Dünyamızdaki derin çatlaklar ve fay hatları ilk gençlik yıllarımdan beri ilgimi çekmiştir. Güney sınırlarımızdan başlayıp, Bekaa Vadisi, Lut Gölü,Tiber Gölü ile devam eden Basra Körfezi ve Kızıldeniz üzerinden, Etyopyanın göller bölgesini aşarak Tanganika gölünü iki yanından güneye doğru kateden ve güney ucunda birleşip sona eren dev fay hattının, göçmen kuşların göç yolu olması yanında, yerküre kabuğundaki en ciddi çatlaklardan biri olduğunu öğrendiğimde başlamıştı merakım. Çünkü, Dünyamızın efsanelerle yaşatılan eski zamanlarında, doğa kaynaklı pek çok felaket, pek çok yok oluş öyküsünün bulunduğunun bilincine varmıştım. Sibirya’nın bir köşesindeki ünlü Baykal gölünün, bu kıta çatlaklarının en büyüleyicilerinden biri olduğunu yıllar sonra öğrendim. Hem UNESCO Dünya Mirası hem de UNESCO Man&Biosfer listesinde olan Baykal ulaşılması zor bir coğrafya olarak hayallerimi süsledi yıllarca. Görmek ise 2018 yılında kısmetmiş.

13 Ağustos tarihinde İstanbul- Moskova uçuşu ile başlayan heyecan verici gezimizde ilk durağımız Sibirya’da bulunan İrkutsk şehri idi. Baykal gölüne bu şehirden ulaşacağız. İrkutsk, güney Sibirya’nın önemli nehirlerinden biri olan Yenisey nehrinin kolu Angara üzerinde kurulmuş küçük bir şehir. Sibirya’nın keşfi ve fethi esnasında önem kazanan bir ileri karakol olmuş İrkutsk. Moskova’dan başlayıp doğuda Pasifik sahilindeki Vladivostok’ta sona eren ünlü Trans Sibirya demiryolunun üzerinde bulunması ve Baykal gölüne en yakın şehir olması önemini bir kat daha arttırmakta. İrkutsk’dan yola çıkarak 1784 yılında ayak bastığı Alaska’yı fethedip Rusya’ya bağlayan Grigoriy Shelikhovun anısı, güzel bir heykel ile İrkutsk’da yaşatılmakta. (Bilindiği gibi Rusya Alaskada bulunan topraklarını 30 Mart 1867 tarihinde 7.2 milyon dolara Amerika Birleşik Devletlerine satmış.)

Günümüzde İrkutsk yaklaşık 650 bin kişiye ulaşan nüfusu ile Çin, Moğolistan ve Rusya arasındaki kara ticaretinin de yol kavşağı rolünde. Ama bizim hedefimiz Rusya’nın Galapagosu da denilen Baykal gölü. Geceyi İrkutsk’da geçirdikten sonra sabah erkenden bir minibüs ile yola çıktık. Yolumuz üzerinde bölge halkı Büryatların bir köyü ve Şamanizm’in doğum yeri olan bu toprakların etnik özellikleri ile birlikte Şaman geleneklerini tanıtan bir müze ziyaretimiz var. Önce Büryat bölgesinin girişinde ahşap sembollerin bulunduğu etrafı çevrili bir adak yerine ulaştık. Dilek dilemek için rengârenk kumaş parçalarının bağlandığı bölümün yanında rehberimizin getirdiği şarabı toprağa döküşünü merak ve şaşkınlıkla izledik. Bu Büryat ve Şaman geleneği imiş. Alkollü bir içki içiliyor ve/veya yere dökülüyormuş. Daha sonra dileklerle birlikte bez bağlanıp bölgeye giriş yapılıyormuş. Bu rituelin ardından girdiğimiz müze modern bir müzecilik anlayışı ile düzenlenmişti. Büryatların geleneksel yaşamı ve Şamanizm hakkında pek çok bilgi ve görsel malzemeyi barındırıyordu. Temmuz-Ağustos aylarında 18-20 derece sıcaklıklar görülse de kışın -20 derece ve daha soğuk olabilen iklim koşullarında Büryat halkının nasıl bir yaşam biçimi geliştirdiğini, hangi aletleri kullanıp, neler ürettiğini görmenin yanında fotoğraflar ve örneklerle tanıtılan şaman geleneklerine şahit olduk.

Akşamüstü Baykal gölü kıyılarına ulaştık. Sibirya’nın güney doğusunda 31.722 kilometre kare büyüklüğü ile Dünyamızın 7. büyük gölü Baykal. Aynı zamanda Dünyamızdaki tüm içilebilecek özellikteki suyun yaklaşık %22 sini barındıran en derin göl. Suları öylesine temizmiş ki 30-40 metre derinliğe kadar çıplak gözle görüşebildiği gibi, gün ışığı da 100 metreye kadar ulaşabiliyormuş. Bu arada 330 büyüklü küçüklü nehir, sularını Baykal’a akıtırken, Angara nehri de Baykaldan çıkarak suları ile Yenisey nehrini beslemekte imiş. Göl, 1186 metresi deniz seviyesinin altında olmak üzere 1642 metre derinliğinde. 636 kilometre boyu 79 kilometre eni ve tahmini 25 milyon yıla ulaşan yaşı ile bu en yaşlı kıta çatlağı her yıl 2 santimetre kadar da genişliyormuş. Rusya’da çıkartılan özel bir kanun ile koruma altına alınan Baykal gölü 1996 yılında UNESCO tarafından da Dünya Mirası Listesine ve koruma altına alınmış. Biz Baykal gölü üzerinde bulunan 30 adadan en büyüğü olan Olkhon Adasında ve bir Büryat Köyü olan Khuzhir köyünde kalıyoruz. Olkhon adası Dünyada göl içindeki adaların üçüncü büyük olanı.

Göl kıyısındaki iskeleden adaya 10-15 dakikalık bir feribot yolculuğu ile geçiliyor. Vardığımızda her iki tarafta da uzun araba kuyrukları ile karşılaştık. Yolların tenhalığından sonra buradaki trafiğe şaşırdık doğrusu.

Rehberimiz , pek çoğu Şamanizm’e inanan yerel halk için adanın önemli olduğunu ve aileler tarafından sık sık ziyaret edildiği bilgisini verdi.
Ayrıca Baykal gölü Ocak ayında donar, kalınlığı 2 metreyi bulan buz tabakası Mayısa kadar çözülmezmiş. O tarihler arası feribotun deniz yolu, araçların geçtiği kara yolu olarak kullanılırmış. Buz kalınlığı 10 tonluk bir aracı taşıyabilecek yüksekliğe eriştiğinde araç trafiğine izin verilirmiş. Ancak son yıllarda gölün yüzey sularının ısısı 1,5 derece yükseldiğinden buzluluk süresi eskiye göre biraz daha kısa oluyormuş. Otelimize ulaştığımızda hava kararmıştı. Etrafı tahta perde ile çevrili, kocaman ahşap giriş kapılı, çiftlik benzeri bir otel. Her birinde 5-6 oda bulunan binalar çim kaplı alana dağılmış. Bana ilk anda en ilginç gelen bahçeye girişte ilk binanın hamam olması idi. Tek katlı ahşap binanın bacasından dumanlar çıkıyordu. Rus hamamı ve sauna saatliğine otel müşterileri tarafından kiralanıyormuş. Ayrıca yılda şiddetli, hafif yaklaşık 2000 kadar deprem yaşanan bu topraklarda , sıcak su kaynakları da pek bolmuş.

Akşam yemeğinden sonra ertesi sabah güzel bir Baykal gününe uyanmak dileği ile odalarımıza çekildik. Malum zorlu bir iklimdeyiz havanın bize ne sürprizler hazırlayacağını bilmiyoruz.
Gecenin ardından sabah, masmavi bir gökyüzü ve pırıl pırıl bir güneşle birlikte karşıladı bizi. Sibirya’nın mavi gözünün bebeğindeyiz. Böyle düşününce Baykalda bulunmak bir kat daha heyecan verici. Gün ışığında göz alabildiğine yemyeşil çayırlar ve üzerinde dağınık bir şekilde otlayan büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar seçiliyor. Bu tablo, rehberimizin gelirken yolda anlattığı gibi keçi, koyun, sığır, deve ve at besleyen Büryat halkının yaşam biçimini gözler önüne seriyor. Kahvaltı bildiğimiz batı tarzı. Oysa benim gezgin ağız tadım hep yerel lezzetlerin peşinde. Turistler alışkın oldukları yiyecekleri arar diye düşünüldüğünden olsa gerek.
Olkhon adası turumuz başladığında 360 derecelik ufka bakabilmenin içimi aydınlattığını fark ettim. Durup baktığım her noktadan Baykal’ın mavi sularını görebiliyordum. Yer yer çetin iklime uyum sağlamış bir ağaç grubunun oluşturduğu korular göze çarpıyordu.
Bu, bize yabancı iklimin güzelliklerine bakarken ve güneşinin ılıklığını tenimde hissederken bir yandan da yerel rehberimizin verdiği bilgileri kaçırmamaya çalışıyordum. Baykal yakınlarında 1966 yılında kurulan kâğıt fabrikası 2013 de iflas ederek kapanmış ve yeri Russian Nature Reserves Expo Center olarak düzenlenmiş. Üretime devam ettiği 47 yıl boyunca çevreye verdiği zararı geri çevirmek mümkün olmasa gerek. Dünyamızda tek olan bu harika doğa parçası koruma altında olmasına rağmen insanoğlunun üretme tutkusuna uzak kalamamış anlaşılan. Çünkü Angara nehri kıyısında bulunan ve Baykal gölüne 95 km uzaklıktaki Angarsk şehrinde de doğa için ( tabii insanlar için de) potansiyel tehlike oluşturduğu bilindiği halde Uranyum zenginleştirme tesisleri kurulmuş .

Henüz sırları bütünüyle keşfedilmemiş olan Baykal, bilim insanlarının fazlasıyla ilgisini toplayan bir bölge. Halen pek çok ülkenin, pek çok üniversitesinde bulunan bilim kuruluşları incelemelerini sürdürmekte imiş. Araştırma yöntemlerinden en heyecan verci olanı 2008 yılında Rusyaya ait bir sualtı aracının 1592 metre derinliğe kadar inmesi olmuş. Ayrıca farklı derinliklere yerleştirilen 192 yüksek teknoloji ürünü optik göz ile göl gözlenmeye başlamış.
Rehberimizi dinlerken zihnim, teknoloji terimleri ile kurgu bilim dünyasında zorlu koşullara sahip bir hayal ülkesi arasında gidip geliyordu. Çünkü Şamanizmin doğum yeri olduğu söylenen Olkhon adasının ünlü Taş Tapınağı karşımda duruyordu. İnsan yapısı tapınak bekleyenleri şaşırtan doğal iri bir kaya, Taş Tapınak. Şaman geleneklerine göre rengarenk kumaş parçaları ile sarılmış. Şaman inancına göre Tanrı oğlunu kartala dönüştürerek Dünyaya gönderdiğinde oğul işte bu kayaya konmuş. Ama görevi bitip geri dönerken çok acıkmış ve bir leş yemek zorunda kalmış. İşte bu, onun tekrar tanrı babasının yanına dönmesi için engelmiş ve sonsuza kadar Olkhon adasında kalması gerekmiş. İri Baykal kartalının büyük saygıyla anılmasının nedenini anlamaya başlamıştım. Ama bu topraklarda yaşanan inançların, doğa içinde doğa ile birlikte ve bir olmanın gözümüzle gördüğümüz ve rehberimizin dile getirdiklerinden çok daha derin anlamlar taşıdığını düşünmeye başlamıştım.
Olkhan adası halkı, Büryat geleneklerine göre yaşarken bir yandan da zorlu iklimde doğayı bitirmeden hayatta kalmanın sırlarını keşfetmiş. Çünkü doğa zarar gördüğünde kendi yaşam şanslarını da kaybedeceklerini biliyorlarmış çok eski zamanlardan beri. Ama tarihin akışı içinde bu topraklarda kontrolları dışında yaşananlar onların da dünyasını allak bullak etmiş. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği yönetimini yaşarken, bildikleri yaşam biçimi tümden değişmiş. Hayvanları var iken yok olmuş. Sadece balıkçılık yapar olmuşlar. Tutulan balıkları işleyen fabrikanın işçileri olmuşlar. Onların yüzyıllardır ihtiyaçları kadar tuttukları Baykal balıkları, artık tonlarca tutulur olmuş her yıl. Çalışmaya gelen Rusların nüfusu giderek artmış. Devran dönmüş, fabrika kapanmış. Şimdi yine hayvanları var. Ama artık geleneksel Büryat giysileri giymiyorlar. İşlemeli giysiler düğünler, geleneksel günler için dolaplarda, sandıklarda saklanıyor.

Gelirleri turizme bağlı. Treking, buz turizmi, Şamanizm festivalleri yeni gelir kaynaklarını oluşturuyor. 2014 yılı sayılarına göre Şaman Festivalinde 145.000 kişi gelmiş Olkhon adasına. Yaşlılar pek hoşnut olmasa da gençler memnun. Paraya da gereksinim var, sadece geleneksel yaşam biçimleri yeterli olmuyor değişen Dünyamızda.
Ada yürüyüşümüz öğle vakti bir korulukta bizim için hazırlanan öğle yemeği ile kesildi. Baykal balıklarından oluşan salatalı, patatesli lezzetli bir yemekti. Çay kahve servisinden sonra tekrar yürümeye hazırdık. Olkhon adası yürüyüşümüz, iğne yapraklı ağaçlardan oluşan korulara gire çıka ve 20 santigrad derece ısısı ile limonata tadında güneşli bir bahar günü öğleden sonrasında devam etti. Sanki ta Sibiryada ta Baykal gölünde ve pek az kişinin ayak bastığı Olkhon topraklarında değil de tanıdık bildik bir yerlerde imişiz gibi geçti. Akşamüstü çiftliğe benzer otelimize geri döndük. Akşam yemeğimiz yakınlarda bir ahşap kamelyada hazırlanmıştı. Ne de olsa 16 kişilik küçük bir gruptuk kolayca yerleştik. İlk olarak bugün bizim için kesilmiş bir dananın etinden yapılmış, havuçlu, patatesli bir et yemeğinin servisi yapıldı. Ardından da hemen kamelyanın önünde yakılan koca mangalda pişirilen mis gibi ızgara etler geldi tabaklarımıza. Et üstü et yani. Burada en çok bulunan yiyecek et ve balık. Etrafta sebze, meyve bahçesi görülmüyor. Anlaşılan yemeklerde ikram edilen salataların malzemeleri ada dışından geliyor. Yürüyüşün yorgunluğu ve yemeğin rehaveti ile dinlendirici derin uykularla sabaha ulaştık. Bol oksijenli temiz havanın da bunda katkısı büyüktü kuşkusuz.

İkinci günümüzde Şaman Dağına gidiyoruz.
Konakladığımız Khuzhir köyüne çok yakın bir tepe. Deniz kenarında hoş şekilli kayalardan oluşuyor. Tepede renkli kumaşlara sarılı 13 direk var.
Direklerin dibinde eski şamanların kemikleri bulunmuş. Şaman Dağı adı bu nedenle verilmiş. Bu kayalıklar, Tanrı ve oğluna ilişkin başka bir öyküye de ev sahipliği yapıyor. Şaman öykülerine burada insanı heyecanlandıran güzellikte manzaralar eşlik ediyor. Olkhon Adasında geçirdiğimiz zaman dilimi, Sibiryanın mavi gözü Baykal Gölünün büyüsü ile başlayan gezimize, ruhani ve gizemli bir anlam kattı. Dünyanın, ünlü olmasına rağmen terkedilmişliği yaşayan bu köşesinde yürekten dualar ettik, dileği olanlar bu ıssız toprakların sakladığı sırlar hörmetine dilek dilediler. Bunlarla birlikte Baykala ilişkin bilgimiz çoğaldıkça nasıl bir zenginliğin üzerinde durduğumuz daha bir aydınlandı. Nasıl olur da derin bir kıta çatlağına biriken su kütlesi, Dünyanın bilip tanıdığından çok farklı bir su dünyası olurdu, bitki ve hayvanlar bilim kurgu film platosu benzeri, şaşırtıcı görsel bir şölene dönüşürdü. Baykalın yüzde sekseni endemik olan 2500 den fazla hayvan türü barındırdığını biliyor muydunuz?
Dünyamızda Kanada, Kuzey Kutup Bölgesi ve Baykal olmak üzere üç yerde tatlı su fokları yaşamakta imiş. Baykaldakilere Nerpa adı veriliyor. Çok derinlere kadar oksijen bulunduran Baykal Gölünde bu sevimli foklar 400 metre derinliğe kadar dalabiliyorlarmış.
Aldığımız bilgilere göre, Yerel halkın en önemli geçim kaynaklarından biri olan balık türlerinden pek çoğu endemik. Hele 117 si endemik 150 tür salyangoz ve tatlı su solucanları büyüleyici renklere sahipler. 14’ü endemik olan 18 sünger türünden bazıları sarı, yeşil ve kahverengi renklerde olup bir metreye kadar büyüyebiliyorlarmış.

Rehberimizin sıraladığı isimler, şaşırtıcı sayılar ve özellikler böyle uzayıp gidiyordu. Oysa zaman bize ve planlarımıza bağlı olmaksızın kendi kurallarına göre akmakta idi. Gezimizin bir başka heyecan verici kısmı olan Kuzey Kore uçuşu için İrkuts şehrine geri dönmek üzere Olkhon adası ve Baykal Gölünden ayrılmamız gerekiyordu. Dünyanın mucizelerini anlayabilmek için zaman denilen parametre yetersiz kalmıştı yine. Dönüş yolunda sanki başka bir gezegene gidip dönmüşüm gibi şaşkın ama keşfedilecek daha çok şey var diye umutlu idim.
İşte böyle, güzel Dünyamızı ne kadar tanırsam o kadar da henüz yolun başında olduğum duygusuna kapılıyorum. Sanırım bilmek ne kadar çok şeyi bilmediğinin farkına varmak biraz da.

