Bu yazı Türk Standartları Enstitüsü Yayını Standart Dergisinde Yayımlanmıştır.
TSE web sitesinde görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz:
TSE-Dergi-2025-Ocak-Şubat-Mart-Nisan.pdf
Şeker kamışının MÖ 8000’lerden beri bilindiğini, ana vatanının Yeni Gine olduğunu, daha sonraları MÖ 6000’lerde Hindistan’da ekilip tüketildiğini; Çin, Tayland, Pakistan, Endonezya, Filipinler ve Uzak Asya adalarında yaygın olduğunu biliyordum. Şeker kamışı, MÖ 320’lerde Büyük İskender zamanında Avrupa’ya ulaşmış. MS 1. YY’da şeker kamışı özsuyu ilk kez Hindistan’da kristalize edilerek kristal şeker elde edilmiş.

Sevgili Dostlar, şeker kamışı da nereden çıktı şimdi? Hani gezilerinizin anılarını
paylaşıyorduk, dediğinizi duyar gibiyim. Şeker kamışını merak edip izini sürmemin nedeni sevgili eşim Atila Ege’dir. Neden mi? Anlatayım.
Eşim, Kristof Kolomb’un Amerika kıtasında, Karayip adalarına ayak bastığı 1492’den itibaren Orta ve Güney Amerika topraklarını hızla işgal eden İspanyol istilacıların, 19. YY’ın ikinci yarısına kadar yüzyıllar boyu, önce Aztek, Maya, İnka ve diğer yerli halkların sahip oldukları zenginlikleri, daha sonra da topraklarındaki altın, gümüş ve diğer değerli madenleri gemilerle nasıl İspanya’ya taşıdıklarını hikâye eder. Bu uzun deniz yolculuklarını, fırtınalı gecelerin korkularını, amansız korsan saldırılarını anlatır.

Şeker kamışının MÖ 8000’lerden beri bilindiğini, ana vatanının Yeni Gine olduğunu, daha sonraları MÖ 6000’lerde Hindistan’da ekilip tüketildiğini; Çin, Tayland, Pakistan, Endonezya, Filipinler ve Uzak Asya adalarında yaygın olduğunu biliyordum. Şeker kamışı, MÖ 320’lerde Büyük İskender zamanında Avrupa’ya ulaşmış. MS 1. YY’da şeker kamışı özsuyu ilk kez Hindistan’da kristalize edilerek kristal şeker elde edilmiş. MS 6. YY’da Pers İmparatoru Darius, Hindistan seferi sırasında İndus Nehri boyunca şeker kamışı tarlalarına rastlamış ve şeker kamışı bu yolla İran’a ulaşmış. O güne kadar ana tatlandırıcı olarak bal kullanan Persler, şeker kamışına “Arı olmadan bal üreten kamış” adını vermişler. Ayrıca şeker kamışı suyuna limon suyu ekleyerek rengini beyazlatmışlar.
Antik Yunan ve Roma’da şeker kamışından, Hindistan ve Yemen’den gelen bir ilaç olarak söz ediliyormuş. Peki ama şeker kamışının 16’ncı YY başlarında Amerika topraklarında ne işi vardı diye meraklandım. İşte bu merak ile başlayan araştırmalarım beni, tarihin yarı aydınlık girdaplarında, dünyamızın uzak diyarlarına ve yaşanmışlıklarına doğru sürükleyip götürdü.

Zamanlar, Orta Amerika, Güney Amerika zenginliklerinin, Hernan Cortez, Francisco Pizarro, Juan Ponce de Leon, Vasco Balbao gibi ünlü İspanyol komutanlar eliyle derlenip toplanarak gemilere yüklendiği zamanlar. Altın ve gümüşler eritilip kalıplara dökülerek, günümüzün neredeyse balıkçı teknesi büyüklüğündeki, o zamanların gemilerine taş yerine safra ağırlığı yapıldığı zamanlar. Yükünü alan gemiler İspanya’ya doğru yola koyulmakta. Gelin görün ki taşıdıkları değerli yükün düşmanı çok. Daha kıyılardan fazla uzaklaşılamadan, sığ kayalıkların, mercan resiflerinin bulunduğu tehlikeli suları geçerken ansızın ortaya çıkan korsanlar, gemileri ele geçirip yağmalamakta, gemicileri öldürüp yüklerine el koymaktaymışlar. Yani yıllardır hayal ürünü algısı ile izlediğimiz Karayip Korsanlarını konu alan filmlerin gerçek olduğu yıllar. Tarihe düşülen bazı notlara göre, korsanların büyük bölümü aslında bu işi kendi ülkelerinin desteğinde yapmakta imişler. Çünkü elde ettikleri ganimetlerin bir kısmını krallarına götürüyorlarmış. Bu korsanların en ünlülerinden biri Francis Drake. Sonraları hizmetlerinden dolayı kendisine Kraliçe Victoria tarafından ‘Sir’ asalet unvanı verilmiş. Yani İngiltere Krallığının resmi korsanı olmuş. Fransa, Hollanda gibi bazı Avrupa ülkelerinin de bu sularda korsanlık furyasına katıldıkları dönemde, İspanyol gemilerinin birçoğu İspanya limanlarına erişemez olmuş. İspanyol kaptanlar çare olarak, Küba’nın Havana limanında gemilerini toplayıp, gerekli hazırlıklar tamamlandığında filo halinde denize açılmayı uygun bulmuşlar. Hazırlık derken altın, gümüş, yiyecek, içecek ve şeker önemli imiş. Ünlü liman Havana, tarihte böyle önemli bir rol üslenirken, Küba da şeker kamışı üretiminde birinci sıraya yükselmiş.

Devlet destekli korsanlık öylesine önem kazanmış ki, bu yolla ülkelerin elde ettiği servet, dünya siyasetinde konumlarını değiştirmiş, hatta zaman içinde dünyada yeni sistemler (kapitalizm gibi) kurulmasına neden olmuş. Hollandalı, Fransız, Belçikalı korsanlar yanında bu konuda en becerikli İngilizler çıkmış. Sir Fransis Drake, Sir Herry Morgan, Sir George Clifford, Sir Ralph Abercromby, William Kidd, Edward Teach bunlardan en önemlileri. Korsanlar 400 yıl boyunca binlerce İspanyol gemisini soymuşlar. İngiliz korsanlardan sadece Sir Herry Morgan’ın 400 kadar İspanyol kalyonunu soyduğu, Orta Amerika’da Panama şehrini basıp günlerce yağmaladığı bilinmekte. İngiltere diğer ülkelerin de baskısı ile bazı korsanları yargılayıp cezalandırmış olmakla birlikte bazılarını da Sir unvanı vererek ödüllendirmiş. Hatta korsanların en azılılarından biri olan Herry Morgan, Kral II. Charles tarafından affedilmiş ve Jamaika vali yardımcılığına atanmış.
Korsanlar aracılığı ile zenginleşen İngiltere, aynı zamanda Amerika kıtasında pay kapmak gayreti içinde, boş bulduğu her bölgeye asker ve yerleşimci göçmen göndermiş. Bu sayede ana vatanı Güney Amerika olan patates, mısır ve şeker gibi kalori değeri yüksek besinlerin de tarım ve iklim açısından çok şanslı olmayan Britanya Adası’na bolca girmesini sağlamış. Demir ve yüzeye yakın olduğu için çıkartılması kolay olan kömür madenlerine de sahip olan
İngiltere, iş gücünü şehirlere ve yüksek katkılı üretimlere, özellikle demir ve dokuma
sanayine kaydırabilmiş. Bu birikim, çok geçmeden James Watt’ın da ilk buhar makinasını bulması ile yepyeni bir çağın, Endüstri Çağı’nın kapılarını açmış. 1760 yılında İngiltere’de başlayan Birinci Sanayi Devrimi önce İngiltere’yi, 1850’lerden sonra Avrupa’yı ve tüm dünyayı yeniden şekillendirmiş.

400 yıl boyunca Amerika kıtasından Avrupa’ya taşınan altın, gümüş ve diğer zenginliklerin miktarı göz önüne alınırsa, İngiltere’ye akan servetin de ne kadar büyük olduğu kolaylıkla hayal edilebilir. Bu zenginlikler içinde zamanın çok değerli bir ürünü olan şekeri de unutmamak gerek. Güney Doğu Asya adalarından yola çıktığı bilinen şeker kamışı, 15’inci yüzyılda İspanyollar eliyle Amerika kıtasına ulaşana kadar hangi yollardan, hangi maceralardan geçti acaba? Gelin, şeker olarak tekrar yollara düşen gezgin şeker kamışının ayak izlerini takip edelim biz de.
Pek çok ürün ve buluşta olduğu gibi şeker kamışının da Uzak Doğu limanlarında dolaşan tacirler ve gezici rahipler eliyle Güney Asya topraklarına, özellikle Hindistan’a ulaştığı düşünülmekte. İklimin uygunluğu Hindistan’da şeker kamışı üretiminin yaygınlaşmasına zemin hazırlamış olmalı. Ayrıca şeker o çağların en değerli, en çok kâr sağlayan ürünlerinden biri. Üretilen şeker, henüz deniz yolu ile Hindistan’a ulaşmamışken İpek Yolu üzerinden Avrupa limanlarında yolculuğunu tamamlıyormuş. Şekere Avrupa’da ‘beyaz altın’ da deniyor ve çok pahalı o tarihlerde.
Ünlü komutan Tarık Bin Ziyad, Cebelitarık Boğazı’nı geçerken Avrupa’ya, Arap bilginlerinin birkaç bin yıldır biriktirdikleri felsefe, matematik, tıp, biyoloji, astronomi bilimleri ile birlikte hurma ağaçlarını ve şeker kamışı bitkisini de götürmüş. Araplar, İber Yarımadası’nda hurma bahçeleri ve şeker kamışı tarlalarının sulanması için başarılı sulama sistemleri kurmuşlar. Hatta bu hurma bahçelerinin en ünlülerinden biri, sulama sistemlerinin de korunduğu Palmeral Of Elche, günümüzde Unesco Dünya Mirası Listesi’nde ve koruma altındadır.

Tarih böyle kendi seyrinde akarken, İslamiyet’in çıkışı ve 700’lü yıllarda yayılmacı bir karakter kazanması, şeker kamışının kader yolunu çizmeye başlamış. Arap ordularının önce Ön Asya, daha sonra Hindistan’a kadar uzanan akınları, değerli şeker kamışı bitkisinin Arap Yarımadası’na ve oradan da Mısır’a ulaşmasını sağlamış. Şeker kamışı, Arap akınları ile Kuzey Afrika ülkelerine, o sırada Emevi toprakları olan İber Yarımadası’na ve iklimi uygun olan Sicilya Adası’na ulaşmış ve yoğun olarak üretimine başlanmış.
Ünlü komutan Tarık Bin Ziyad, Cebelitarık Boğazı’nı geçerken Avrupa’ya, Arap bilginlerinin birkaç bin yıldır biriktirdikleri felsefe, matematik, tıp, biyoloji, astronomi bilimleri ile birlikte hurma ağaçlarını ve şeker kamışı bitkisini de götürmüş. Endülüs Emevilerinin İspanya topraklarında hükümranlıklarının sona erdiği 1492’den itibaren, Güney İspanya’da hurma ve şeker kamışı üretimi de İspanyollara geçmiş. Araplar, İber Yarımadası’nda hurma bahçeleri ve şeker kamışı tarlalarının sulanması için başarılı sulama sistemleri kurmuşlar. Hatta bu hurma bahçelerinin en ünlülerinden biri, sulama sistemlerinin de korunduğu Palmeral Of Elche, günümüzde UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde ve koruma altındadır.
Avrupalılar, Haçlı Seferleri esnasında şeker yapım tekniğini detaylarıyla öğrenerek, Girit, Rodos, Kıbrıs, Balear adalarında ve Yunanistan’da şeker üretmeye başlamışlar.
Şeker kamışının, Avrupa’nın en batı ucundan daha batıya taşınması ise ilk kez Portekizliler eliyle olmuş. Atlas Okyanusu’nun Fas kıyıları açıklarında bulunan volkanik Madeira Adası ve civarındaki adacıklar, 1420’de Portekizliler tarafından ele geçirilince, o zamanki Portekiz Prensi Henrique (Gemici Henri) verimli volkanik topraklar, uygun iklim ve yeterli yağış dolayısı ile burada şeker kamışı ekimi yapılmasına karar vermiş. Elde edilen şekerler Portekiz’e sevk edilmiş, daha sonra Flaman tüccarlara ve İstanbul’a da satılmaya başlanmış.

2017 Haziran’ında yaptığımız Madeira ve Azor adaları gezimizde, Eşimle birlikte Madeira’da Portekizliler tarafından kurulan ve o yıllardan beri şeker kamışından şeker ve şeker ürünleri üreten bir fabrikayı ziyaret etme fırsatı bulmuştuk. Fabrikanın adı Engenhos Do Norte idi. Tarladan kesilerek kamyonlarla fabrikaya sevk edilen şeker kamışları, önce değirmenlerde parçalanıyor ve özütü çıkartılıyor sonra şeker elde ediliyordu. Fabrikadaki bilgi panolarında, hala 19. YY’dan kalma teknolojiler kullanılarak ürünlerin elde edildiği yazıyordu. Bu arada hem UNESCO Biosfer Reserve Listesi’nde hem de UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde olan Madeira Defne Ormanlarını da görme fırsatımız olmuştu. Ayrıca Madeira’da ender aromaya sahip üzüm cinslerinin yetiştirilmekte olduğunu öğrenmiştik.
Şeker kamışı ekimi önce Portekiz ve İspanyollar, ardından da Fransız ve İngilizler aracılığı ile batıya doğru ilerlemesine devam etmiş. Portekizli denizciler eliyle şeker kamışı, Madeira Adası’ndan sonra, Afrika’nın batı kıyıları boyunca sıralanan adalardan, 1440’lı yıllarda Azor adalarına, 1450’lerde Cape Verde Adalarına, 1470’lerde Sao Thome’ya götürülmüş. İspanyollar 1480’lerde Kanarya Adalarına ulaşmışlar; orada hemen şeker kamışı ekimine ve şeker üretimine başlamışlar.
Bu tarihlerde, İber Yarımadası’nda Aragon Kralı II. Ferdinand ile Kastilya Kraliçesi I. İzabel, 1469’da evlenerek güçlerini birleştirmişler. Bu politik güç birliği, Endülüs Emevi Devletinin sonunu hazırlamış. Katolik Hristiyan olmayan herkesin İspanya topraklarından atılması savaşı devam ederken, bir gemici, sürekli batıya gidilerek doğudaki topraklara,
özellikle baharat toprakları Hindistan’a varılacağına inanan bir gemici de kralların desteğini almak için kıvranıyormuş. Portekiz Kralı’nı ikna edemeyerek istediği desteği alamayan gemici, Ferdinand ve İzabel çiftinden destek alabilmeyi umuyor, ısrarlarını sürdürüyormuş. Ta ki İspanya’daki Arap hakimiyetinin sonu göründüğünde, politik olarak biraz rahatlayan Ferdinand ve İzabel’in dikkatini çekene kadar.

Zamanın bir diğer sömürgeci ülkesi Hollanda, 1745’te Güney Amerika kıtasında, işgali altındaki Surinam’da şeker kamışı ektirmiş. Şeker kamışlarının nakli için 12 kilometrelik bir demir yolu döşemiş ve o tarihte Uzak Doğu’da Hollanda sömürgesi olan Endonezya’nın Java Adası’ndan tarlalarda çalıştırmak üzere işçileri Surinam’a getirmiş. Surinam’da
1882’de açılan şeker fabrikası da 1986 yılına kadar şeker üretimine devam etmiş. Günümüzde Surinam’da çok sayıda Java kökenli vatandaşın yaşaması ilk bakışta hayret uyandırmakta. Ama tarihte kısa bir gezi yaptığımızda güçlü ülkelerin daha fazla para kazanmak için dünyadaki kaynakları kıtadan kıtaya taşıdıklarına pek çok kez şahit oluyoruz.
Gezgin şeker kamışı, 1493’da Kristof Kolomb eliyle, Yeni Dünya’da La Hispanyola Adası’na ulaştığında, Santa Domingo bölgesinde ekimine başlanmış. Yeni Dünya’daki ilk şeker fabrikası da 1515 yılında yine Santa Domingo’da kurulmuş.
Gezgin şeker kamışı seyahatine devam etmiş. 16. Yüzyıl başlarında, İspanyollar Orta ve Güney Amerika topraklarında yayıldıkça, her ele geçirilen toprak parçasına yerleşmişler. Bir talan ki sormayın gitsin. Şeker kamışı tarlaları uçsuz bucaksız yayılmaya başlamış Yeni Dünya’nın bereketli topraklarında.
Günümüzde Arjantin olarak anılan topraklar 1553’da, Antil Adaları 1630’da yarışa dahil olmuşlar.

Zamanın bir diğer sömürgeci ülkesi Hollanda, 1745’te Güney Amerika kıtasında, işgali altındaki Surinam’da şeker kamışı ektirmiş. Şeker kamışlarının nakli için 12 kilometrelik bir demir yolu döşemiş ve o tarihte Uzak Doğu’da Hollanda sömürgesi olan Endonezya’nın Java Adası’ndan tarlalarda çalıştırmak üzere işçileri Surinam’a getirmiş. Surinam’da 1882’de açılan şeker fabrikası da 1986 yılına kadar şeker üretimine devam etmiş. Günümüzde Surinam’da çok sayıda Java kökenli vatandaşın yaşaması ilk bakışta hayret uyandırmakta. Ama tarihte kısa bir gezi yaptığımızda güçlü ülkelerin daha fazla para kazanmak için dünyadaki kaynakları kıtadan kıtaya taşıdıklarına pek çok kez şahit oluyoruz.
Teknolojideki gelişmeler elbette Yeni Dünya’ya da taşınmış ve buhar makinası kullanılarak şeker elde edilmesi ilk olarak 1768’de Jamaika’da gerçekleştirilmiş.
Ülkemizde şeker denince ilk aklımıza gelen şeker pancarı ortalıkta görülmüyor uzun süre. İlk kez bir Fransız, Olivier de Seres şeker pancarından tatlı bir pekmez elde edilebildiğinden söz etmiş, 1500’lerin sonlarında. Ancak şeker kamışının heyecanı içinde gölgede kalan
bu bilgi, 1747’da Andreas Sigmund Marrgraf’ın şeker pancarı ile şeker kamışı şekerinin aynı kimyasal yapıya sahip olduğunu bulması ve öğrencisi Franz Carl Achard’ın 1799’da pancar şurubunu kristalize etmeyi başarması ile bir alternatif kaynak doğmuş. Junern
adındaki bir girişimci de 1802’de Silezya’da Avrupa’nın ilk şeker pancarı işleyen şeker fabrikasını kurmuş.
“Hiçbir şey sebepsiz değildir” diyenler yine haklı çıkmışlar ve 1790 yılında Tahiti’de çıkan büyük isyan sonrası, Yeni Dünya’dan Avrupa’ya şeker akışı giderek aksadığında meydana
gelen şeker krizinde, şeker pancarından elde edilen şeker önem kazanmış ve hatta imdada yetişmiş. Ancak o yıllarda pancardaki şeker oranı şeker kamışına nazaran çok daha düşük olduğundan, bu üretimde maliyetler daha yüksek oluyormuş. Ayrıca şeker kamışı üretiminde kölelerin çalıştırıldığı da düşünülürse aradaki maliyet farkını hayal etmek zor değil.

Söz köleliğe gelince, yeryüzünde çok eski zamanlardan beri bazı insan topluluklarında köleliğin var olduğu biliniyor. 1500’lü yıllarda ise Amerika kıtasında ilk olarak yerli halkların işgalciler tarafından köleleştirilmesi ile başlayan ve acımasızca çalıştırılmaları sonucunda giderek sayılarının çok azalmasına neden olan ‘Yeni Dünya Düzeni’, 350 yıl boyunca Afrika kıtasından tahminlere göre 12 buçuk milyon kadın, erkek ve çocuk kölenin taşınması sonucunu doğurmuş. İnsanlık onuruna ve insanın doğuştan sahip olduğu haklara aykırı olan kölelik ve köle ticareti, Yeni Dünya’nın Avrupalı işgalcilerine çok büyük kazançlar
sağlamış. Ancak Avrupa’da da işler karışmakta gecikmemiş o yıllarda. 1806’da Napolyon’un Kıta Avrupa’sını ablukaya alarak şeker gelişini engellemesi, Avrupa’yı güç duruma sokmuş. 1812’de Fransa Passy’de pancar işleyen bir şeker fabrikası kurulmuş. 1815’de Napolyon’un Waterloo’daki yenilgisinin ardından, abluka kalkıp Yeni Dünya’dan şeker
ithali başlayınca pancar şekeri üretimi tekrar gerilemiş. Ta ki 1834 tarihinde köleliğin yasaklanmasından sonra şeker kamışı şekerlerinin üretim maliyetlerinin de yavaş yavaş yükselmesine ve pancar şekerinin tekrar ön plana çıkışına kadar. Bu arada pancar bitkisi de ıslah edilerek şeker oranları yükseltilmiş ve yüksek oranda şeker elde edilmesi sağlanmış. Ancak şeker kamışının tropikal ve subtropikal iklimlerde yetiştirilebilmesi, tarımının dünya üzerinde çok geniş alanlarda, çok büyük miktarlarda yapılabilmesi ve yüksek verim alınması, diğer yanda şeker pancarının sadece Avrupa kıtasında Norveç dışında kalan topraklarda ve Kuzey Amerika kıtasında ekilebilmesi ve ekim maliyetlerinin daha yüksek olması, şeker kamışı şekerinin üretiminin daha fazla önem kazanmasına neden olmuş.
Sözün özü, her ne kadar arada bir sahneye pancar şekeri girmişse de başrol yüzyıllar boyunca şeker kamışında kalmış.
İngilizler 1817’de Avustralya’da ve 1850’de Güney Afrika’da şeker kamışı tarımına başlamışlar. Şeker kamışı tarımını iyi bilen Hintlilerden büyük bir grubu getirerek Güney Afrika’ya yerleştirmişler ve geniş arazilerde şeker kamışı üretimine başlamışlar. İngilizler getirdikleri Hintlilere, Indentured adı ile ücretsiz kontrat imzalatmışlar. Bu olaydan tam 40
yıl sonra, 1890 yılında başlayan grev sırasında, işçiler fabrika müdürünü öldürmüşler ve tüm çatışmalara rağmen grev sonlandırılamayınca İngiliz patronlar işçilere düşük
bir ücret ödemeyi kabul etmişler. Tarihte köleliği kaldırmakla öğünen İngilizlerin icadı olan başka bir çeşit kölelik, 40 yıl boyunca sürmüş bu topraklarda. Sonuç olarak bugün,
Güney Afrika’da da ülkelerinden çok uzak topraklarda yaşamak zorunda kalan pek çok Hint kökenli aile barınmakta.
İngilizler 1817’de Avustralya’da ve 1850’de Güney Afrika’da şeker kamışı tarımına başlamışlar. Şeker kamışı tarımını iyi bilen Hintlilerden büyük bir grubu getirerek Güney
Afrika’ya yerleştirmişler ve geniş arazilerde şeker kamışı üretimine başlamışlar. Sonuç olarak bugün, Güney Afrika’da da ülkelerinden çok uzak topraklarda yaşamak
zorunda kalan pek çok Hint kökenli aile barınmakta.
Günümüzde şeker kamışı üretimi, tarımının yapılabildiği tüm iklimlerde ve topraklarda devam etmekte. Bunlardan Brezilya’nın bir özelliği var. Şeker kamışından en çok alkol ve biyoyakıt üreten ülke unvanına sahip Brezilya’da yakın tarihlere kadar motorlu taşıt araç-
larının büyük bir bölümü alkolle çalışmakta idi. Ancak şeker kamışının, tarımdaki ve teknolojideki gelişmelerin getirdiği yeni bir rakibi var. İnsan sağlığına verdiği zararlar bilinmesine rağmen, mısır şurubu elde edilen ve genleri ile oynanmış bir mısır bitkisi. Giderek artan dünya nüfusunun, artan ihtiyaçlarını karşılamak üzere elde edilen,
ucuz tatlandırıcı mısır şurubu. Bu da başka bir hikâyenin konusu.
Gezgin şeker kamışına dönersek, neredeyse 10’000 yıla varan bu yolculuğunda neler görmüştür, nelere şahit olmuştur kim bilir? Eski deyişle hangi vakanüvis, hangi sultan yanaşması tarihçi bilebilir onun kadar olayları, gerçekleri? Kim dünya üzerinde bu kadar geniş bir coğrafyada, yüzyıllar süren yolculuğunda, yaşananlara onun kadar yakından şahit olup doğrulukla bizlere aktarabilir? Ne hikâyeler vardır yaşlı Şeker Kamışı Dede’nin torbasında ders alınabilecek, kim bilir?
Dünyamızı ve insanlık tarihini etkileyen heyecan verici başka hikayelerde buluşmak üzere esen kalınız…

