DINASOUR PROVINCIAL PARK
Bu gün sizleri Dünyada eşi benzeri olmayan, hiç bir yere benzemeyen bir yerde, tarih öncesi bir geziye götürmek istiyorum. Başlıktan anladığınız gibi Dinozorlar Ülkesinde bir gezintiye ne dersiniz?
Kuzey Amerika Kıtasının kuzeybatısında ve Kanada’nın Alberta Eyaletinde, Brooks’a 48 km. uzaklıkta bulunan Dinasour Provincial Park adı verilen bir vadi sözünü ettiğim. Çoğu ilginç alanda olduğu gibi yine Unesco’nun ayak izleri var önümüzde. 1800’lerin sonlarında 26 km. uzunluğundaki bu vadide, geçmişin efsanevi canlıları dinozorların kemikleri ve iskeletleri bulunmuş. 44 türe ait 150 iskelet bütün olarak bulunmuş ve ayrıca pek çok kemik yatağı keşfedilmiş. Heyecan uyandıran bu iskeletler, Dünyanın dört bir yanından 30 büyük müze ile paylaşılmış.
Dinozor çağında yaşamış olan diğer hayvanların kemiklerinin de bulunduğu zengin kemik yatakları, bilim insanları için de çok önemli bir kaynak olmuş. Keşif alanı, 1979’de Unesco tarafından Dünya Mirası ilan edilerek koruma altına alınmış. İlk keşfedenler ve yerleşimcilerinden beri kutsal olduğuna inanılan bu yer, yerlilerce de Ulu Ruhun evi kabul ediliyor. Gerçekten de Ulu Ruh buralarda gezinmiş olmalı.

Park alanı son dönem dinozorlarının, en geniş anlamda çeşitliliğini barındıran gerçek bir dinozor fosil yatağı. Bu alanda fosil yatağının keşfini sağlayan erozyon, günümüzde de devam ettiğinden, paleontolojik çalışmaların halen sürdürüldüğü, yaşayan ve gelişmekte olan bir park. Rüzgâr ve yağmur aşındırmalarının yamaçlarda halen devam etmesi, boş bir alanda birdenbire yeni buluntuların ortaya çıkmasına neden olmakta. İşte bu nedenledir ki, Dinosaur Provincial Park, doğal ve sosyal etkilere açık, ekolojik etkinliğe haiz ve tamamıyla keşfedilmemiş dinozor fosil kaynağına sahip bir koruma alanı. Burada keşifler olanca hızı ve heyecanı ile halen sürmekte. Pek çok Dünya Mirası alan gibi bulunup, onarılıp veya düzenlenip vb. sonra ziyaretçilere açılmış bir alandan yapı ve konsept olarak çok farklı. Dinosaur Provincial Park halen, çalışanları, koruyanları ve ziyaretçileri ile bilim, eğitim ve araştırma üçgeninde çalışmaların sürdüğü capcanlı bir yaşam alanı. Daha adımınızı atar atmaz buradaki heyecanı ve dinamizmi hissediyorsunuz.
Dinozorlar çağından son buzul çağına kadar 75 milyon yaşındaki bu Zaman Kapsülü, Dünya tarihi ile ilgili yepyeni ve heyecan verici bir macera için bizi beklemekte. İnsan ayak izlerine son derece hassas olan, Dinozorların uyuduğu bu muhteşem masal ülkesi, heyecanın keyfini çıkartmanın tam yeri. Bir panoda şu denmiş:
“Bu gizemli yerin gölgeleri arasında doğanın gücünü hissedin. Kendinize rehberlik ederek parkın patikalarında dolaşın. Otobüs turu alın ya da tepelere tırmanın. Tiyatroda, Dünyanın geçmişi hakkında daha derin deneyimler edinin.”
Gerçekten de pek çok etkinlik planlanmış, keşfetmenin tehlikesiz keyfine varabilmek için. Visitor Centre, ziyaretçilerin bilgilendirildiği merkez. Burada bir tiyatro salonu var ve interaktif tiyatro çalışmaları yapılıyor. Yani isterseniz burada diğer misafirlerle sohbet edip, Dünyanın en benzersiz fosil yatağındaki keşiflerinizi paylaşabiliyorsunuz.
Visitor Center’in en etkilendiğim çalışmalarından biri de “Umudun Sembolü” panosu. Bu pano, yeni Visitor Center’in açılış seremonisi için hazırlanmış. Hazırlayanlar ise projenin yaratıcısı Calgary’li sanatçı Saharon Thirkettle ile birlikte çalışan, Holy Family Akademisinin 5. Sınıf öğrencileri. Saharon’un önderliğinde öğrenciler önce parkı ve Kanada’yı temsil edecek imaj çalışmasını yapmışlar. Sonra bu imajı yaşama geçirecek malzeme üzerinde çalışmışlar. Malzeme olarak çamur seçilmiş. Bu güzel ve özel parkı temsil etmek üzere yaratılan pano, öğrencilerin parktaki deneyimlerini de içermekte. Dev bir UNESCO Dünya Mirası ambleminin fonunda, her biri ayrı doğa parçalarını temsil eden pişirilmiş toprak parçaları bulunmakta. “Dünyanın doğal ve kültürel hazineleri, uluslararası işbirliği ile korunmalı” çağrısı ile daha iyi bir Dünya için Dünyaya seslenişi temsil ediyor.

Neler var içinde neler? Gençlerin büyük Dünyalarını yansıtan, kuşlar, dinozorlar, ayçiçekleri, peri bacaları, sürüngenler, bitkiler, dağlar, nehirler ve daha neler neler. Böylece, UNESCO World Heritage Program Amblemi ortaya çıkmış. Bu proje için açılış seremonisinin yapıldığı 20 Haziran 2006 tarihine kadar toplam 200 saat çalışılmış.
Park alanında gerçekleştirilen aktivitelerden otobüs turu, site içindeki bölümler arasında ulaşımı sağlayan Dinasour Provincial Park – World Heritage Site yazılı midibüsler ile yapılıyor. Midibüslerin üzeri, dinozor iskeletleri, ağaçlar ve coğrafi yapıyı simgeleyen şekillerle süslenmiş. Bu turu aldığınızda, site içinde bazı dinozor iskeletlerinin bulundukları yerde koruma altına alınmış olduklarını görüyorsunuz. Bunlardan bir tanesi yaşarken ağırlığının yaklaşık 4 ton olduğu düşünülen dev bir Hadrosaurus. Hayal gücünün sınırlarına doğru yükselmek için iyi bir yöntem doğrusu. Dev bir dinozoru aynen yattığı biçimde görmek heyecan verici. Bu iskelet parkın ilk Rangeri olan Roy Fouler tarafından 1959 yılında bulunmuş.
Benzer şekilde zengin bir fosil yatağı da Centrosaurus Bone Bed adı verilen kemik yatağı. 1977 yılında keşfedilen bu fosil yatağında, dinozor çağında yaşamış pek çok türdeki hayvanların kemikleri karışık bir yığın halinde bulunmuş. Günümüzde bu alan bilim insanlarına dünya tarihinde bir zaman diliminin gizemli öyküsünü anlatmakta. Dinazorlar yanında balıklar, yumuşakçalar ve pek çok yaşam formunu bir arada görmek mümkün.

Park alanı, fosil kaynakları dışında günümüzde barındırdığı canlılar açısından da çok zengin bir yapıya sahip. Oldukça karmaşık bir ilişkiler ağına sahip üç ayrı ekosisteme ev sahipliği yapmakta. Otluk alanlar, bataklıklar ve nehir kenarları, birbirinden beslenen ve birbirini destekleyen coğrafi ve biyolojik sistemler. Çakallar, gece atmacaları, pamuk kuyruklu tavşanlar, geyikler, yaban koyunları, yöreye özgü üç tür yılan, Kanada kazları da dahil olmak üzere 165 tür kuş, pek çok bitki ve ot türü ve kuzeye özgü bazı kaktüs türleri bu canlıların önemli bir kısmını oluşturuyor.
Haziran ayının ikinci yarısında park alanı içindeki otlak alanlar rengarenk çiçeklerle kaplanıyor. Ancak bu alanın önemi ve en heyecan verici yanı, boynuzlu dinozorların sürü halinde bulgularının sağlanması. Yaklaşık bir futbol sahası büyüklüğünde olan alanın her metrekaresinde ortalama 111 kemik bulunmuş. Centrosaurus Bone Bed alanında yapılan çalışmalar etobur ve ot obur dinozorların biyolojik yapıları, avlanma özellikleri ve yaşam biçimleri konusunda pek çok bilgi sağlamanın yanında, bu alana böyle karışık bir biçimde nasıl toplandıkları konusunda da değişik teorilerin geliştirilmesine neden olmuş. Bu teorilerin her biri, heyecan dolu bir macera filmi tadında. Birine göz atmaya ne dersiniz?

Bazı bilim insanlarına göre, Centrosaurus, dinozorların beslendiği bitkilerle dolu zengin bir alan idi. Ot oburlar bu otlarla beslenirken, etobur türler de onlarla besleniyordu. Bu besin zengini alanı hayal edebiliyor musunuz? Dev boyuttaki dinozorlar, daha küçükler, koşanlar, boynuzlular, etoburlar, otoburlar, sırtı yeleliler, küçük başlı uzun boyunlular, kocaman başlı keskin dişliler, koşan sürüngenler, uçan dinozorlar ve daha niceleri çeşit çeşit ortalıkta dolaşıyorlar. Farklı avlanma biçimleri kullanarak başka hayvanlara ve hatta birbirlerine saldırıyorlar. Etoburlar öyle büyükler, kafaları ve ağızları öyle kocaman, dişleri sipsivri ki, ısırdıklarında kemikleri ile birlikte ısırıyorlar. Isırışın şiddetinden bazı dişlerini de avlarının üzerinde bırakıyorlar. Neden bu kanıya varılıyor? Çünkü karmakarışık bulunan kemiklerin içinde veya alanın değişik yerlerinde sık sık bu dev yırtıcıların dişlerine rastlanıyormuş. İşte hayat böyle huzur içinde neşe ile yaşanırken ansızın gelen bir su taşkını, ot obur sürüyü topluca sürükler. Akıntıya kapılan boynuzlu dinozor sürüsünün bir kısmı azgın sularda boğulur bir kısmı birbirine çarparak telef olur. Bu felaketten etoburlar da nasibini alır tabii. Sular her yeri kaplar, otlar yok olur. Otoburların hayatta kalan pek azı açlıktan ölür. Onlarla beslenen etoburlar da yavaş yavaş yok oluşa doğru yol alırlar.
Ölen dinozorların çürüyen etleri kemiklerinden ayrılır, şiddetli yağmurlarla yıkanır ve sel suları ile sürüklenerek kuytu köşelerde üst üste yığılır veya nehir tabanındaki kumlara gömülür. Dünyamız üzerinde 160 bin yıl kadar yaşadığı sanılan dinozorlar, 75 milyon yıl kadar önce, günümüz Kanada’sında bu olaylarla boğuşulurken, 65 milyon yıl kadar önceye gelinir ve bilinmeyen bir nedenle fantastik bir şekilde ortadan kalkarlar.

Red Deer River Bataklığının geçen yüzyılda keşfi ile birlikte, altın avcılarının Amerika kıtasındaki altına hücum serüvenlerinin benzeri Alberta’da yaşanmış. Paleontologlar, “Fosil Avcı’ları Yolu” adı verilen nehir yatağında fosil keşfine çıkmışlar.
Her yeni keşif tarih sayfalarına nasıl yeni renkler ekler, yeni izler bırakırsa, Fosil Avcı’ları Yolu da Dünyanın en ünlü paleontologlarının ortaklaşa çalışarak aydınlattıkları tarih sayfaları olmuş. Ortak çalışmaların heyecan yaratan ürünleri olan dinozor iskeletleri, ülkelerin ünlü müzelerine sergilenmek üzere gönderilmiş. Ortaya çıkan masalsı sonuçları gören biri olarak, ustalara saygı sunmak amacı ile ve sıkılmayacağınızı umarak en önemli isimleri sizlerle paylaşmak isterim. Andrew Neuman, Don Brikman, Davit Eberth, Dennis Bramah, Francas Therrieen, Donalt Henderson, James Gardner, Craig Scott, Caleb Brown, Julien Divoy.
1910-1917 arasında Red Deer River Nehri sularının taşması ile başlayan ve bugüne kadar bulunmuş en büyük dinozor kazı alanı unvanını alarak heyecan yaratan bu alanın yetişkinler kadar çocukları da heyecanlandıran hikayeleri, oyuncak yaratıcıları için de neredeyse tükenmez bir ilham kaynağı olmuş.

Vadide bazı noktalar iskelet ve kemiklerin daha yoğun olarak bulunduğu yerler. Bunlardan biri Little Sandhill Creek adını taşıyor. Bu otlak alanda ilkel at ve Rhinoceros yani gergedanın atalarına ait fosiller bulunmuş. Değişen iklim koşulları ve buzul çağında, yapısı değişim gösteren bu alanda, 18 bin yıl önce buzulların erimeye başlaması ile buzul gölleri oluşmuş. Giderek genişleyen göller, çöken sedimentler nedeniyle oluşan setin ardında büyük bir baraj gölü haline gelmiş. Doğal olaylar sonucu set çöktüğünde çok büyük bir güç ile akan göl suları çevreyi aşındırarak yamaçları şekillendirmiş. Günümüzdeki adıyla Little Sandhill Creek böyle oluşmuş. Kuru vadi duvarlarındaki aşınma halen şiddetli yağmur ve kar erimeleri ile devam etmekte imiş. Aşındırma ile yamaçlardan sürüklenen çökeltiler, sularla Red Deer Nehri’ne karışıyor. Böylece bu alana biçim veren sular aynı zamanda yaban yaşama da hayat veriyor.
Park Visitor Center ve Tyrrell Alan İstasyonu, üretken bir anlayış ile inşa edilmiş ve Geliştirilebilir Alan Yönetimi anlayışını yansıtmakta. Halen fosil alanında yeni keşiflerin yapılmasına olanak sağlayan erozyon ve çökelme, sürekli olarak izlenmekte ve ölçülmekte. Bu anlamda Dinasour Provincial Park, sadece bir keşfin yapılıp sonuçlarının sergilendiği bir alan olmayıp aynı zamanda sürekli yeni buluntularla gelişip zenginleşen, yeni teori ve projelere açık çalışmaların devam ettiği bir Unesco Dünya Mirası.
Dinosaur Provincial Park alanında devam eden çalışmaların sonuçlarının sergilendiği müze, yine Alberta’da Eyaleti’nde Calgary yakınlarında Dramheller’de kurulmuş. Müze adını Joseph Burr Tyrrell adındaki jeolojistten almış. Tyrrell, 1884’de yörede kömür yatakları ararken Red Deer Nehri yakınlarında bir dinozor fosiline rastlamış ve bunu bir rapor ile yetkililere bildirmiş. Bulduğu Carnivorous dinozorunun adı daha sonra Albertosaurus Sarcophagus olarak anılmış. Müze, 25 Eylül 1985’de Tyrrell’in anısına, adı verilerek açılmış. 28 Haziran 1990’de İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in ziyaret ederek çok beğendiği müzeye, “Royal” unvanını vermesinden sonra adı: The Royal Tyrrell Museum olmuş. Müze buluntuların canlandırmaları ve muhteşem fotografik çalışmalarla dinozorlar çağını yaşatan bir müze. Ayrıca halen keşfedilmekte olan yeni buluntular da planlanarak inşa edilmiş geliştirilebilir bir mimariye sahip. Dünyamızın jeolojik ve paleontolojik geçmişini adım adım ziyaretçilerin yaşamasına olanak veren ve tiyatro salonu ile başlayan bir kronolojik yapı tasarlanmış.
Müzenin felsefik özeti diyebileceğim bir pano yazısını sizlerle paylaşmak isterim. Özetle şöyle denmekte:
“Evrenin tarihi çok sayıda yok oluşu da işaretler. Yok oluş, ya felaketsel bir olay sonucu ya da doğal seleksiyon ile gerçekleşen doğal bir prosestir. Bu proses, yeni yaşam formlarının ya da yaşamsal biçim değişikliklerinin ortaya çıkmasına neden olur. Günümüzde tespit edilebilmiş yaklaşık olarak 10-14 milyon tür yaşamaktadır. Dünyamızın milyarlarca yıllık geçmişinde 5 milyardan fazla türün yaratıldığı sanılmaktadır. Bunun anlamı ise yaratılan türlerin %99’undan fazlası var oluşlarının devamında yok olmuştur. Yani Dünyamız ve Dünyada yaşam, değişmeye ve evrilmeye devam etmektedir.”
Aynı konsept çerçevesinde gelişen Drumheller Kasabası ile birlikte The Royal Tyrrell Museum, ailelerin, her yaştan öğrencilerin ve çocukların Dünyamızı, gelip geçen türler bazında canlıları ve en muhteşem haliyle Dinozorlar Çağı’nı yaşayabilecekleri ve en önemlisi eğlenerek öğrenebilecekleri bir tasarım harikası. Tabii gezilerinin sonunda seçtikleri dinozorlara, dinozor konulu giysilere ve daha pek çok ilginç oyuncağa sahip olabilecekleri, bol çeşitli, şirin bir alışveriş merkezi var.
Ama beni en çok etkileyen bölüm, sahadan elde edilen fosillerin temizlenip, onarıldığını ve sergilenebilir hale getirildiği bir laboratuvarın müzenin tam orta bölümünde, ziyaretçilerin çalışmaları izleyebileceği bir şekilde dizayn edilmiş olması. Kadrolu bir ekip günlük çalışmalarını bağımsız bir birim gibi ama müze konseptinin içinde yer alarak sürdürüyor. Laboratuvarın küçük bir bölümü, çocukların fosil temizleme, onarım işlerini seyredip belli ölçüde katılabilecekleri interaktif bir bölüm olarak düzenlenmiş. Bu, bence harika bir düşünce. Royal Tyrrell Museum, bir nedenle UNESCO Dünya Miras Alanı’na dahil edilmemiş. Ama müze açısından bu bir eksiklik olarak değerlendirilmemeli diye düşünüyorum. Çünkü kuruluşu, çalışma biçimi, yapısı, mimarisi ve felsefesi ile öylesine benzersiz ki, tek başına ve ayrıca, UNESCO Dünya Mirası bir müze olmayı hak ediyor bence. Dilerim gelecek yıllarda bu ünvanı alır ve gelecek kuşaklara daha da zenginleşerek ve korunarak aktarılır.

