Bu yazı Türk Standartları Enstitüsü Yayını Standart Dergisinde Yayımlanmıştır.
TSE web sitesinde görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz:
15 Şubat 2022, Buenos Aires’te sıcak bir gün. Bizim 12 Şubat’ta başladığımız ve 2 Mart’a kadar sürecek büyük Arjantin gezimizin henüz başlarındayız. Buenos Aires, meydanları, geniş caddeleri, gösterişli binaları, tarihi La Boca’sı, nostaljik Cafe Tortini’si ve daha pek çok kendine özgülüğü ile burada. Sıcağa rağmen (Güney Yarım Küre’de yazın son haftaları yaşanıyor bu tarihlerde) gezip görme isteğimiz bizi zorluyor. Bu büyüleyici Latin şehri bizi güzelliği kadar yaşanmışlıkları ile de cezbediyor. Sık sık mola vererek olabildiğince görmek, hissetmek, hatta içimize çekmek için çaba harcıyoruz.
Buenos Aires, pek çok güzel ve özel şehirde olduğu gibi tek başına bir kitap, tek başına baş döndüren bir macera, hatta yakıp kül eden ateşli bir aşk öyküsü. Oysa size bu kez asıl anlatmak istediğim yine Buenos Aires’e ait ama bambaşka bir hikâye. Öyle ki, farklı bir amaçla çıkılan yolda rastlanan müthiş şaşırtıcı bir güzellik.

Mimarların ve mimarlıkla yakınlığı olanların tanıyıp bildikleri, dünyaca ünlü mimar Le Corbusier’in Buenos Aires yakınlarındaki La Plata bölgesinde yaptığı ve UNESCO tarafından 19 Temmuz 2016 tarihinde Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınan Dr. Curutchet Evi’ni (La Maison du Docteur Curutchet) görmek istiyoruz. İsviçreli mimar Le Corbusier tarafından üç kıta, yedi ülkede yarım asır içinde tasarlanan ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde bulunan 17 mimari eserden biri olan Dr. Curutchet Evi, Arjantin gezimizde görmeyi planladığımız üç yeni UNESCO Dünya Mirasından birincisi.
Le Corbusier’in eserlerinden Fransa’daki Chapelle Notre-Dame du Haut, dini mimariye devrimci bir yaklaşım ile ergonomi ve işlevsellik kazandıran; Marsilya’daki Villa Savoye, modern konut anlayışının prototipi olarak; İsviçre’de Cenevre Gölü sahilinde küçük bir mücevher olarak nitelendirilen Villa ‘Le Lac’ Le Corbusier, hayranlık uyandıran mimari serisinden sadece birkaç örnek.

Le Corbusier adı ile tanınan İsviçre asıllı Fransız mimarın gerçek adı Charles-Edouard Jeanneret (1887-1965). 20. yüzyılın ilk yarısında, teknolojide ve sosyal yaşam anlayışındaki değişimler doğrultusunda, mimaride modern ve insani gereksinimleri dikkate alan akımın öncüsü olmuş. Mimaride modern hareketin doğuşu, işte bu yükselen insani değerlerin ön planda tutulduğu mimari anlayış ile gerçekleşmiş.
Rehberimiz ile birlikte, La Plata’da ana cadde üzerinde, bir park ve bir meydana komşu olan Dr. Curutchet Evi’ne vardık. Tarihi doku arasında gözü yormayacak şekilde yerleşmiş üç katlı, aydınlık bir ev karşıladı bizi. Bana verseler hiç yadırgamadan girip oturabileceğim hoş bir ev.

İlk bakışta evin içindeki ağaç gözüme çarptı. Ev mi ağacın içinde ağaç mı evin belli değil. Beyazın hâkim olduğu görünümde ağaç öyle güzel duruyordu ki. Üst kattaki teras, ağacın dalları ile teraslıktan çıkıp bir bahçeye dönüşmüş sanki. Katlanır ahşap panjurlar, çevredeki binalarla çağdaşmış hissini veriyor. 1949-1953 yılları arasında tasarlanmış olan bina, yaratıcısının doğumunun 100. yılı anısına, 1986-1988 yılları arasında restore edilmiş ve günümüzde Buenos Aires Mimarlar Örgütü Colegio de Arquitectos’a ev sahipliği yapıyormuş. Le Corbusier’in olgunluk dönemi eserlerinden olan bu güzel evde, onun düşüncelerini, yaşamını, mimarlık macerasını konu alarak 2009 ve 2018 yapımı iki film çekilmiş.
Bir cerrah olan evin sahibi Dr. Pedro Domingo Curutchet, Le Corbusier’den evini tasarlarken, kliniği ile ailesinin yaşam alanlarını ayırmasını, tüm ana yaşam alanlarına meydan ve park görüntüsü kazandırmasını istemiş. Le Corbusier de garaj ve bazı genel hizmet alanlarını zemin kata yerleştirmiş. Binayı, çalışma alanı ve yaşam alanı olarak iki bölümde planlamış. Birinci katın ön bölümü Dr. Curutchet’in muayenehanesine ayrılmış. Arka bölüm ise biraz yükseltilerek ailenin yaşam alanına dahil edilmiş. Oturma ve yemek odası, muayenehanenin üstünde yer almakta. Le Corbusier yatak odalarını üçüncü kata yerleştirmiş. Evin iki ana bölümü bir rampa ile birbirine bağlanmış. Bu müstesna homeoffice’de tüm odalar gün ışığı almakta, Paseo del Bosque parkını ve komşuları görmekte.

Dr. Curutchet Evi beni etkiledi, içimi ısıttı adeta. Neden mi? Çünkü kolonlara bağlı olmayan bir yerleşim, taşıyıcıların cepheden uzaklaştırılması ile özgürleşen bir cephe düzenlemesi, yatay- uzun, gülümsermiş gibi görünen kocaman pencereler, keyfince kullanılan ferah mı ferah zemin kat ve en muhteşemi yemyeşil bir teras katı, sanki çatı bahçesi. Tam da yaşanılası, çocuk yetiştirmesi, babanın öğle yemeğine gelmesi için ‘’Haydi yemek hazır!’’ nidasının yeterli olduğu, bembeyazlarında mutluluğa boyalı bir evdi işte. UNESCO, Dünya Mirası Listesi’ne koymasaydı da severdim onu. Ama belki o zaman haberdar olup görmeye gelemezdim. İyi ki Dr. Curuchet istemiş, Le Corbusier inşa etmiş ve UNESCO kucaklamış onu.

Başka bir hikâye demiştim ya yazımın başında, işte Dr. Curuchet Evi’nin uyandırdığı sıcacık duygular henüz içimizi ısıtmaya devam ederken, La Plata ilçesinde ve Manuel Bernardo Gonnet kasabasında ismi ilgimizi çeken başka bir yer olduğunu hatırladık. Rehberimize sorduk. Öyle bir yer varmış ama kendisi de henüz görmemiş. Yerel rehberimizin bile henüz görmediği bu yeri görmek istiyoruz. İşte böylece sevimli kapısında ‘Republica De Los Ninos’ yazan ve göz alabildiğine uzanan bir alana yerleşmiş ‘Çocuklar Cumhuriyeti’ne vardık ve içeri girdik. Girer girmez bir pano ve Çocuklar Cumhuriyeti’nin şehir planı karşıladı bizi. Bir cumhuriyet başkentinde olması gereken her şey var gibi gözüküyordu.
Bir peri masalının ortasına düşmüşlük şaşkınlığı yüzlerimizde, yavaş yavaş ilerledik bu mini şehrin ana caddesinden. Masallardaki gibi rengârenk şirin yapılar, sanki tanıyıp bildiğimiz bazı binaları da çağrıştırıyor gibiydi. Rehberimizin verdiği bilgiye göre 53 hektarlık bir alana kurulmuş olan ve 35 küçük binadan oluşan bu cumhuriyet başşehri, ülkenin en genç üyelerine adanmış bir tema parkı. Binaları, dünyanın farklı ülkelerindeki değişik mimariler harmanlanarak tasarlanmış. Bunlardan, Yasama Meclisi, İngiliz Parlamentosu’ndaki Yasama Meclisi’ne benziyormuş. Belediye Binası, Venedik’teki Doge Sarayı’nın benzeriymiş. Kültür Sarayı ise Hindistan’daki Tac Mahal’den esinlenerek yapılmış. Yürüyerek minik şehrin ana meydanı Plaza de la Amistad’a ulaştık. Meydanı ilgi çekici yapılar çevrelemişti. Hükümet Konağı, Adalet Sarayı, Gümrük, İtfaiye İstasyonu, Benzin İstasyonu sıralanmıştı. Hükümet Konağının içinde Temsilciler Meclisi ve Senato ayrı salonlar halinde düzenlenmiş. Rehberimiz Çocuklar Cumhuriyeti’nin ortalama on yaşlarındaki bir çocuğun boyutlarına ve bakış açısına göre düzenlendiğini söyledi. Ama bu durum biz büyüklerin de binaların içine girerek gezimizi bir müze kompleksi gezisine dönüştürmemize engel olmuyordu.

Çocuklar Cumhuriyeti’nde isimler de çok ilginç. Tren istasyonunun adı Peter Pan İstasyonu mesela. Polis karakolunun adı ise Pamuk Prenses Polis Karakolu. Sokak isimleri de çok anlamlı seçilmiş. Saygı Sokağı, Mutluluk Sokağı, Çocuk Hakları Sokağı, Diyagonal Sokak vb. gibi. Bunların dışında, müze ve çocuk evi, stadyum, tiyatro evi, merkez bankası binası, yol güvenlik merkezi gibi pek çok fonksiyonel bina inşa edilmiş. Hobi ve spor aktivitelerine ayrılmış pek çok alan da bulunmakta. Basketbol sahaları, yüzme havuzları, Radyo 000 isimli bir radyo istasyonu, şapel atölyeleri vb. gibi. Bunların her birine Arjantin’de popüler olan veya tarihi önem taşıyan, Anndhe Balıkçı Kabini, Dereito Su Deposu, Cabana del Prilidor Havacılık, Levadia Köprüsü, Casa del Colono Tiyatrosu gibi isimler verilmiş.
Her gün saat 7 ile 22 arasında açık olan, piknik, yürüyüş ve doğa sporlarının da yapılabileceği şekilde düzenlenmiş olan tema parkına giriş ücretsiz ve ayrıca geniş bir açık otoparkı bulunuyor. İlgi çekici yapıların yanında farklı toplumsal alanlar planlanmış. Devlet yönetimi ve yerel yönetimlerin idari işleyişlerini tanıtmak üzere, resmi kurumlara ilişkin binalar inşa edilmiş. Farklı sektörlerdeki ticari kuruluşların işleyişlerini tanıtmak ve çocuklara öğretmek amacıyla pek çok kurum ve kuruluş bulunuyor. Örnek olarak Boeing 737 uçak uçuş simülatörleri gerçekleştirilmiş. Parkın içinde küçük bir trenle gezi yapılabiliyor. Parkın küçük gölünde ilginç bir tekne ile gezilebiliyor. Ayrıca çocukların çok hoşlanacakları mekanik oyunlarla ilgili bir bölüm planlanmış. Bu bölümde çarpışan arabalar, hayalet tren, solucan, korsan gemisi, kaydıraklar, hamaklar, atlıkarıncalar, tahterevalli gibi biz büyükleri bile heyecanlandıran pek çok oyun imkânı var çocuklar için. Bir Boeing 737- 200 uçağının yerleştirildiği havaalanı bölümünde sergilenen, gerçek bir Boeing 737 uçağı. Öylesine gerçek ki, bu uçak 1982’de, İngiltere ile Arjantin arasında kısa süreli bir savaşa neden olan ve Arjantin’in Patagonya sahillerinden 480 kilometre açıkta Atlas Okyanusu’nda bulunan, İngilizlerin Falkland Adaları adını verdikleri, Arjantin dilindeki adı ile Malvinas adalarına asker naklinde kullanılmış, daha sonra 2007’ye kadar bir başkanlık uçağıymış. Şu anda Republika de los Ninos Havaalanı’nda fiziki ömrünün belki de en eğlenceli bölümünü yaşıyor.

Çok işlevsel ve şirin tiyatrosunda, her gün saat 15’te çeşitli aktiviteler planlanıyormuş. Parkı gezmeye devam ediyoruz. Tüm hayallerimizi aşan harikulade bir köy yerleşimi hemen sağımızda yer alıyor. Sol tarafımızda biraz ileride harika bir Orta Çağ Şatosu. Minik gölün kenarında yer alan liman ve limana yeni yanaşmış korsan çağını anımsatan bir eğlence gemisi. Yürümeye devam ediyoruz. Sadece 1 Mayıs İşçi Bayramı ve 25 Aralık Noel dolayısıyla kapalı olan parkta, bisikletle dolaşan, kaykay veya paten yapan ve evcil hayvanlarını dolaştıran ebeveynler ve çocuklar görüyoruz. Her gelişmiş yerleşim alanında olduğu gibi burada da tarih arşivi, kilise, kültür ve aktüel sanat gösterilerinin yapıldığı bir kültür sarayı ve bir tren istasyonu bulunuyor. Hoş bir şekilde, birbirlerinden belli uzaklıklara serpiştirilmiş şık lokanta ve kafeler, acıkmış küçük halkını bekliyor bu muhteşem şehrin. Bu arada önümüze çıkan bina bir banka. Ama her şey küçük ölçülerde. Bu bankada çocuk müşteriler, çocuk çalışanlar, çocuk banka müdürü, kısaca her şey çocuklar için düzenlenmiş. Bir banka şubesinde yapılan bütün işlemleri yaşayarak ve oynayarak öğrenme fırsatı buluyor çocuklar. Tabii bir şehir müzesi de var. Özel müzelerden Bebek Müzesi tadilat nedeniyle şu anda kapalı, onu gezemiyoruz ne yazık ki.

Öylesine heyecan verici ki Çocuklar Cumhuriyeti, tarihini, nasıl kurulduğunu çok merak ediyoruz. Rehberimizden İngilizlere ait Swift Golf Kulübü’nden kamulaştırılan bir arazi üzerine, 1949 yılında yapımına başlandığını öğreniyoruz. Parkın açılışı ise 26 Kasım 1951 tarihinde yapılmış. Açıldığında dünyanın en büyük ve en iyi tasarlanmış tema parklarından biri olarak değerlendiriliyormuş. Yapılışı, Peron’un iktidarda olduğu döneme rastlıyor. Peron döneminde sevgili eşi Eva Peron’un, kısaca Evita’nın, Arjantin’de estirmiş olduğu özgürlük ve eşitlik rüzgârları aklımıza geliyor. Ve öğreniyoruz ki bu parkın hayal edilmesinden tasarlanmasına ve planlanmasından gerçekleştirilmesine Evita’nın çok büyük emekleri var.

Bu noktada dikkatlerimiz Evita’nın yaşam öyküsüne dönüyor. Eva Peron, Arjantin’de kadın hakları, çocuk hakları ve işçi hakları için pek çok çaba harcamış. Peron’un 1951 seçimlerini kazanması, Eva Peron’un toplumda eşit ve adil bir yaşam biçimine kavuşma çabasına yaptığı önderlik sayesinde olmuş. Öğrencilere burs, yoksullara evler, hastaneler ve hayır kurumları inşasıyla devam eden toplumsal hareketler, Evita’nın aklına çocuklar için bir tema parkı kurma fikrini getirmiş. Bundan sonrası hep birlikte tasarlanan, çalışılan, kaynak ayrılan muhteşem bir proje olarak yürümüş.
Gezimiz, Gulliver Cüceler Ülkesinde öyküsünün günümüze uyarlanmış bir versiyonuna dönüşmüştü. Heyecanla, mutlulukla, hatta özenerek, rüya tadında parkı dolaşmaya devam ettik.

Öğrendiğimize göre Çocuklar Cumhuriyeti, 1955’te Peron’un bir darbeyle devrilmesinden sonra terk edilmiş, 1983 yılına kadar neredeyse unutulma aşamasına gelmiş. Demokratik seçimlerle iş başına gelen yeni yönetimler ile yeniden can bulmuş. Yeniden gündeme geldiğinde, ilk olarak mülkiyeti La Plata Belediyesi’ne devredilmiş ve yeniden düzenlenmiş. 1983’ten günümüze kadar Arjantin çocuklarına, büyüklerine eğitim ve eğlence yeri olmaya devam etmiş.
Bizi çok heyecanlandıran bir diğer önemli ayrıntı ise, 1952 yılında yani Çocuklar Cumhuriyeti’nin açılışından bir yıl sonra Walt Disney’in Arjantin’e gelerek Çocuk Cumhuriyeti’ni ziyaret etmiş olması. Pek çok uzmanın da kabul ettiği ve dile getirdiği ise, bu ziyaretin Walt Disney’e Amerika Birleşik Devletleri’nde Disney World’ü kurması için ilham verdiğiymiş.
Bir kez daha şaşırıyorum bunları duyduğumda. Dünyanın hayran olduğu, çocukların rüyalarını süsleyen, hatta günümüzde çok büyük bir endüstriye dönüşen Disney Dünyası’nın çıkış noktasının Walt Disney’in harikulade hayal dünyası olduğu düşünülür. Tüm medya hikâyeleri de bu yöndedir. Öykünün hep çok medyatik olan Amerikan versiyonuna odaklanılmış demek ki. Ayrıca dönemin politik karmaşaları içinde, Arjantin’de bile bu harikulade projenin bir dönem unutulmuş olması ülke adına ne talihsizlik.

Yaşamın en önemli boyutu olan öğrenmenin sonu yok gerçekten. Öğrendiğim her yeni şey bana o konuda ne kadar az şey bildiğimi fısıldıyor aslında.
Çocuklar Cumhuriyeti’ni ziyaret, pek çok bilgi edinmemin yanında çok hoş duygulanmalara ve geleceğe olan umudumun artmasına neden oldu. Dünyada pek çok olumsuzluk yaşanmasına rağmen, bir Dünyalı çıkıp çok insancıl, çok romantik, çok hoş bir şey hayal ediyor; kendisi gibi düşünenlere, kendisi gibi algılayanlara önderlik ediyor. Önderlik ettiği şey, ölümünden çok sonra bile kuşaklar boyu olumlu, geliştirici, hümanist etkisini sürdürüp pek çok yeni güzelliğe neden olabiliyor. Disney World’ün uluslararası başarısı da buna dahil olmak üzere insanın mucizesi böyle bir şey değil de nedir?
La Plata bölgesinde bir parkın komşusu olan bu üç katlı aydınlık ev, içeri girer girmez insanı içine çeken bir sıcaklığa sahip. Evin en dikkat çekici özelliği, yapıyla bütünleşmiş olan ve terası bir bahçeye dönüştüren içindeki ağaçtır. Evin sahibi cerrah Dr. Pedro Domingo Curutchet, muayenehanesi ile aile yaşam alanının ayrılmasını, ancak her iki bölümün de park manzarasına hakim olmasını istemiş; mimar da bu talebi zemin katı hizmet alanlarına, birinci katı kliniğe ve üst katları yaşam alanına ayırarak, bölümleri bir rampa ile birbirine bağlayarak çözmüştür. Günümüzde Buenos Aires Mimarlar Örgütü’ne ev sahipliği yapan bu yapı; kolonlardan bağımsız özgür cephesi, yatay pencereleri ve ferah teras katıyla adeta mutluluğa boyanmış bir yuva hissi uyandırıyor.

Gezimizin ikinci şaşırtıcı durağı ise Manuel Bernardo Gonnet kasabasında yer alan ve rehberimizin bile henüz görmediği “Çocuklar Cumhuriyeti” (Republica De Los Ninos) oldu. 53 hektarlık bir alana kurulan bu devasa tema parkı, bir cumhuriyet başkentinde olması gereken her şeyi —yasama meclisinden bankasına, itfaiyesinden mahkemesine kadar— 10 yaşındaki bir çocuğun boyutlarına ve bakış açısına göre sunuyor. Binaların mimarisi, Venedik’teki Doge Sarayı’ndan Tac Mahal’e kadar dünya miraslarından esinlenerek harmanlanmış; sokaklarına ise “Saygı”, “Mutluluk” ve “Çocuk Hakları” gibi anlamlı isimler verilmiştir. Parkta ayrıca Falkland (Malvinas) Savaşı’nda asker taşımış gerçek bir Boeing 737 uçağı da sergilenmektedir.
Bu büyüleyici projenin arkasındaki asıl isim, Arjantin’de hak ve eşitlik mücadelesiyle tanınan Eva Peron (Evita)’dur. 1951 yılında açılan ve o dönem dünyanın en iyi tasarlanmış tema parklarından biri kabul edilen bu merkez, 1952 yılında Walt Disney tarafından ziyaret edilmiştir. Pek çok uzmana göre, Disney’in Amerika’da kurduğu Disney World’ün asıl ilham kaynağı, Arjantin’deki bu Çocuklar Cumhuriyeti’dir. Politik çalkantılar nedeniyle bir dönem unutulsa da 1983’ten sonra yeniden canlandırılan bu park, bir insanın hayalinin kuşaklar boyu nasıl olumlu ve insancıl etkiler sürdürebileceğinin en güzel kanıtlarından biri olarak varlığını sürdürüyor.

