DÜNYA ÜZERİNDE BİR BAŞKA DÜNYA: MADAGASKAR

N.EGE-DMİ-Madagaskar`ın başkenti, Antananarivo
madagaskar harita

Gizem barındıran, başka hiçbir yere benzemeyen coğrafyalar, her zaman ilgi toplamıştır. Bilim insanlarının hakkı ödenemez çalışmaları dışında günümüzde bilindiği gibi, yazım dünyası, film endüstrisi, reklam sektörü, turizm ve bunlar gibi daha pek çok alanda, girişimciler ekmeğini bu ve buna benzer ilgi alanlarından kazanmaktadır.

Ama bunların dışında bırakın para kazanmayı bu uğurda para harcayıp, pek çok eziyete katlanabilen bir grup insan da var ki, macera için, gezip görüp öğrenmek için bu benzersiz coğrafyaların peşine düşer.

Galapagos, Orta Amerika ülkeleri, Pasifik adaları, Kamçatka, Rapa Nui, Avustralya, Sokotra v.b. gibi farklı konularda ilgi çeken pek çok özel kara parçası. Bana sorarsanız yıllar içinde gezip, görüp öğrendikçe bunların arasında daha çok ilgimi çekenlerin, çok uzun zaman önce ana karalardan ayrılan izole adalar olduğu anladım. Eşimle birlikte olanaklarımız ölçüsünde bu adaları gezi planlarımıza almaya gayret etmeye başladık. Beni en çok etkileyenlerden biri de Hint Okyanusundaki benzersiz ada ülkesi ve evrim teorisinin oyun alanı Madagaskar oldu. Bu, müthiş bio coğrafyası, zorluklarla dolu tarihi, farklı gelenekleri ile büyüleyici ülkeyi birlikte tanımaya ne dersiniz?

14 Haziran 2018 günü pırıl pırıl bir öğleden sonra güneşi karşıladı bizi. Başkent Antananarivo’daki Ivato Uluslar Arası Hava Limanına inmiştik. Antananarivo’ya kısaca Tana deniyor. Broşürlerin heyecan verici sayfalarında sözü edilen ve adı Madagaskar ile birlikte anılan lemurlar ve baobaplar ülkesine hoş geldik.

Otelimize gitmeden önce kısa bir başkent turu yapıyoruz. İlk anda dikkatimi çeken gelir düzeyi biraz düşük olarak algıladığım halk ile eski model yıpranmış arabalar ve yoğun trafik kargaşası oldu. Havadaki yoğun kirliliğin de bu algıda payı vardı kuşkusuz. Çarşısı, pazar yeri, kilise ve camisi, mütevazi mahalleleri yanında zenginlerin yaşadığı yüksek güvenlikli Avrupai mahalleleri de var. Kilise, çünkü nüfusun %41 i Hristiyan, %52 Animist ve atalara tapıyor, cami, çünkü %7 si Müslüman.

Antananarivo’da bir de Unesco Dünya Mirası var: güzel tepe anlamındaki Ambohimanga tepesindeki kraliyet sarayı. Ahşaptan yapılmış kral ve eşinin odası, üç beş mutfak eşyası, kral ve ailesine ait mezarlar, kralın farklı kabilelerden eşleri ile birlikte yılda bir kez girdiği kutsal havuzu gördük. Elbette şaşaalı günlerini hayal etmemiz zordu. Sarayın giriş kapısının önündeki bir kaya kutsal kabul ediliyor ve yerel ritüellerde kurban kesme kayası olarak kullanılıyormuş. Bu alanda bulunan ağaçlar kurban edilen öküzlerin boynuzlu kafatasları ile süslenmişti.

Baobab vadisinde gün batımı
Baobap vadisinde gün batımı

Tarihin tozlu sayfalarında, Madagaskar kabileleri kendi hallerinde yaşarken adaya gelip giden pek çok yabancı da olmuş. Marco Polo çok güzel ve bereketli bir ada olduğunu ilk duyuranlardan Avrupa’ya. Portekizliler, Hollandalılar, Araplar gerek ziyaret gerekse ticaret amacı ile gelmişler. 1787 yılına gelindiğinde ise kabileleri birleştiren Merinaların kurduğu krallık ile karşılaşmışlar. Merina krallığı, krallar ve kraliçelerle devam eden yönetimi süresince, Fransız işgalleri, baskılar, isyanlar, İngiltere ile yakınlaşmalar yaşamış. Güzelim Afrika Kıtasının nasıl sömürgeleştirileceği kurallarının belirlendiği 1885 Berlin Antlaşması sonunda Madagaskar, Fransa’nın payına düşmüş. Zaten Fransızlar bir süredir varmış adanın yaşamında. 1886’da başlayan Fransız işgali ile, 1883 yılında hararetlenen Fransız güçlerine direnme hareketi kanlı şekilde bastırılmış. Direniş, 1887 de Kraliçe III. Ranavalona’nın Cezayir’e sürgüne gönderilmesi ile en aza indirilmiş. Sonraki yıllarda zaman zaman çıkan isyanlarda çok yerli kanı akmış. İkinci Dünya savaşı esnasında 1942 yılında ada İngilizler tarafından alınmış. Ancak savaş sonrası tekrar Fransa’ya bırakılmış. Savaşın sona erdiği 1945 yılından itibaren bağımsızlık hareketleri yeniden güçlenmiş Madagaskar’da. Bu zorlu uğraş, Afrika’daki sömürgelerin yoğun olarak bağımsızlıklarına kavuştukları ve Afrika Yılı diye de anılan 1960 yılının 26 Haziranında ilan edilen bağımsızlık ile mutlu sona ulaşmış.

Günümüzde Madagaskar Cumhuriyeti’nin başkenti Antananarivo’nun ortasında küçük bir göl yer alıyor. Gölün ortasındaki küçük toprak parçası ince bir yürüme yolu ile karaya bağlanmış ve üzerinde bir anıt var. Gölü ve şehri tepeden seyrettik.

Yerel halkın tebessümlü, meraklı bakışları ve çok sayıda neşeli çocuk eşlik ediyor yürüyüşümüze. Manzara çok güzel olmasına rağmen pırıl pırıl fotoğraflar çekemiyoruz. Zira akşamüstü yakılan odun ateşlerinin dumanları, önce yoğun bir şekilde yükseliyor sonra da dağılarak şehri kaplayan sislere karışıyor. Yine de gün batımı, kızıllaşan sislerle birlikte bir başka güzeldi bu noktadan.

Madagaskar’a vardığımız günü, rehberimizin yardımı ile bir miktar dövizimizi Madagaskar’ın yerel parası Ariary (1000 Ariary yaklaşık 2 ₺) ile değiştirdikten sonra hava kararırken biraz yorgun biraz heyecanlı tamamladık.

N.EGE-DMİ-Madagaskar`ın başkenti, Antananarivo
N.EGE-DMİ-Madagaskar`ın başkenti, Antananarivo

Madagaskar Afrika kıtasından, en dar yeri 422 kilometre en geniş yeri ise 925 kilometre olan 1760 kilometre uzunluğundaki Mozambik Kanalı adı verilen doğal bir kanalla ayrılmış. Afrika kıtasına bu kadar yakın bir konumda olmasına rağmen aradaki Mozambik kanalı 117 metreden 3292 metreye değişen bir derinlikle Madagaskar’ı Afrika kıtasından ayırıyor. Kuzey batısında bulunan bağımsız Komor adaları ve Fransa’nın denizaşırı bölgesi Mayotte, doğusundaki bağımsız Mauritius ve yine Fransız denizaşırı bölgesi Reunion adaları, volkanik yapıları ile Madagaskar’ın oluşumundan tamamen farklı varoluş hikayelerine sahip.

Madagaskar’a gelirken dersimizi iyi çalışmıştık. 587’295 kilometre karelik yüzölçümü ile dünyamızın dördüncü büyük adası olduğunu, nüfusunun yaklaşık 26 milyon kişi ve çoğunluğunun 24 yaşın altında olduğunu, mayıstan ekime kadar serin ve kurak, kasım ve nisan ayları arası sıcak ve yağışlı bir iklimi olduğunu biliyorduk.

İlk yerleşen gruplar sanılanın aksine çok yakınında bulunduğu Afrika Kıtasından değil, binlerce kilometre uzaklıktaki Endonezya Adalarından gelmişler. Madagaskar’da konuşulan dil olan Malaşça’ya, Borneo adasının güneyindeki Borito Nehri civarında yaşayan kabile dillerinde rastlanmış. Dünyamız zaman içinde değişime uğrarken insan toplulukları da aynı yerde kalmayıp, değişen koşulların rüzgarı ile yer değiştirmiş. İsa’nın doğumundan yaklaşık 1000 yıl sonra bu kez Batıdan göç almış Madagaskar. Afrika kıtasından gelen kabileler adanın batı kıyılarına yerleşmişler. Her ne kadar resmi diller Malaşça ve Fransızca olsa da göç eden Mozambikliler kendi dilleri olan Makoa, az sayıda Afrikalı da Svahili dilini konuşmakta imiş. On sekiz ana etnik grup olduğu kabul edilmiş ama pek çok etnik alt grup da yaşıyormuş bu topraklarda. Keşfedildikten sonra birkaç farklı adla anılan Madagaskar sonunda Marco Polonun koyduğu isimden Madageiscar’dan esinlenilerek bu ismi almış. Hindistan, Fransa ve Çin’den gelen az sayıda nüfus da burada yaşamını sürdürmekte imiş. İlk yerleşen ve Merina adı verilen güney doğu Asya kökenli halk, günümüzde daha çok yağmur ormanları ile kaplı doğu sahilleri ile yüksek yaylaların yer aldığı Tsaratanana Dağ Kütlesi olarak isimlendirilen orta kesimde yaşıyorlarmış. Bu bölgede yer alan Maromokotro Dağı 2876 metre yüksekliği ile Madagaskar’ın en yüksek noktası imiş.

Madagaskar’ı çok özel yapan, doğal yapısı yanında Dünyada sınırlı sayıda bulunan bio çeşitlilik noktalarından biri olması. Yerbilimcilere göre Prekambriyen dönemi sonunda Antarktika, Avustralya, Afrika, Güney Amerika, Hindistan, Arabistan ve Madagaskar’ın birleşik olduğu süper kıta Gondvana, Jura döneminde parçalanmaya başlamış. Madagaskar 120 milyon yıl kadar önce Hindistan’dan koparak ayrılmış. Yani 1760 kilometre uzunluğundaki Mozambik Kanalı ile ayrıldığı Afrika kıtası ile hiçbir akrabalığı yok. Hatta hiçbir anakara ile 120 milyon yıl kadar bir süreden beri akrabalığı yok.

İşte bu bağlantısızlık, genetik bilimcilere göre evrim sürecinde alışılmadık bir sıçrama ortamı sağlamış. Bilim insanlarının, türlerin uyum sağlama ışınımı anlamına gelen Adaptif Radyasyon adını verdikleri bu olayın rastlandığı ender yerlerden biri imiş Madagaskar. İzole ortamlarda yaşayan canlıların, çok hızlı bir şekilde alt türlere ayrılarak ve hızla çoğalarak, hem yaşam ortamını paylaşmalarını hem de besin zincirini tamamlamalarını işaret etmekte imiş. Bu anlamda Madagaskar Dünyamızın en zengin laboratuvarlarından biri bilim insanlarınca. Biz gezginler için ise tam anlamı ile bir görsel şölen.

Madagaskar’ın bağımsızlık günü olan 26 Haziran törenlerinde Sainte Marie adasındayız
Madagaskar’ın bağımsızlık günü olan 26 Haziran törenlerinde Sainte Marie adasındayız.

Bir sonraki günümüz sabah Antananarivo-Morondava uçuşu ile başladı. Morondava batı sahilinde bir şehir. Ünlü Baobap Vadisine gidiyoruz. Yollar çoğu yerde asfalt ama bakımsızlıktan delik deşik. Gezimizi tamamlarken bunun, Madagaskar’da geçtiğimiz tüm karayolları için genel durum olduğunu anlayacağız. Baobap Vadisi, zarif ince uzun şişelere benzeyen ve gövdelerinde su biriktiren dev baobap ağaçları ile kaplı çok güzel ve çok özel bir vadi. Manzara çok hoş. Fotoğraf çekmeye doyamıyor insan. Dünyamızda bilinen sekiz baobap türünden altısının vatanı Madagaskar. Avuç içi büyüklüğünde kavuniçi-pembe püsküllü güzel çiçekleri var. Ama öyle yüksekler ki tepesinde kümelenmiş dallarındaki çiçekleri seçemiyoruz. Ömrünü tamamlayıp yere düşenler de bize fikir vermek için yeterli bence. Arkamıza baka baka ayrılıyoruz Baobap Vadisinden. Bu güzelliği bir daha görme şansımız olmadığını bilen bir doymamışlık duygusu var içimde.

Küçük Tsingy

Baobab vadisi ve biz
Baobap vadisi ve biz

Yeni gün kuzey batıdaki Bekopaka’ya giderken yakalıyor bizi. Dünyamız üzerindeki bir başka özelin peşindeyiz. UNESCO Dünya Mirası olan Tsingy Taş Ormanlarının bulunduğu, 1500 metre karelik bir alanı kapsayan Bemaraha Milli Parkına doğru yolumuz.

Küçük Tsingy’i ziyaret edeceğiz önce, ardından da Büyük Tsingy var sırada. Tsingyler, okyanus tabanında geçen 50 milyon yıl boyunca çökelen deniz dibi çökeltilerinden oluşuyormuş. Bilim insanlarına göre, bu çökelti kütlesi 150-200 milyon yıl önce yükselen deniz tabanı ile birlikte su yüzeyine çıkmış. Asit yağmurları ve rüzgar aşındırmaları ise ona, göz alıcı sanatsal şekiller vererek yapılandırmış. Çünkü aşındırmalar hem dikey hem de yatay doğrultularda oluşmuş. Yolumuz üzerindeki Tsribihina ve Manambolo nehirlerini iki büyükçe sandal üzerine yerleştirilmiş sallardan oluşan feribotlarla geçtik. Bemaraha Milli parkına yorgun argın vardık. Küçük Tsingy ile tanışmamız ertesi sabah.

Doğa harikası Küçük Tsingy
Doğa harikası Küçük Tsingy

Küçük Tsingy, hayallerimin çok ötesinde bir oluşum. Neredeyse düzgün tekrarlanan muntazam çizgileri ile dev istiridye kabuklarından yapılmış sanatsal bir yığın. Daha da şaşırtıcı olansa kütlenin, tabana kadar inen derin yarıklarla ayrılırken tabanda da dar uzun koridor benzeri doğal geçitler oluşturması. Bu geçitler bazı yerlerde geçişe olanak vermeyecek kadar daralıyor. 1990 yılında Unesco Dünya Mirası listesine alındıktan sonra turistlerin dolaşmasına olanak sağlamak için düzenlenmiş küçük bir bölümünde atlaya zıplaya geziyoruz. Çok dikkat etmek gerek çünkü kireç taşı oluşumun üzerindeki her kıvrım bıçak keskinliğinde. Taş ormanın kendisine özgü manzaraları, benzersiz estetiği ve yerel bitkileri zaman zaman dikkatimi dağıtsa da çok dikkat ediyorum düşmemek için. Bir taraftan eşimle birbirimize tutunarak bir taraftan da fotoğraf çekmeye çalışarak turumuzu tamamladık.

Sıra Büyük Tsingy’de

Sevimli lemurlarla samimiyet
Sevimli lemurlarla samimiyet

Büyük Tsingy araba ile bu yollarda birkaç saat uzaklıkta. Yollar, Madagaskar’a kırmızı ada denilmesine sebep olan kızıl renkli kumların içinde 4X4’lerin geçerek bıraktıkları izlerden ibaret çoğu yerde. Sularla dolu çukurları, yere atılan ağaç dalları üzerinde geçiyoruz. Bir, iki, üç derken kaç çukur geçtiğimizi saymayı bıraktım.

Sonunda heyecanla beklediğim büyük Tsingy’e vardık. Büyük Tsingy’i dolaşmak için dağcılık araç gereçleri, sportmen bir vücut, macera sever bir ruh ve esaslı bir yerel rehber gerekli. Kıyısından, ucundan baktım, içim gitti, ben gidemedim. Göz alabildiğine uzanan, düzenli imiş gibi görünen düzensiz bir mekan. Daha doğrusu düzeni tamamen kendisine özgü. Hayranlık uyandırıyor. Aynı zamanda da ürkütücü. Eşim Atila Ege iki yıl önce gelmiş, Büyük Tsingy’e tırmanmış ve çok zorlu bir tırmanış olduğunu söylemişti. Tsingy’ler, jeomorfolojik yapısı gereği, kireç taşı kayalardan oluşan bir karst sistemi olarak tamamen kendine özgü flora ve faunasını yaratmış. Ama biz buraya özgü bazı bitkiler dışında hayvan göremedik. Manambolo Nehrinin oluşturduğu harika vadide yaptığımız bot gezisi esnasında birkaç kartal gördük sadece. Manambolo Nehri, Tsingy’lerin devamı olan kireç taşı kayalar arasında sakin akar gibi görünen çok güzel bir nehir. Vadi, nehrin her iki yakasında büyüleyici manzaralar sergiliyor. Her iki kıyıda yer yer 40-50 metreye yükselen kireç taşı kayalar suların aşındırması ile şekillenmiş. Mağaralar meydana gelmiş. Nehirde halkın ulaşımı ağaç gövdelerinden oyulmuş kayıklarla yapılıyor.

Bu yöreye özgü Beyaz Decken Sifakası denilen beyaz renkli lemurları göremedik. Öğrendiğimize göre onların da pek çok alt türü varmış. Madagaskar’da 109 ayrı türü bulunan lemurları görmek için sabırsızlanıyorum. Dünya üzerinde sadece bu adaya ait bir tür olması ve benzersizlikleri heyecan verici bence.

Madagaskarın ünlü lemurları
Madagaskar’ın ünlü lemurları

Bir sonraki ziyaretimiz, Madagaskarın doğu sahillerini kaplayan yağmur ormanlarını görmek için Andasibeye. Andasibeye gitmek için uçak ile Antananarivoya uçup oradan kara yolu ile devam ediyoruz. Yolda bizi heyecan verici bir deneyim bekliyor: Exzotic Park.

Exzotic Park lemurların cirit attığı çok hoş bir yer. Birkaç değişik tür lemuru görme fırsatı bulduk. Sadece görmek değil hatta pek bir içli dışlı olma fırsatı da bulduk. Ziyaretçilere ve ellerinden yemeğe alışmış lemurlar adeta bizi kucakladılar. Rehberimizin cesaretlendirmesi ile uzattığımız yiyecekleri almakla kalmadılar. “Daha vardır sizde!” dercesine omuzlarımıza, başımıza çıktılar. Ürkütücü olmadıkları gibi çok da sevimliler. Ne onları beslemeye ne de fotoğraf çekmeye doyamadık. Benim için çok güzel çok doyurucu bir anı oldu. Düşünebiliyor musunuz? Dünyamızın bir köşesinde yalnız buraya özgü bir canlı ile pek samimi olmak, sanırım bunu unutmam mümkün değil.

Bir başka lemur cinsi
Bir başka lemur cinsi

Lemurlar kalbimizi çalarak Exotic Parkta kaldılar. Şimdi Andasibe yeni bir güzellik olarak önümüzde beklemekte. Andasibe Yağmur Ormanları, Unesco Dünya Mirası ve koruma altında. Birkaç yüzyıl öncesine kadar tüm Madagaskar toprakları yağmur ormanları ile kaplı imiş. Günümüzde sadece doğu sahillerinde ve toprakların sadece %4 ünü kaplıyor. Madagaskar Yağmur Ormanları da geçmişindeki Avrupalı sömürgecilerin talanından nasibini almış görünüyor. Burada Mangrove’lar çok yaygın. Tropikal bölgelerde nehir kenarlarında, denizlerin kıyılarında doğal olarak yetişiyorlar. Güçlü kökleri ile toprağa tutunarak toprak erezyonunu engelliyorlar. Bu nehirlerin taşmalarını önleyip, giderek derinleşen yataklarında akmalarını sağlayan bir bitki. Gel-gitlerin fazla olduğu kıyılarda da toprak kaybını engelleyen Mangrovlar, kökleri arasında yengeçlerin yaşamasına ve balık yavrularının korunmasına da yardımcı oluyorlar.

Meraklı lemur bizi izliyor
Meraklı lemur bizi izliyor

Bu bölge aynı zamanda lemurların pek çok değişik türünün ve daha yoğun oldukları yer. Heyecanla beklediğimiz lemurları bir kez daha görmek için Palmarium Rezerv’e gidiyoruz. Bu rezerv çok sayıda değişik lemur türünü de barındırdığından bizim için önemli. Palmarium bizim için gerçekten bir lemur cenneti oldu. Beslenmeye alışmış lemurlar cins cins, renk renk etrafımızda dolaştıkça fotoğraf mı çekelim yoksa onlarla oynayalım mı bilemedik. Saatlerin nasıl geçtiğini fark etmeden yüzlerce fotoğraf çektik. Her ne kadar Exotic Park lemurları kadar samimi olmasak da hepsi çok sevimliler. Sanki bize poz veriyorlarmış gibi etrafımızda dolanıyorlar.

Madagaskar denilince ilk akla gelen lemurların, 30 gram ağırlıkta olanlardan 10 kilogram ağırlıktaki Indriler’e kadar pek çok farklı büyüklüklerde olanları bulunmakta. Çoğu türlerde kuyruk vücut uzunluğunda olmakla birlikte, İndriler’de kuyruk hemen hemen yok. Alt türleri de bulunan Sifakalar en renkli olanları. Bembeyaz olanları da var. Kızıl, kahverengi, gri renkleri barındıranları da. Ama yüzleri ve kulakları siyah. Bu arada birkaç tane Madagaskar’a özgü bukalemun görmek de kısmet oldu. Burada yaşayan bir diğer endemik memeli de etobur Fosa. Türü tükenmiş yakın bir akrabası ise yaklaşık iki metre boyunda, 17 kilogram kadar ağırlıkta olan dev Fossa imiş.

Madagaskar’da görülmesi gereken bir diğer ilginç yer de insan eliyle inşa edilmiş olan Pangalane Kanalı. Madagaskar’ın doğu sahillerinde hırçın Hint Okyanusu dalgalarından korunmalı, güvenli bir su ulaşım yolu sağlamak amacı ile Merina Krallığı döneminde yapımına başlanmış. Doğal su yolları ve göller, insan eliyle açılan kanallarla birbirine bağlanmış. 1904 yılına kadar pek çok kez ilaveler yapılarak ulaşma alanı genişletilmiş. Bunlardan sonuncusu da 1949-1957 yılları arasında ulaşılamayan bazı alanlara ulaşmak için inşa edilmiş. Mahavelona ile Farafangana arasında toplam 645 kilometrelik kanal, ulaşım, balıkçılık ve ticaret amaçlı olarak halen kullanılmakta. Madagaskar’ın en önemli liman kenti Toamasina’nın da toplam deniz ticaretinden %68’lik pay almasına büyük katkısı olmakta. Bu limandan, Dünyada üretilen vanilyanın % 80’ini üreten Madagaskar’ın ihraç ürünleri kahve, kakao, vanilya, deniz ürünleri, şeker kamışı, petrol ürünleri ihraç edilmekte. Yerel teknelerle yaptığımız kanal gezisi, kanalın yapısı, doğal çevresi ve kullanım alanları konusunda bilgi edinmemizi sağlıyor.

Bir de ünlü Nosy Boraha Adasını. Fransızların verdikleri isimle Sainte Marie Korsan Adası’nı görmek istiyoruz. Korsanlar buraları 17. ve 18. yüzyıllarda üs olarak kullanmışlar. Beyaz kumlu plajları, kendine özgü mercan resifleri, turkuaz renkli göleti ile anılan ada, turizm açısından çokça sözü edilen 222 kilometre kare yüzölçümüne sahip ve 49 kilometre uzunluğunda. Adada bir de korsan mezarlığı bulunmakta. Sainte Marie Adası doğal güzellikleri açısından her türlü övgüyü hak ediyor ama yaşam standardı oldukça düşük. Madagaskar’ın genelindeki gibi halk burada da yoksul. Turizm açısından popüler bir bölge olmasının yanında Kambur Balinaların da yavrulama yeri aynı zamanda. Ancak görebildiğim kadarı ile turizm alanında servis kalitesi pek iyi değil.

Sainte Marienin benim için en heyecan verici tarafı ise, Madagaskar’ın bağımsızlık günü olan 26 Haziran günü törenlerini Sainte Marie’de izleyebilmek oldu. Halk en güzel ve renkli giysileri ile törenin yapıldığı caddede kaldırımlara sıralanmıştı. Madagaskar’ın esmer tenli güzel yüzlü çocukları pek çok farklı biçimde örülerek şekil verilmiş kıvırcık saçları ile ortalarda neşe içinde koşuşturuyorlardı. Biraz yüksekçe bir platforma sıralanan sandalyelere üniformaları ile yerel yöneticiler, rütbeli askerler ve devlet memurları olduğunu düşündüğümüz görevliler oturmuşlardı. Sıra ile nutuklar söylendi. Bando marşlar çalarken öğretmenleri başta olmak üzere ilk, orta ve lise öğrencileri tören yürüyüşü yaptılar. Öğrencilerin bazıları ayakkabı bazıları ise plastik terlikler ile yürüyüşe katılmışlardı. Bunda havanın sıcaklığı kadar gelir seviyesinin düşüklüğü de rol oynuyordu kuşkusuz. Töreni izlerken çok duygulandım gerçekten. Çünkü bağımsızlık gününe verilen önem, duyulan gurur, halkın duruşundan ve yüzlerindeki pırıl pırıl mutluluktan anlaşılıyordu.

Madagaskar gezip, görüp, öğrenmek için bir derya. Uzun süre kalıp, yerli halkı, gelenek ve göreneklerini yakından izlemek, doğayı tanıyıp keşfetmek, burada olan ve devam eden evrimsel sürecin sonuçlarını yerinde ve yakından görmek. Turkuaz sularında daha çok yüzmek, güzellikleri, insanları fotoğraflamak, Baobap Vadisinde birkaç günbatımı daha izlemek. Daha neler var neler yapmak istediğim. Baktığım, gördüğüm her şey bana: “Gitme kal, daha çok şey var görüp tat alınacak.” diyor. Ama turistlerin kaderi bu, zaman ve olanaklar ölçüsünde görebildikleri, anılarına kaydedebildikleri ile yetinerek zamanı geldiğinde ülkelerine, evlerine geri dönmek.