ABD’DE BİR CROSS COUNTRY HİKAYESİNİN ETKİLEYİCİ DURAKLARI

ABD_Nisan_2026-Continental Divide_3

SAN FRANCİSCO-WASHINGTON DC PASİFİKTEN ATLANTİĞE

(28 ŞUBAT 2026-5 MART 2026)

San Franciscodan hareket. 28.02.2026

28 Şubat 2026 sabahı saat 06.20 de California, San Fransisco’da Comfort Inn Suites Otelin otoparkından başlıyor maceramız. Bir süredir yapmayı hayal ettiğimiz bir gezi bu eşimle birlikte. Kardeşimiz Ferhan’ın 15 kişilik füme rengi Ford minibüsü ile üç gezgin yola çıkıyoruz. Heyecanlıyım, çünkü Amerika’da batıya hücumun yaşandığı yollardan geçeceğiz, ama tam tersine doğuya doğru giderek. Zorlu yolları iklim bakımından zorlu zamanda kat edeceğiz. Mevsim kış ve bazı bölgelerde kar anonsu var. Kahvaltı etmeden yollara düştük çünkü Sacramento’da ünlü suflesi ile kahvaltı etmeyi planlıyoruz.


Sacramento İlk Durak. 28.02.2026

Sacramenton’un suflesi meşhurmuş. Sabah sıcak sıcak fırından çıkan peynirli ve kıymalı iki cins sufle, kahvaltı için sıraya girenleri bekliyor. Ferhan sıraya girip bizim için getirdi. Her ne kadar arabada bulunan iki buzdolabında memleket işi kahvaltılıklarımız varsa da yerel lezzetleri tatmanın da keyfi başka. Pazar günü sabahın erken saatinde her yer tenha. Sacramento Parlamento binasının karşısına düşen yolun kenarına park edip, mis kokulu kahvelerimiz eşliğinde suflelerimizi yedik. Kahvaltımızı bitirir bitirmez de Sacramento şehrinin tarihi merkezini keşfe çıktık. Old Town eski bir kovboy kasabası görünümünde hala. Nehirde çarklı bir nehir gemisi iskeleye bağlanmış sanki biraz sonra hareket edecek. Nehrin hemen kenarında eski demir yolu, Central Pasific Rail Road ve istasyonu. Önündeki tabelada, altına hücum zamanları olan 1848’den 1870’lere, nehir çevresinde İspanyolca, Fransızca, Almanca, Çince, ve daha bir çok dilin birlikte konuşulduğu hikaye ediyor. Zaman durmuş, altına hücumun madencilerini bekler gibi her şey. Bir kaç hatıra fotoğrafı çektik. Tabii bir de olmazsa olmaz kovboy heykeli ile birlikte fotoğraf çekerek, bu topraklarda at süren ve kaderlerini arayan kovboylara selam gönderdik.

Yolumuz uzun, Reno şehrine doğru 80 numaralı Interstate yoldan devam ediyoruz. Uzaklardan tepeleri karlı Sierra Nevada dağları görünüyor. Hala California Eyalet sınırları içindeyiz.


Nevada Eyaleti ve Reno. 28.02.2026

Sierra Nevada dağlarına sarıyoruz. Karlar yol kenarlarına kadar inip yığılmış, hava fena halde soğudu. Yola devam ediyoruz Sağımızda Tahoe gölü kar beyazlığına yaslanmış ve masmavi. Dağlar, ormanlar, karlar, yollar. Gezginlere yollarda olmayı özleten manzaralar. Tahoe gölünü geçtikten biraz sonra Nevada eyalet tabelasını gördük. Nevada, çok sayıda kayak merkezi ile ünlü. Yol boyunca pek çok dağ evi hatta villalar görüyoruz. Nevadaya girer girmez Casino reklamları da başladı. Nevada Eyaletinde kumar serbest. Yolumuz üzerinde Reno şehri var. Renonun sloganı ‘’The Biggest Little City In The World’’ Dünyanın en büyük küçük şehri. Şehir çok şık otellerle dolu. Tabii hepsinin birer Casinosu da var.
Reno son yıllarda bir başka özelliği ile de öne çıkmış. Renoda Elan Musk’ın kurduğu elektrikli araba fabrikası ve bunlara ilişkin akü fabrikası varmış. Reno’yu geçip 80 numaralı yolda batıdan doğuya yola devam ediyoruz.


Nevada-Utah sınırında ilginç Wendover Kasabası. 01.03.2026

Akşama doğru Nevada-Utah eyalet sınırına vardık. Sınır, Wendover kasabasını ikiye bölüyor. Girişinde dev bir ışıklı kovboy heykeli var. Ağzında sigarası ile yeni yetişkinliğimin Red Kit’i bu. Hani son zamanlarda ağzına bir saman çöpü konarak çizgi filmi yapılan Red Kit.

Wendoverde bir başka ilginçlik bizi bekliyordu. Bu kasabanın yarısı Nevada Eyaletinde ve etrafta pek çok Otel-Casino-ışıklı dev reklam panosu var, diğer yarısı Utah Eyaletinde ve normal sakin bir kasaba görünümünde. Hava karardığı için Utah tarafında bir otelde konakladık. Yarın sabah yola çıkmadan bu ilginç yerleşimi dolaşmaya karar verdik.

01.03.2026. Yola çıkalı henüz bir gün olmasına rağmen ne çok şey görüp, ne uzun bir gün yaşadık. Sabah henüz gün doğarken otelden ayrılıp kasabanın doğu tarafına doğru giderek Utah sınırına geri geldik. Yolu enine olarak bölen sınır çizgisinde fotoğraflar çektik. Sınır çizgisinin geçtiği yerde yolun yanındaki araziye, Amerika tarihininde önemli bir dönem olan Batıya Göçün yaşandığı Boston-San Francisco yolunun anısına temsili bir yol yapılmış. Tabii yol o tarihlerde, toprak, düzgün olmayan bir at arabası yolu imiş. 1900 lü yılların başında çok sayıda göçmen tarafından kullanılmış. Daha sonraları, Victory Highway’e, yolu kısaltan bir değişiklik ile Lincoln Highway adı verimiş. Temsili yola, gerek atlı araba yolunun gerekse Western Pasific Rail Road adı verilen demiryolunun yapımı ve tarihini anlatan tabelalar konulmuş. Neler yaşanmış bu yollarda, ne hayatlar kurulup, ne hayaller yarım kalmış kimbilir? Biz ise 80 numaralı yolun konforunda, ülkeyi iki okyanus arasında bir haftadan daha kısa bir sürede geçebilmeyi deniyoruz.

Utah eyalet çizgisinden bir kez daha geçerek, Salt Flats tuzlaklarına doğru yol alacağız.


Salt Flats ve Salt Lake City. 01.03.2026

Sabah erken yola çıktık. Bu bölgedeki Tuzlakları görebilmek için 80 numaralı yoldan ayrıldık. Salt Flats’e ulaşan lokal yolun sonuna kadar gittik. Yolun bittiği yerde bizi ‘’Bonneville Salt Flats’’ tabelası karşıladı. Çevrede bulunan kayalık tepeler, tuzlak alanları çevreleyerek yer yer yükseliyor. Tuzlu düzlüklerin arasında sularla kaplı ve gökyüzünün harika görüntülerle yansıdığı bölümler de bulunuyor. Hayranlıkla seyrettik. Fotoğraf ve videolarla anılarımıza ekledik.

Bonnaville Salt Flats, yaklaşık 19 km uzunluğunda, 8 km genişliğinde bir alanı kaplayan, en kalın yeri 1,5 metre, kıyılarda 2,5 cm olabilen tuz tabakası ile dev bir tuz alanı. Yaklaşık 147 milyon ton tuz rezervine sahip olduğu tahmin ediliyormuş. Motorsiklet ve otomobil yarış pisti olarak da kullanılan bu tuz alanı için bazı çevresel kaygıların bulunduğu da biliniyormuş.
Bonnaville Salt Flats’in harika manzarasını seyrederken, dünyanın farklı yerlerinde gördüğümüz ünlü tuzlak alanlar aklıma geldi. En ünlülerinden biri Bolivyada Salar deUyuni. Bir diğeri ülkemizde orta Anadoludaki Tuz Gölümüz ve California yarım adasında, Meksika sınırları içinde kalan El Vizcanio körfezinde bulunan tuzlak alanlar ilk aklıma gelenler oldu. Henüz görme fırsatı bulamadığımız, Tunustaki Cottel Djerid ve Avustralyadaki Kati Thanda- Lake Eyre bunların en ünlüleri.

Gözlerimizde ufka dek uzanan beyazlıkların görüntüsü ile tekrar 80 numaralı yolumuza kavuşup Salt lake City’e doğru yola çıktık. Yol boyunca bu büyük tuzlak alanın kah tuzlarla kaplı, kah dağların sulardaki yansımaları ile dolu manzaraları içinde Mormon yerleşimi ile tanınan Salt Lake City’e vardık.

Mormonlar, Bu bölgede yoğun olarak yaşayan dini bir topluluk. Hristiyan kökenli olmakla beraber farklı bir dini kitaba inanan topluluk, 1830 yılında Joseph Smith adlı bir misyoner tarafından kurulmuş. Başka yerlerde yaşayanlarla beraber 15-20 milyon kadar üyesi bulunduğu biliniyor.

Salt Lake City de büyük bir Mormon Tapınağı bulunmakta. Biraz dinlenip yola devam edeceğiz. Bu gün Wyoming Cheyenne’e kadar yaklaşık 600 km kadar uzun bir yolu planladık.


Continental Divide Basin- Kuzey Amerika Kıtasının Omurgası. 01.03.2026

Salt Lake Cityden çıkalı beri 80 numaralı yol boyunca kıraç bir alanda gidiyoruz. Utah eyaletinden Wyoming Eyaletine giriyoruz. Hedefimiz bu akşam Cheyenne şehri.
Bu gün uzun süre yol almak kararındayız. Çünkü geçtiğimiz bölgede durup gezeceğimiz bir
yer yok. 80 numaralı yolda hızla ilerliyoruz. Yolun iki yanındaki çorak arazide yükselen kayalar garip şekillerde değişik oluşumlar.

Bu bölgede Continental Divide Basin yada Kıtanın Omurgası adı verilen bir coğrafi oluşumun içinden geçeceğiz. Bu kıtasal su ayırımı, Wind River Sıradağlarının zirvesini takip eden ve South Pass yakınlarında ikiye ayrılıp daha güneyde Bridger Pass yakınlarında tekrar birleşen ender yeryüzü şekillerinden biri. Üzerinde bulunduğumuz 80 numaralı yol, bu kapalı su havzasına güney bölümünden girdikten bir süre sonra, kıta bölünme hattını ikinci kez geçerek tamamı 90 mil uzunluğundaki bu kumul alanını terkediyor. Kıtasal su ayırım çizgisine göre çizginin batısında akan nehirler Pasifik Okyanusuna, doğusunda akan nehirler de Atlas Okyanusuna ulaşıyor. Ancak Country Divide Basin bölümü coğrafi bir anomali olarak da bazı kaynaklarca değerlendirilmekte. Benzerine pek rastlanmayan tarzda ikiye ayrılarak sonra tekrar birleşen dağ sıraları arasında kalan düz, çöl özellikleri taşıyan Basinde, nehirler ve tüm sular hiç bir yere akmayıp Basin içinde kaybolmakta.

Yol üzerinde bulunan Başkan Abraham Lincoln’un Amerika Birleşik Devletlerindeki en büyük heykellerinden birini de görmüş olduk. Yol boyunca Rocky Mountain dağ sıralarını oluşturan tepelerin çok değişik kaya yapılarının içinden geçtik. Elk Mountain’a vardığımızda kayak merkezlerinden geçtik. Pistler suni kar ile zenginleştirilmişti.

Akşam saat 19.00 sıralarında Wyoming eyaletinin başşehri Cheyenne’e vardık. Bu isim bölgede yaşayan Cheyenne yerli kabilesine atfen verilmiş. Cheyenne, yüksek binaların bulunmadığı çok şirin bir kovboy şehri. Hemen her köşede, üzeri rengarenk kovboy motifleri ve resimleri ile süslü kocaman kovboy çizmeleri var. Ayrıca şehrin tarihinde yer alan kimseleri temsil eden, yaklaşık 50 cm yüksekliğinde bronz heykeller hemen her köşeyi süslüyor. Kovboy giysileri satan mağazalar şık vitrinleri ile dikkat çekiyor.

Yorucu ama çok ilginç geçen bu günün sonunda, yarın gündüz gözüyle tekrar şehri dolaşmak kararıyla ve mutlulukla Cheyenne Comfort Inn Suites’e doğru yürüdük.


Wyoming-Nebraska-Iowa-Missuri Orta Batı USA 02.03-2026

Sabah erken saatlerde yine yollardayız. Kısa bir süre sonra Wyomingi terk ediyor ve Nebraska eyaletine giriyoruz. Kurak, kıraç,ıssız topraklarla çevrili orta batı yollarında hızla doğuya doğru ilerliyoruz. Buffalo Bill’in yaşadığı topraklardayız. Golden Spike, sekiz katlı kulesini ve içinde Union Pasific Tren Yollarının nostaljik hikayesinin sergilendiği müzesini gezdik. Yola devam ama yoldaşımız 80 numaralı Interstate yola veda etme zamanımız da yaklaşıyor.

Nebraskanın eyalet başkenti Lincoln şehri. Lancaster Country’nin de merkezi aynı zamanda. USA de yerel yönetim bolümlendirilmesini bilenler için kolay anlaşılır olmasına rağmen bizim yerel yönetim planımızdan oldukça farklı. Lancaster kelimesi ise konuyla ilgili olsun olmasın hemen herkes tarafından, özel bir deri koltuk biçimiyle tüm dünyada tanınıyor.

Nebraskanın en büyük şehri ise eyaletin batı sınırında Missuri nehri kıyısında yer alan Omaha şehri.

Bizim odağımız şu anda Missuri eyaletinin merkezi St Louis şehri. Neden derseniz dünyaca ünlü bir mimarın, Batıya Giden Kapı konsepti ile anıtlaştırdığı olağanüstü bir yapı olan St Louisdeki Arch’ı görmek niyetimiz. Yolumuz uzun, kısa bir süre sonra Iowa tabelasını da geçtik ve Missuri eyaletine girdik. Artık 70 numaralı yoldayız ve St Louis’e giriyoruz. Çok uzaklardan bile görünen Arch’a vardık.

Ünlü mimar Eero Saarinen (1910-1961) tarafından yapılan batıya göçün sembol kapısı Arch. Babası da ünlü bir mimar olan Eero Saarinen, 20. Yüzyılın en etkili mimar ve endüstriyel tasarımcılarından biri. Finlandiya’nın Kirkkonummi yerleşiminde doğmuş. Çocuk yaşlarda ailesi ile birlikte USA’ya göç etmiş. Simge karekteri taşıyan 192 metre yüksekliğindeki St Louis Arch’ının inşaasına 1963 yılında başlanmış ve 1965 yılında tamamlanmış. Tarihlerden anlaşıldığı gibi Arch’ın mimarı, eserinin inşaatında bulunamamış ne yazık ki. 1961 yılında, henüz 51 yaşında iken beyin tümörü nedeniyle hayatını kaybetmiş.

Arc’ın zemin katında çok fazla bilgi barındıran bir müze kurulmuş. Beyaz yerleşimcilerin 15 Şubat 1764 tarihinde ulaştığı St Louis’e dair tarihi bilgilerin yanında Arch’ın projelendirme ve yapım aşamalarının anlatıldığı pano ve videolar ile donatılmış.

Çok ilginç bir formda inşa edilen Arch’ın içinde özel tasarım bir asansör kurulmuş. Arch’ın tepesine erişim amacıyla tasarlanmış asansör için bilet aldık. Bu çıkış için önce bilgilendirildik. Sonra bindiğimiz 6 kişilik kabinin dışını görebildiğimiz kapı camından, tamamı 1076 adet olduğu belirtilen merdivenler ile asansörün çalışma biçimini de gözlemleme fırsatını bulduk. Arch’ın ayaklarında yükseldikçe eğimi artan kabin açısını, belli aralarla düzelten bir teknik uygulanmış. Böylelikle hep dikey doğrultuda yükseliyormuş gibi hissediliyor. Tepeye varıldığında kabinden inilerek Arch’ın her iki yöne doğru çok etkileyici olan manzarası izlenebiliyor. Açık havalarda 48 km ye kadar net göründüğü, ayrıca deprem anında 46 cm ye kadar esneyebildiği ve maksimum saatte 241 km ye kadar rüzgara dayanabildiği belirtiliyor. Missuri nehri, Arch’ın hemen yanında, zamana meydan okuyarak tüm görkemiyle akıyor.


Eyaletler sıra sıra Illinois-İndiana- Kentucky 04.03-2026

Kentucky eyaleti, Amerikanın ünlü bir Burbon üretim merkezi. Başşehri Frankfort olan ve özel bir biçimde kızartılan çıtır tavuğu ile ünlü olan Kentucky eyaletinin en büyük şehri Louisvilledeyiz. Ana caddesi eski ve ünlü Burbon üreticisi firmaların şık binaları, kaliteli mağazaları ile çok elit görünüyor. Caddede dev bir David heykeli var. Ayrıca hemen her köşeyi, şehrin yetiştirdiği ünlü kişilerin resimleri ile dekore edilmiş at heykelleri süslüyor. Yine bu caddede Lousvillede üretilen ünlü beyzbol sopalarını temsil eden dev bir beyzbol sopası ve arkasındaki binada da bir Beyzbol Müzesi bulunuyor. Louisville’nin bir diğer ünlüsü ise boksör Muhammet Ali ve adına kurulmuş bir Center var.

Louisville’i geride bırakarak, Burbon üretilen çiftliklere doğru yola çıktık. İlk uğradığımız Whiskey Thief Distilling Coorperation idi. %51’i mısırdan elde edilen Whiskylere Burbon denildiğini, çavdarın nasıl mayalandırıldığını gördük ve tadım için fıçıların göbeğinden alınan örneklerin tadıldığını öğrendik.

Başka bir Burbon üreticisini daha ziyaret etmek için Kentucky’nin başşehri Frankfort’a geldik. Blue Grass adı verilen Burbon üretiminde Blue Corn adı verilen mavi mısır kullanılıyormuş. Yolumuz üzerindeki çiftliklerin çayırı bol arazilerinde sağlıklı, güzel atlar koşuyordu. Değişik kategorilerde yapılan at yarışlarına da önemli veriliyormuş.
Önümüzde West Virginia eyaleti bizi beklemekte.


West Virginia-Weston-Cam Müzesi 05.03.2026

West Virginia’nın güzel doğası içinde ilerleyerek Weston’a vardık. Weston’ın eski bir Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi ile ünlü olduğunu biliyorduk. Bilmediğimiz ise şaşırtıcı zenginlikte bir cam müzesine sahip olduğu imiş. ‘’The Museum of American Glass in West Virginia’’.
Müze, eski bir fabrika binasına kurulmuş. Fabrikanın kurucusu, büyükbabası İstanbullu, babası İstanbul doğumlu ve Amerikaya göç etmiş, kendisi de West Virginia 1923 doğumlu olan Paul Weinberger, üçüncü kuşak bir kalıpçı imiş. İkinci Dünya Savaşından sonra babası ve kardeşi ile bir kalıp atölyesi kurmuşlar. Kısa zamanda hızlı ve kaliteli çalışmaları, çevrede üretim yapan sekiz cam fabrikasından da sürekli iş almalarını sağlamış.

Camın üflenerek üretilmesi, Suriye topraklarında M.Ö. 4.Yüzyıla kadar uzanmakta olup M.S.1. Yüzyılda Romalılar tarafından benimsenip geliştirilmiş. Kalıpların çok önemli olduğu cam sektöründe, ilk kullanılan kalıplar, kil ve pişmiş toprak imiş. Daha sonra seramik kalıplar da kullanılmış. Avrupa ve Amerikada 19. Yüzyıldan itibaren demir ve bronz kalıplar kullanılmış. Alçı ve ahşaptan yapılan tasarım kalıpları daha sonra dökümhanelerde demir kalıplara dönüştürülüyormuş.

Çok emek verilerek ve ustalıkla cama verilen form ve desen işçiliği, Amerikada 1820 lerde tasarlanıp yapılan bir pres ile çok kolaylaşmış. İki pres işçisinin kolaylıkla kullandığı bu alet yardımıyla seri üretim yapma imkanı doğmuş.

Binalarda kullanılan kapı ve pencere camlarının üretiminde de üfleme tekniği yerine tezgah ile üretim biçimi geliştirildiğinde, eski nostaljik camlar yerlerini daha kolaylıkla üretilen bu yeni camlara terketmiş.

Teknolojide kullanılan camların üretimine gelince, tüplü radyolar döneminde cam fabrikalarında üretilen ve Radiotron adı verilen radyo tüpleri de cam üretim kervanına dahil olmuş. Bir diğer teknik ürün ise elektrik dağıtım kablolarının direklerle başka yerlere taşınmasında kullanılan ve glass insulator adı verilen cam izolasyon parçaları.

İşte Westonda rastladığımız cam müzesinde, tüm bu üretim biçimlerinin Weston’a ait bu fabrika ile ilişkili hikayesi yanında gözlerimize bayram ettiren her renk ve her biçimde ve de her amaçla kullanılan sanat eserlerine dönüşmüş cam eşyayı izleme fırsatı bulduk. Her bir bölümde dakikalarca oyalandık ve renk ve ışık cümbüşü içindeki camları, kristalleri hayranlıkla seyrettik. Doyamadığım güzelliklerden bir bölümünü de fotoğraflarla sizlere taşımak istedim.

Wincester ve Washington DC’ye varış. 06.03.2026

Ülkeyi batıdan doğuya geçiş hikayemizin neredeyse sonuna vardık. Sondan bir önceki durağımız Wincester şehri. Virginya eyaletinin en kuzeyindeki şehir. Shenandoah vadisinde bulunan Wincester Shenandoah Üniversitesi ve Shenandoah Vadi Müzesi ile de tanınıyor. 1600’lü yılların başında buraya ulaşan ilk yerleşimciler daha çok İskoçya ve İrlanda kökenli imişler. Günümüzde adı Virginia olan bu topraklarda ilk karşılaştıkları, binlerce yıldır Amerika kıtasında oldukları bilinen yerli halklardan Şavneler ve İrakualar olmuş. Onların kutsal av alanları olan Shenandoah vadisinin göçmenlerin yerleşimine ve ulaşıma açılması ile başlıyor Wincester tarihi. İngiltere’nin Wincester şehrinden gelerek yerleşen Albay James Wood’un evi, 1737 yıllarında, kurulmaya çalışılan yeni yerel yönetim merkezi olarak ve bazı resmi evrak işlerinin yapıldığı yer olarak kullanılmış. Wincester için yaptığı hizmetler nedeniyle şehre bu isim, Albay James Wood’un onuruna verilmiş.

Wincester, Amerika Birleşik Devletlerinin, kurucu ve birinci başkanı George Washington’un gençlik yıllarında yaşadığı, araziyi haritalandırma işlerinde çalıştığı bir şehir aynı zamanda. Burada Fart Loudoun kalesinin tasarlanması ve yapımını gerçekleştirmiş.

Wincester Amerikan İç Savaşı esnasında sayısız Muharebeye sahne olmuş. İç Savaş süresince şehir 72 kez iki taraf arasında el değiştirmiş. hatta aynı gün içinde 13 kez el değiştirerek kırılması zor bir rekorun sahibi olmuş.

Wincester ismini bir tüfek markası olarak da duymuş olabilirsiniz. Ama onun bu şehirle ilgisi yok. Yeri gelmişken 1866da Oliver Wincester tarafından yapılarak, Connecticut, New Haven’de kurulan fabrikada üretilen ve çağdaşlarından üstün özellikteki bu tüfekler, Batı Amerikanın ele geçirilmesinde işe yaramış ve lakabı ‘’Batıyı kazanan silah 1873’’ olmuş.
Wincester’in ün kazandığı bir başka sektör büyükbaş hayvan yetiştiriciliği. Steakhaus Restoranları ile lezzet severlerin damak zevklerine hitap ediyor. Bunlardan bir tanesi de Longhorn Steakhaus. Güzel ve bizim için özel gezimizi kutlamanın tam zamanı diyerek Longhorn da rezervasyon yaptırdık.


Washington DC’ye varış- White House ve Sakuralar. 03.05.2026

Gezimizin son durağı Washington DC ye ulaştık. Gördüklerimizden yaşadıklarımızdan öğrendiklerimizden mutluyuz. Ama henüz işimiz bitmedi. Washington DC’yi , adını kurucu ve ilk başkan George Washingtondan alan, Potomac Nehri üzerine kurulmuş bu güzel başkenti daha önce ziyaret etmiştik. Amerika Birleşik Devletlerinin başkenti, Kongre Binası ile Yönetim Merkezi, müzeler şehri, anıtlar şehri, gücün tüm haşmetiyle sergilendiği şehir Washington’u bir seferde gezerek bitirmek oldukça zor. Cross Country Hikayemizin sonunda görmediğimiz bir yeri, bir konsepti görmek istiyoruz. The People’s House-White House Experience adı ile anons edilen yepyeni bir müze anlayışı bu.

Kapısında ‘’The People’s House-White House Experience’’ yazan kapıdan girince Amerika Birleşik Devletleri Başkanlarının ev ve çalışma ofisi olarak kullandıkları ve tüm dünyaca White House olarak bilinen binanın yaklaşık üç metre boyunda bir kopyası ile karşılaştık. Ziyaret süremizin başlamasını beklerken açılıp kapanan perdelerin arkasından gelip geçen Amerika Birleşik Devletleri başkanlarının bazılarını ve aile üyelerini izledik. White House Experience’in tanıtımı yapıldıktan sonra içeriye girdik. Tamamen digital görüntü teknikleri ile düzenlenmiş bir görsel şölen. Bir başka kopyada White House’un her odasının, her bölümünün bire bir dekore edilmiş küçük modellerini gördük. Her bölümde olduğu gibi oval ofiste de fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Hem de başkanın masasına oturup telefonunu kullanarak. Dillere destan recepsiyonlarda, misafirlerle birlikte, videolar ve fiziki objeler bir arada kullanılarak sizi yaşananlara dahilmişsiniz hissiyle dolaştırıyor. Senato toplantısını izleyebiliyorsunuz, toplantı masasının devamı gibi görünen bir masaya oturarak mesela. White House’un bir salonunda, duvardaki ışık noktalarına dokunarak zaman içinde dekorasyonda yapılan değişiklikleri görmek ve bilgi almak mümkün. Aile salonunda başkan ve ailesi ile film izliyormuş gibi hissetmek mümkün. Kısacası digital bir dünyanın içinden geçerek, hayali değil gerçekte var olan bir mekanı deneyimledik.

Washington DC’nin ün kazanmış bir diğer özelliği, Japonya tarafından armağan edilerek buraya ekilip büyütülen Sakura ağaçları. Mart sonu gibi açarak Washingtonu pembe beyaz süsleyen Sakuralar ayrıca bir cazibe yaratıyor. Biz çok yakın aile bireyleri ile görüşmek için bir süre daha Washingtondayız. Ülkemize dönmeden önce havalar izin verirse görmek istiyoruz.


WASHİNGTON DC VE SAKURALAR 29.03.2026

Nihayet Sakuralar açtı. Bizi güzelliklerinden mahrum bırakmadılar. Pazar gününü ve güneşli havayı fırsat bilen aileler, çiftler, gençler tadını çıkardılar. Görüntüler öyle güzel ki, söze ne hacet.