zelanda ile özdeşleşmiş olmasına rağmen anavatanı Çin olan bir meyve. Ancak Yeni Zelanda’da yetişen bir türü var ki çok az biliniyor. Altın renkli Altın Kivi. Sarı renkli ve daha tatlı. Sonra Kivi kuşu da Yeni Zelanda’ya özgü. Kendi büyüklüğüne göre bilinen en büyük yumurtayı yumurtlayan ve uçamayan bir kuş aynı zamanda. Yeni Zelandalılar kendileri için de Kivi sözcüğünü kullanıyorlar. Her bastığınız yerden kaynar sular, buharlar fışkıran, gayzerler diyarı Rotaroa, Waitomo’daki ışık saçan kurtçukların yaşadığı mağaralar, Yüzüklerin Efendisi filmi ile Hobbitlerin vatanı Yeni Zelanda. Müzeleri
ve Atatürk Anıtı ile başkent Wellington. Güzeller güzeli doğası ile Queenstown şehri, fiyortlar ülkesi Fiyordland Milli Parkı, Güney Ada’nın güney sahillerinde, Pukekura’da dünyanın en küçük mavi penguenlerini göreceğiz.

Tipik bir Fransız şehri olan Akoroa şehri ve Chirstchurch. Yumuşacık tüyleri olan Possumlar, Yeni Zelanda’da 7 milyon yıl kadar yaşadıktan sonra 1500 yıllarında soyu tükenmiş Moa kuşları. Moalar 12-250 kg ağırlıkta ve 30-360 cm boyunda ve kış uykusuna yatabilen tek kuş türü imiş. 250 kg’lık 3,5 metre boyunda uçamayan bir kuş hayal edebiliyor musunuz? Bir dinozorla burun buruna gelmek gibi bir şey olmalı. Güney Ada sahillerinde yaşayan kanat açıklığı 4 metreye kadar olabilen dev Albatroslar. Maoriler’in ünlü Haka Dansı. Düşmanlarına gözdağı vermek için Maori erkeklerinin yaptığı geleneksel dans, günümüzde spor karşılaşmalarına kadar sızan ünlü gösteri. Daha neler neler var merak ettiğim Yeni Zelanda’ya dair. 5 milyonluk Yeni Zelanda’da 1960’lara kadar 80 milyon kadar koyun beslendiğini, sentetik ipliklerin düşürdüğü yün fiyatları nedeniyle koyun sayısının 40 milyona indirildiğini ve onların yerine geyik cinsleri yetiştirilerek Avrupa’nın azalan geyikleri yerine ihraç edildiğini biliyor musunuz? Eskiden koyun beslenen kimyasallardan uzak meralarda, organik şarap üreticiliği yapılarak 2000’li yıllarda dünya organik şarap pazarında Yeni Zelanda bir numaraya yükselmiş. Sizlerin de tahmin edeceği gibi çok heyecan verici bir macera Yeni Zelanda. Ancak daha ilk gün, Waitangi ve Waitangi Antlaşması, tarihi ve
gizemi ile gezimize damgasını vurmuştu.

Başka maceralar araya girmeden yollarda araştırdım Waitangi’den aklıma takılanları. Bilgi panolarında adı geçen ve Waitangi’yi, Ulusal Rezerv Kurulu ile birlikte Yeni Zelanda halkına armağan eden Lord ve Lady Bledisloe, 1930-1935 yılları arasında Yeni Zelanda Genel Valisi ve eşi imiş. Yani Waitangi Antlaşması ile yaşanmışlığı bulunmayan bir yönetici imiş. Torunları tarafından dikilen gösterişsiz bir taş anıt üzerinde adı geçen James Busby ile eşi Agnes Busby ise günümüzde Ziyaretçi Merkezi ve Antlaşma Evi olan iki odalı mütevazi evi inşa eden aile imiş. Araştırınca ortaya çıkan hikâye ise, beni Yeni Zelanda tarihindeki Waitangi günlerine geri götürecek kadar çarpıcı idi. Yüksek insani değerler adına kıyasıya bir mücadelenin sürdürüldüğü iç burkan bir yaşam öyküsüydü. Beni çok etkileyen Waitangi’yi ve Waitangi Antlaşmasını James Busby’nin yaşamını ve uğraşlarını bilmeden anlamak çok zor bence. Gelin birlikte geçmişe uzanıp James Busby’nin macera kıvamındaki yaşamına bir göz atalım isterseniz. Bunu yaparken pek çok kaynakta yetersiz bilgiye rastladım. En çok Claudia Orange tarafından yazılan ve 1990 yılında Yeni Zelanda Biyografi Sözlüğünde yayımlanan James Busby öyküsünü doyurucu buldum. Sizlerle paylaştığım, işte bu öyküden bazı satır başları:

James Busby, 7 Şubat 1802 tarihinde mühendis bir babanın beş çocuğundan biri olarak Edinburgh’ta doğmuş. 1824 yılında babasının görevi nedeniyle ailece İngilere’den Avustralya’nın Yeni Güney Galler Bölgesi’ne göç etmişler. İspanya ve Fransa’da bağcılık konusunda eğitim almış ve pek çok değişik bağ çubuğunu Avustralya’ya getirmiş olan James Busby’ye, Erkek standard Yatılı Yetim Çiftliğinde öğretmenlik görevi verilmiş. Bu okul büyük ihtimalle ailesini kaybetmiş veya İngiliz yerleşimciler tarafından öldürülmüş yetim Aborijin çocukların eğitildiği okullardan biri idi bence. Bilindiği gibi, bu okullarda toplanan çocukların kısırlaştırıldığına ilişkin söylentiler günümüzde bile Avustralya yönetiminin
başını ağrıtmakta zaman zaman. James Busby’nin bilinmeyen bir nedenle okuldaki görevine 1827 yılında son verilir ve İç Gelirler Tahsildarı olarak geçici bir göreve atanır. Diğer taraftan kendisine hibe olarak verilen 2000 dönüm arazide iklime uygun bağ çubuklarını geliştirme çalışmalarına devam eder. 1831 yılında yine bağlar ve şarapçılık konusunda çalışmalar yapmak üzere İspanya ve Fransa’ya gider. Bir yıl sonra Avustralya’ya geri döner. Bağ yetiştirme ve şarapçılık konusunda yaptığı çalışmalar, bugün James Busby’nin Avustralya şarapçılığının babası olarak anılmasını sağlar. 1 Kasım 1832 tarihinde Agnes Dow ile evlenirler. 1833 yılına gelindiğinde James Busby, Koloni İdaresince, Yeni Zelanda yerleşimcisi olarak Yeni Zelanda’da Kuzey Ada, Adalar Körfezi Bölgesi’ne atanır. Görevi bu bölgede İngiliz ticaretini korumak, kontrol etmek ve İngiliz yerleşimciler ile Maoriler arasında arabuluculuk yapmaktır. Böylece Waitangi’ye yerleşen James Busby, Waitangi Antlaşmasının imzalandığı çimenlik alana iki odalı küçük evi, ailesi için inşa eder. Evinin yan tarafına kurduğu üzüm bağına da İspanya ve Fransa’dan getirdiği bağ çubuklarından eker. Ayrıca bir sebze bahçesi ile çeşitli meyve ağaçlarının olduğu bir meyve fidanlığı kurar. Hazırlıklar tamamlanır, 1 yıl sonra da eşi Agnes gelir ve Waitangi’ye yerleşirler.

James Busby görevli olarak atanmasına atanmış ama yine de bu işte bir tuhaflık varmış sanki. Çünkü görevini yapabilmesi için kaynak ayrılmamış ve yetkileri de yetersizmiş. Tam da bu tarihlerde bir Yeni Zelanda teknesi, Avustralya sahillerinde yakalanmış. Bayraksız olduğu için kimliği de resmi olarak belirsizmiş. James Busby soruna kökten bir çözüm bulunması için bir bayrak belirlenmesini önermiş. Avustralya’dan dört bayrak önerisi gelmiş. James Busby’nin topladığı şefler 20 Mart 1834 tarihinde Yeni Zelanda Birleşik Kabileleri olarak, önerilen bayraklardan birini seçmişler. Bu da James Busby’nin Maori Şefleri ile iyi ilişkiler kurduğunu ve onları organize ettiğini gösteriyor bana göre.




Daha sonraki adım, 1935 yılında Fransız Baron Charles de Thierry’nin Yeni Zelanda Birleşik Kabilelerine, Fransız egemenliğini ilan etmeyi teklif ettiğini öğrendiğinde gelmiş. James Busby, Yeni Zelanda Bağımsızlık Bildirisi’ni hazırlamış ve ekim ayında Kuzey Ada’daki 35 Maori Şefi ile birlikte imzalamış. Yeni Zelanda tarihinin bu bölümünde olaylar hızla gelişirken, 20 Mart 1834 tarihinden itibaren Yeni Zelanda yapımı gemilere, Yeni Zelanda Bağımsız Birleşik Kabileleri adına tescil sertifikaları James Busby tarafından verilmiş. Busby bunu Şefler Konfederasyonu için çok önemli bir adım olarak görüyormuş. 28 Ekim 1835 tarihinde ikinci toplantıyı standard yaparak öncelikle 34 Şefi, Bağımsızlık Bildirisi çerçevesinde İngiltere Birleşik Krallığı’ndan koruma talep etmeye ikna etmiş. Çok kısa süre sonra kabul eden Şeflerin sayısı 52’ye çıkmış ve Waitangi Kongresi toplanmış. İngiltere yönetimi kongre sonuçlarını ve koruma antlaşması yapmayı kabul etmiş.
James Busby, adım adım Yeni Zelanda topraklarının gerçek sahiplerini, kendi sosyal ve yönetimsel yapılarına uygun ve en önemlisi Bağımsız Şefler Konfederasyonu biçiminde bir yönetim altında birleştirerek, İngiltere karşısında koruma antlaşması şartlarını tartışabilecek güçlü bir taraf haline getirmiş.

Claudia Orange’ın ifadesine göre, tüm bu adımlar sonunda İngiltere, Maori Şefleri ile antlaşma yapmayı kabul etti. Bu ise Maori ulusal kimliğinin kabulü anlamını
doğurması açısından çok önemli idi.
5-6 Şubat 1840’a gelindiğinde, James Busby, evinin önündeki çimenlikte William Hobson ve Maori Şeflerle birlikte Waitangi Antlaşması metnini yazmış. İmza törenine katılmış. Yeni Zelanda’nın kuruluş hikâyesi böylece mutlu sona bağlanmış diye düşünüyorsanız hemen söyleyeyim ne yazık ki öyle olmamış. James Busby ve ailesi o yıl Waitangi’den ayrılmışlar. Yeni Zelanda’nın yeni kurulan sömürge yönetiminin görev teklifini kabul etmemiş ve
Yeni Zelanda Bankacılık Şirketi borçlarını ödeme fırsatı tanımadan topraklarına el koymuş.
James Busby’nin bağı, sebze bahçesi, eliyle diktiği meyve fidanları öksüz kalmış. Dahası eşi Agnes Busby’e, Te Wahapulu arkadaşı Elizabeth Mair’in doğum gününde hediye ettiği, o sıralar İngiltere’de pek moda olan Norfolk Çamı da öksüz kalmış. James Busby’nin bundan sonraki yaşamı, 15 Temmuz 1871 tarihinde Londra’daki ölümüne kadar, Yeni Zelanda’da satın almış olduğu toprakların mülkiyetinin yasallığının denetlenmesi süreçleri, her yapmaya çalıştığı işte karşılaştığı engelleri aşma mücadelesi, kredi taleplerinde karşılaştığı zorluklar, Sydney, Londra, Yeni Zelanda arasında gidiş gelişler, tazminat talepleri ve hukuk mücadeleleri ile geçmiş. Başarılı olamadığı bir yana, Auckland basınında düzenli olarak aleyhinde servis edilen yazılar, onun Waitangi Antlaşmasının mimarı kimliği ile hak ettiği saygı ve itibarı görmesini de engellemiş.

Yeni Zelanda’nın benzersiz bir ülke olarak kurulmasında ve Maori halkının varlığını koruyabilmesinde oynadığı rolün gölgede kalmasına neden olmuş. James Busby’nin özverili yaşamını ve başardıklarını öğrendikten sonra Waitangi Antlaşmasının imzalanması ile birlikte neden yaşamında keskin bir değişim olduğunu, neden işlerinin yolunda gitmediğini düşündüm. Avustralya’da da pek ödüllendirilen bir İngiliz yerleşimci olmamış anladığımız kadarıyla. Görevlendirilmelerinde
de desteklenmemiş, hep bir uzak tutuluş varmış gibi geldi bana. Ayrıca neden diğer sömürge sakini İngilizler gibi topraklarını genişletip zenginleşmeye çalışmamış?
Maorilerin kimlik kazanmalarını, İngiltere ile benzer şartlarda masaya oturmalarını önemsemiş? Görev kapsamına girmediği halde tüm enerjisini yıllarca bu konuya harcamış.
Bana öyle geliyor ki, Avustralya’da gördüklerini, yaşadıklarını, yerli Aborijin halka yaşatılanları onaylamamış ve en önemlisi bunları dile getirmiş sanırım James Busby.
Yeni Zelanda’ya yetkisizleştirilmiş bir görev ile bir bakıma sürgüne gönderilmiş sanki. Talihin garip bir cilvesi olarak bu olay, Maori halkının geleceğini yapılandıran bir girişim olmuş.

Waitangi Antlaşmasının Maori dilinde ve İngilizce olmak üzere iki dilde imzalandığı bilinmekte. Maori dilindeki metinde, Yeni Zelanda topraklarında, İngiliz yerleşimcilerle Maorilerin aynı haklara sahip olduğu ve topraklarının kendilerine ait olacağı yazılı imiş. İngilizcesinin nasıl anlamlar içerdiğini bilmiyoruz. Ancak gerçek şu ki Maori insanları topraklarını kaybetmişler ve fakirleşmişler. 20. yüzyılın başlarından itibaren sık sık tekrarlanan Maori protestolarına, gösterilere sahne olmuş Yeni Zelanda. Bunlardan bazıları oldukça sert biçimde bastırılmış zaman zaman. Ama her şeye rağmen James Busby
sayesinde Maori halkının, diğer sömürge halkları ile aynı kaderi paylaşmadıkları bir gerçek.
Gezimiz boyunca, güzeller güzeli Yeni Zelanda, bambaşkalığı ile bize unutulmaz bir macera yaşattı. Bunda sevimli ve rahat karavanımızın, tertemiz ve modern karavan
parklarının da büyük payı vardı doğrusu. Bu güzel ve yaşamımıza anlam katan gezimizi ve anılarımı sizlerle başka bir yazımda paylaşmayı umuyorum. Aklımda iz bırakanların en önemlilerinden biri ise Waitangi ve Waitangi Antlaşması oldu. Kuzey Ada’daki Wellington’dan feribotla Güney Ada’nın Picton yerleşimine geçerken, James Busby’i
gerçekten tanıyıp anladığımı hissettim ve inandığım tüm doğru ve güzel şeyler adına, onu saygıyla selamladımb
