Bu kez bir maç anlatır gibi başladım yazıma. Gerçekte size anlatacağım bir maç değil elbette ama maça benzer bir öykü. Bir tarafta donanımı yetersiz, olanakları kısıtlı ama inançlı mahalle takımı ve onun inatçı koçu, diğer tarafta parası bol, malzemesi kaliteli, hırslı profesyoneller takımı. Ayrıca hakemi de onlar seçtiriyor gibi. Taraftara gelince ağırlık mahalle takımından yana sanki. Mahalle takımının arkasında kenetlenmiş taraftar sağlam ama karşı takımın göz kamaştıran olanaklarından biraz şaşkın. Maç kıran kırana geçecek gibi. Çünkü zengin takımının galibiyet pirimi pek yüksek. Ayrıca tekme, hile, şike üçlüsü de ara ara takıma dahil olabilir sanki. Durum böyle iken, biz biraz daha gerilere doğru gidelim. Zengin takımın geçmişi malum. Güçlü bağlantılar, zengin babalar, her türlü olanak ve profesyonel bir çalıştırıcı. Mahalle takımının öyküsü ise, inatçı koçunun gençlik yıllarından başlıyor. Maç da öykünün geçtiği yerde yapılıyor zaten. Filipinlerin Mindanao adasında ve Oriantal Davao bölgesinin San İsidro kasabasında.
İşin diğer bir ilginç yanı, öykünün kahramanı, inançlı ve inatçı koçumuz bir kadın. San İsidro’lu bir delikanlıya gönlünü kaptırmış, onunla evlenmiş ve beş gün sonra büyük şehirden bu kasabaya gelin gelmiş. Delikanlının belediye başkanı olan babası, kasabada sevilen biriymiş. Asıl adı Justina olan ama dostlarının kısaca Tina diye çağırdığı gelin hanım, doğayı ve denizi çok seviyormuş. Bulduğu her fırsatta deniz kenarında yürüyüşler yapar, gördüğü, beğendiği dal parçası, deniz kabuğu ne bulursa toplarmış. Onlarda gizli güzellikler keşfeder, evinin dekorasyonunda kullanırmış. Hatta eşi onun bu merakına hayret eder ve çoğu kişinin çöp olarak gördüğü şeyleri kullanışlı ve benzersiz birer eşyaya dönüştürdüğünü gururla çevresindekilere anlatırmış.

Tina’nın gelin gelip pek sevdiği San İsidro toprakları, 1637 metre yüksekliğe kadar uzanan Hamiguitan Dağı’nın eteklerine kurulmuş bir kasaba. Hamiguitan ise Filipinlerin Mindonao adasında Oriantal Davao bölgesinde, üzerinde yaşayanlardan başka kimsenin de pek ilgilenmediği bir dağ.
Dağda yaşayan kabileler, ormanda yetişen bitkiler, meyveler ve avcılıkla geçiniyorlarmış. Hatta Tina’nın kayınvalidesi de bu dağ kabilelerinden Mandalyan etnik grubundan gelmeymiş. San İsidrolular da avlanmak için dağa çıkar, birkaç gün sonra avları ile birlikte geri dönerlermiş.
Yaşam böyle sürerken, günlerden bir pazar günü ayin sonrası, Tina’nın yanına Mandalyan kabilesinden Vidayan diliyle konuşan, kayınvalidesinin akrabası yaşlı bir adam yaklaşmış. Tina’ya: “Sen denizin gizemlerini biliyor ve seviyorsun, dağdaki gizemli denizi de görmelisin.” demiş. Tina, dağı biliyormuş ama orada bir deniz olduğundan haberi yokmuş. Zaman birbirine benzer günlerle akıp geçerken, her pazar ayininden sonra yaşlı adam Tina’ya yaklaşıp, dağdaki gizemli denizden söz eder olmuş. Tinagundada diyormuş adına, yani Saklı Okyanus: “Hani denizde gel-git oluyor ya, dağdaki denizde de gel-git oluyor.” demiş bir seferinde. “Hani denizde mercanlar, deniz kabukluları var ya, dağdaki gizemli denizde de var. Görmelisin.” demiş bir başka seferinde. “Belediye Başkanı olan kayınpederine söylemelisin, adam göndersin.” diyormuş her seferinde. Tina kayınpederine ne zaman dağdan ve saklı denizden söz etse, “Şu anda çok işim var, dağ önceliklerimden biri değil.” veya buna benzer bir cevap alıyormuş. Yaşlı adam da bıkmadan her pazar Tina ile Saklı Okyanusun sohbetini yapıyor, onu dağa davet ediyormuş.
Tina’nın evliliğinden önce başlayıp toplam 14 yıl süren belediye başkanlığı bitmiş kayınpederinin. Kayınvalidesi de bir dönem belediye başkanlığı yapmış ve sıra eşine gelmiş. Eşinin belediye başkanlığı döneminde de Tina, Hamiguitan için ısrarlarını sürdürmüş. Ama eşi de babası gibi çok meşgulmüş ve bir türlü dağ ile ilgilenmeye sıra gelmiyormuş. Tina her gün yatak odasından dağı seyreder olmuş. Ama bu arada yaşam devam ediyormuş tabi. Tina mutlu bir eşmiş, mutlu bir anne olmuş. Hem de dört kez. Üç kızı bir oğlu olmuş. Büyümeye başlamışlar, okula gitmişler. Yaşlı adamsa Tina’ya, “Dağı yazmalısın, insanlar öğrenmeli, ilgilenmeli.” demeye başlamış. Çünkü Tina’nın günlük bir gazeteye zaman zaman yazılar yazdığını biliyormuş. Ama Tina yazı yazamamış, aylar yıllar birbirini kovalamış. Bu durum 1992 yılına yani Tina, San İsidro Belediye Başkanı oluncaya kadar sürmüş. Belediye Başkanlığının ilk ayında Tina, 15 kişilik bir ekip kurmuş ve Hamiguitan’a göndermiş. Dağa gidenler uzun süre aşağı inememişler. Çünkü yaşlı adamın söylediği denizi bulmuşlar ve daha pek çok şey görmüşler.
Saklı, gizemli deniz aslında bir gölmüş dağın yükseklerinde, hem de 5 hektar büyüklüğünde. Ama bildiğimiz göllere benzemiyormuş. Bir kere suyu tuzlu imiş. Sonra yaşlı adamın dediği gibi aşağıda denizde gel-git olurken dağdaki deniz de de gel-git oluyormuş. Mercan kayalıkları da varmış. Kelebekler, böcek yiyen bitkiler cins cins, eğrelti otları, yabani orkideler en güzelinden. Dağın eteklerinden itibaren zirvesine kadar beş ayrı cins orman varmış, Bu ormanlar yüksekliğe göre kat kat sıralanmışlar. 75 metreden 1637 metreye kadar yükselen bu orman cinslerinin bilimsel adları şöyle imiş sırasıyla. Dipterocarp Forest, Bushland makilik alanları, Montane Forest, Mossy Forest ve en yüksekteki orman Mossy Pygmy Forest yani pigme ormanmış. Pigme orman alanı 2000 hektar kadarmış.

Dağı inceleyip geri gelenler hayretler içinde imişler, dağdaki canlıların farklılığından, çeşitliliğinden. O tarihlerde dağ ile ilgilenen birkaç bilim adamı da varmış. Bunlardan biri dağdaki biyolojik çeşitliliği sayılara dökmüş. Örneğin bir türü endemik yani sadece buraya özgü olan tam 242 tür kelebek saymış. Endemik olan kelebek türü ormanda bulunan sadece bir tür ağaç üzerinde toplanıyormuş. Böcek kapan (Pitcher Plant) bitkilerin dünyada bilinen 11 türü de Hamiguitan’da varmış. Hatta hiçbir yerde bu güne kadar rastlanmamış olan bir türünü daha bulmuş burada ve ona Justina’nın adını vermiş. Çok özel yemyeşil bir yılan da varmış sadece buraya özgü olan. Sadece buraya özgü, su bitki ve hayvanları da evrimleşmiş Hamiguitan’da. İkonik Filipin Kartalının, Filipin Cockatoo denilen güzel bir kuşun, Tarsier adındaki Dünyanın en küçük primatının da yaşam alanı olmuş Hamiguitan aynı zamanda. Sabrina Lucas adlı devetabanı türünden bir bitki, kırmızı damarlı eğrelti otları, Leydi Slipper (Bayan Terliği) isimli orkideye benzeyen harikulade bir böcekkapan bu güzel dağı yurt tutmuş, pek çok özgün canlı türü gibi.
Hamiguitan’ın özgün canlılar dünyası ve güzellikleri karşısında heyecanlanan Tina, ormanları ve canlıları korumak için ekipler görevlendirmiş. Diğer taraftan da başka neler yapabileceğini araştırmaya başlamış.
Tina bu işlerle haşır neşirken, San İsidro’yu ayağa kaldıran bir olay olmuş. Bir helikopter ilkokulun bahçesine büyük bir gürültü ile ve ortalığı toza dumana katarak inivermiş. Çünkü ağaçlık San İsidro’da sadece ilkokulun bahçesi bir helikopterin inmesine uygunmuş. Ancak San İsidro’nun afacanları o güne kadar hiç helikopter görmemişler. Büyük bir panik yaşanmış, çocuklar okuldan kaçmışlar, veliler telaşlanmışlar.
Gelenler, takım elbiseli kravatlı madencilermiş meğer. Tina’yı ziyaret etmişler ve Hamiguitan hakkında Tina’nın hiç bilmediği başka şeyler anlatmışlar. Hamiguitan’ın toprak üstü kadar toprak altı da şaşırtıcı imiş. Nikel, bakır, magnezyum, kobalt, kromit başta olmak üzere pek çok maden bulunmakta imiş. Toplam maden rezervinin 300 milyon ton olduğunu tahmin ediyor ve bunları çıkartmak istiyorlarmış. Filipinler’de bu iş için yerel yönetimin izni gerekliymiş. Tina’dan bu izni vermesini istemeye gelmişler. Tina duyduklarından şaşkın dağın kazılmasına izin veremeyeceğini söylemiş. Takım elbiseli, kravatlı madenciler helikopterlerine binip gitmişler.

1992-1994 yılları arası Tina, bilim insanları, Tina’nın koruma ekipleri, San İsidrolular ve Hamiguitan mutlu mesut bir birlikteliği yaşama fırsatı bulurlar. Böyle değerli bir dağa sahip olmaktan mutlu ve gururludur konu ile yakından uzaktan ilgili herkes.
1994 yılında, Tina’nın deyişi ile Dünyanın ikinci büyük maden şirketler grubunun adamları, siyah takım elbiseli ve kravatlı madenciler gelirler San İsidro’ya. Tina’yı biraz araştırmış olmalılar ki, maden izni karşılığında çok sevdiği San İsidro’yu kalkındırmayı, okullar, evler, yollar, hastane, sosyal tesisler yapmayı önermişler. Hatta San İsidro’ya Mc Donalds getirmeyi teklif etmişler. İnançlı ve inatçı Tina “HAYIR” demiş en kocamanından.
Ertesi yıl gelenler yanlarında ağzı iyi laf yapan Filipinli bir avukat da getirmişler. Toplum, sosyal, halk kavramlarını atlayıp Tina’yı hedef almışlar bu kez. Maden şirketine ortak olup kârdan pay almasını teklif etmişler izin karşılığı. “Seni milyoner yapalım.” demişler. Tina gülmüş: “Ben zaten milyonerim.” demiş.
Bir süre gelen giden olmamış. Tina’nın belediye başkanlığının süresi dolmuş. Şehir meclisi üyeliği görevini üstlenmiş. Bu arada San İsidro’nun başka bir belediye başkanı olmuş. Ama Tina’nın gözü kulağı San İsidro ve Hamiguitan’da imiş. Belediye başkanlığı bir kez daha el değiştirdiğinde, takım elbiseli, kravatlıların geliş gidişleri artmış San İsidro’ya. Tina, seçim döneminde kolları sıvamış ve tekrar San İsidro Belediye Başkanı olmuş. O tarihte, çocukları evli, önemli görevlerde olan 70 yaşında bir anne ve büyükanne imiş. Başkan olur olmaz üst düzey devlet yetkilileri ile görüşmüş ve çalışmalara başlamış. Ondan sonraki birkaç yıl yoğun bir çaba ile geçmiş. Hamiguitan’ın dosyası hazırlanarak UNESCO’ya gönderilmiş.
25 Haziran 2014 tarihinde UNESCO’nun yıllık toplantısı Doha’da yapılmıştı. Toplantıya Tina ve ekibi heyecanla katılmışlar, tüm sevgileriyle Hamiguitan’ı ve önemini dile getirmişler. Toplantı sonunda Hamiguitan, oy birliği ile Hamiguitan Range Wildlife Sanctuary adı ile UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesine ve koruma altına alınmış. Dosyasının hazırlanması ve UNESCO listesine alınması süreci, zamana ve uluslararası üstün güçlere karşı verilen amansız bir mücadele olmuş bir bakıma.

Uğrunda bunca çaba harcanıp, ter dökülen, belki sayısız uykusuz geceler geçirilen güzeller güzeli Hamiguitan, birlikte yaşadığı kabileler ve kendisini tanıyıp seven birkaç bilim adamı ile kendi gizemli dünyasında sessiz sedasız yaşayıp gidiyormuş o güne kadar. O tarihi gün, sayısı 193 olan Dünya devletlerinin 191’inin dahil olduğu UNESCO Dünya Mirasları Birliğinin kanatları altına aldığı, Dünyaya ait eşsiz bir değer olarak onur listesine dahil olmuş. Hamiguitan’ın Dünya Mirası Sertifikasını da Dünya Miraslarının korunması konusunda haklı bir ün kazanmış olan UNESCO Genel Direktörü İrina Bucova imzalamış.
İster savaş deyin adına bu mücadelenin, isterseniz maç olsun, bu öyküde uğrunda mücadele verilen, jeolojik tarihi, eşsiz canlıları, sahip olduğu değerler ve yaşamı paylaştığı kabileleri ile birlikte Hamiguitan Dağı’dır.
Diğer tarafta öykünün kahramanları, Mandalyan kabilesinin duyarlı ve sabırlı yaşlısı, inançlı ve inatçı belediye başkanımız Justina Yu kısaca Tina, Tina’nın ekibinde onunla aynı heyecanı paylaşan takım arkadaşları, Mahalle Takımının vefalı taraftarları San İsidrolular. Şükürler olsun ki alışılmışın tersine bu kez kaybeden Zengin Profesyoneller Takımı olmuş.
Başarının doyurucu mutluluğu, kutlamalar, tebrikler hepsi yaşanmış doya doya. Ama Tina biliyormuş, çok çalışılması gereken başka bir zaman dilimine girildiğini San İsidro tarihinde. Şimdi turistler gelecekmiş Dünyanın dört bir yanından. Üç beş yabancı dışında turist nedir, ne yer, ne içer, nerede yatar pek bilmezmiş San İsidrolular. Bazı açıkgözler hemen otel yapmaya sıvanmışlar 5 kat 10 kat. Tina, “Olmaz” demiş. Biz pansiyonculuk yapacağız. Odaların nasıl olması gerektiğini belirlemiş. 56 aileye evlerine birer oda ilave etmeleri için gereken bilgileri verdirmiş. Para yardımı da yapılmış. San İsidro, 56 odalı bir pansiyonlar kasabası olmuş. Zaten çok geçmeden başta Japonlar olmak üzere turistlerimiz de gelmeye başlamışlar. Dünyanın dört bir yanındaki üniversitelerin ilgili kürsülerinden bilim adamlarının ilgileri çoğalmış Hamiguitan’a. Bir taraftan hızla dağda düzenlemeler yapılıyormuş.
Ziyaretçilerin doğaya zarar vermeden ve kendileri de zarar görmeden bitkileri, hayvanları görebilecekleri, dağın doğası hakkında fikir sahibi olabilecekleri yürüyüş yolları yapılıyor, profesyonel ekiplerin yardım ve yol gösterilerinin ışığı altında güvenlik ve koruma sistemleri kuruluyormuş. Modern bir müze de gerekli tabi. Çocukların, öğrencilerin, yetişkinlerin, yaşlı ve engellilerin bilgilenip eğlenebileceği, benzersiz dağ havasında yemek yiyebilecekleri hatta Hamiguitan’ı yanlarında götürmek üzere, anı eşyaları satın alabilecekleri alışveriş noktaları. Her şey düşünülmüş planlanmış. Avrupalı bazı ülkelerin para ve bilgi katkıları ile Hamiguitan’ın güzel yamaçlarından birine müze kompleksi kurulmuş. Hatta gelip araştırmalar yapacak bilim insanları için yurt ve kamp alanları bile unutulmamış. Çevre düzenlemesinde bazı endemik bitkiler kullanılmış. Pitcher Plantları, kırmızı damarlı eğreltileri, rengârenk orkidelerin arasında görmek mümkün. Dünya Mirası Amblemli bilgilendirme tabelaları, işaretler tamamlanmış.

2015 yılında Hamiguitan’ı ziyaret eden eşim Atila Ege, San İsidro Belediye Başkanı sevgili Tina ile tanıştığında, Hamiguitan Müzesinin inşaatının devam ettiği bilgisini almış. Bu kez 2016 yılı Haziran ayının ilk haftasında birlikte ziyaret ettiğimizde müzeyi tamamlanmış, ziyaretçilerini bekler bulduk.
Ziyaretçiler gruplar halinde gelmeye başlayınca konaklama sisteminin yetersiz kaldığını gören Tina, San İsidro Kültür Merkezinin yapımına başlamış. Bizi gezdirdiği, bazı bölümleri tamamlanmış olan Kültür Merkezinde, halkın da çeşitli aktiviteler için kullanabildiği bir salon, lokal yiyeceklerin ve el sanatlarının satıldığı standlar bölümü, 20 odalı tek katlı bir konaklama tesisi, etnik gösteriler ve festivallerin yapılacağı açık alanlar bulunmakta.
Tina bu çalışmaları yaparken San İsidro’nun isimsiz kahramanları olarak iki yakın çalışanı, gece gündüz yanında bulunuyor. Güler yüzlü Anton Lopez turizm etkinliklerinden sorumlu, bir çocuk annesi Mary Jane Yap tatlı tebessümü, tükenmez gibi görünen enerjisi ile Tina’nın ilgilendiği her şeyden sorumlu sanki. Ve elbette ki onların altında çok elemanlı ekipler çalışmakta.
Yetmişli yaşların ortalarındaki Tina, şık giysileri, gülen yüzü ile her yerde ve her konuya el atmış, durmadan çalışıyor. San İsidro kadınlarının inanılmaz güzellikte desenlerle Pandan bitkisinin yaprak liflerinden ördüğü yerel eşyaları, modern şehir insanlarının kullanabileceği şık çanta, sandalet, Amerikan servis, biblo, yapma çiçek vb. gibi sanat eserlerine dönüştürüp, kurulan kooperatif aracılığı ile satılmalarını sağlamış. Kooperatifin satış standını gezdik. Kooperatifin başkanı çok güzel bir çantayı bana hediye etti. Bazı el emeği göz nuru eserleri de biz satın aldık.
Tüm uzak doğuda yetişen ama ana vatanının Mindanao adası olduğu bilinen ve yörede çok üretilen lezzetli ama bize kokusu kötü gelen, ünlü meyve Duryan ve ondan üretilen ürünlerin tanıtımı ve satışı da Tina’nın planlarında sıraya girmiş durumda. Filipinlerde çok yetişen şeker kamışından elde edilen lokal Rom’a ürün olarak öncelik vermiyor. San İsidro erkeklerini Romdan uzak tutmaya çalışıyor olabilir diye yorumladık bunu.
Tina çok akıllı bir yönetici. Ulaşım ve iletişim teknolojileri geliştikçe ve Dünya küçüldükçe tüm ülkelerde global olarak tanıtımı yapılan yiyeceklerin tüketildiğini, lokal lezzetlerin zaman içinde kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını anlatıyor bize gezimiz sırasında. Bu nedenle ev kadınlarına lokal yiyecekleri nasıl pişirip, nasıl sunmaları gerektiği konusunda workshoplar düzenletiyor. Bu etkinliklerden biri, bizim orada bulunduğumuz günlerden birine denk geldi, biz de katıldık bu güzel etkinliğe.
Harika kekler, tatlılar pişiriyorlar. Bizi büyük bir içtenlik ve mutlulukla karşıladılar. İkramda ve pişirdiklerini tattırmada yarıştılar.
Gezimizin bu bölümü sonuna geldiğinde, Tina ile vedalaşmak güç geldi bize. Çok özel olan öyküsünü yazmak ve olabildiğince çok insana duyurmak istediğimi söyledim. Memnuniyetle karşıladı. Türkiye’ye, evimize davet ettim, kendisini ağırlamaktan onur duyacağımızı belirttim. Geleceğine söz verdi. Yaşamıma yaşayan bir efsane girmişti. Çok şanslı olduğumu düşünerek Hamiguitan’a ve San İsidro’lu dostlarımıza veda ettik.

