KOMODO EJDERİ

Yılan dilli Komoda Ejderi
Komodo-harita

Meraklı olanlar bilirler Komodo Ejderlerini. Macera sevenler, geziye meraklılar, biyolojiden hoşlananlar adını duymuştur, bilim dünyasındaki adı “Varanus Komodoensis” olan Komodo Ejderlerinin. Endonezya’nın Komodo Adası da zaten bu nedenle kazanmıştır ününü. Dünyada sadece, Komodo Adası ile birlikte Florece, Gili Montag ve Rinca olmak üzere toplam dört adada yaşamakta olan bu hayvanlar, sürüngenler dünyasının  en büyükleri ve dinozorları olarak duyanların hep ilgisini çekmiştir. Bu dört adayı da içine alan Komodo Milli Parkı, UNESCO Dünya Mirası olması ile de hem bilim dünyasında hem de turizm yönünden dikkatleri üzerine çekmiş ve bu olağanüstü hayvanların korunması güvence altına alınmıştır. 1991 yılında UNESCO tarafından Doğal Dünya Mirasları kategorisinde listeye alınan Komodo Milli Parkı, 1997’de Man and Biosphere özelliği ile listelenmiş ve korunmasına başlanmıştır. 

Eşimle birlikte, merak ettiğimiz ve görmek istediğimiz Komodo Ejderlerini uzun bir yolculuk ve biraz da meşakkat sonucu görme fırsatını yakaladık.

500-600 kişinin yaşadığı Komodo Adası, hem insan nüfusu hem de hayvan popülasyonu olarak koruma ve gözetim altındadır. 1214 kilometre kare olan Komodo Milli Parkı, mercan resifi, derin su canlıları, marin yaşamı bakımından dünyada ender rastlanan bir çeşitlilik göstermektedir.

Komodo Milli Parkının ünlü Pink Beach’inde şnorkel yaparken gördüğümüz mercanların çeşitliliği bizi hayrete düşürdü. Ayrıca lacivert deniz yıldızı, turkuaz balıklar, rengârenk palyaço balıkları, adını bilmediğimiz ve daha önceki gözlemlerimizde hiç rastlamadığımız deniz canlıları da bu çeşitliliğe ışık tuttu. Daha sonra park ofisinin önündeki panolardan öğrendiğimize göre 1000’den fazla balık çeşidi, 385 çeşit resif mercanı, 105 çeşit kabuklu deniz canlısı, 70 değişik tür sünger, 10 tür yunus, 6 tür balina, yeşil ve şahin gagalı kaplumbağalar, dugong denilen 250-300 kilogramlık deniz memelileri, bazı köpekbalığı türleri ve mantar türleri ile şaşırtıcı bir zenginlik barındırmakta imiş. Milli Park ve kapsamının, kaçak avlanma ve aşırı turizm aktiviteleri ile zarar görmesini engellemek amacıyla ada sakinlerinin avlanmalarını ve yerleşimlerini olduğu kadar ziyaretçilere ilişkin kuralların denetlenmesi de karada ve denizde görev yapan Rangerlar’la sağlanmış.

Komodo Ejderi av peşinde
Komodo Ejderi av peşinde

Komodo Ejderleri dünya üzerinde Dinazorlar Çağından beri yaşamlarını sürdüren dev sürüngenler. Ejder denmesinin nedeni, Uzak Doğu’da Dragon denilen ve eski zamanlarda yaşadığına inanılan, tapınak koruyucuları yılanlara benzer olmaları. Başları tipik yılan başı şeklinde. Ayrıca sarı bir aleve benzeyen ve koku alma organları olan uzun dilleri de aynen yılan dili şeklinde.

Boyları 3 metreye kadar olabilen komodo ejderleri 140 kg. ağırlığında olabiliyorlar. Nisan ayında çiftleşip ağustos ayında 10-30 yumurta yumurtlayan dişi komodo ejderi, yumurtalarını açtığı çukura gömüyor. 10 cm. çapında olan yumurtalardan dokuz ay sonra yavrular çıkana kadar dişi yuvasını koruyor. Ancak yumurtadan çıkan yavrular, annesi babası da dahil olmak üzere yetişkinler tarafından birer av olarak görülüyor. Bu nedenle yavrular üç yaşına kadar ağaçların üzerinde yaşıyor ve kertenkele, yılan, böcek gibi hayvanlarla besleniyorlar. Etçil komodo ejderlerinin nüfus planlamasını doğa gerçekleştiriyor. Çünkü ranger’ların verdiği bilgiye göre yumurtadan çıkan dişi sayısı erkek sayısından daha azmış. Yiyecekleri ise adalarda bol bulunan geyik, yaban domuzu ve buffalolar. Çok iri olan gövdeleri ile kısa ve kalın bacaklarının üzerinde koşmaları zor olduğu için ani ve çevik hareketlerle fakat kısa mesafede hızlı hareket ediyorlarmış. Bu durum, avlanma biçimlerine de yansımış. Kendilerinden daha hızlı hareket eden avlarını ani bir atılışla ısırıp  yaralıyorlar. Tükürüklerinde bulunan 50-60 civarındaki değişik tür bakteri, yaraladıkları hayvanın büyüklüğüne göre dört gün ile bir hafta arasında ölümüne sebep oluyor. Yaralı hayvanın kokusunu takip ederek ölene kadar bekliyorlar ve daha sonra çok keskin olan çenelerinin arka tarafındaki dişleri kullanarak büyük bir hızla avlarını yiyorlar. Avlarının kemik, tırnak, toynak, deri dahil tamamını tüketiyorlar. Dışkıları incelendiğinde hangi cins hayvanı avladığı kolayca anlaşılıyormuş. Biz de adada ranger eşliğinde dolaşırken böyle dışkılar gördük. Yaban domuzunun kılları ve beyaz olarak da kemik artıkları kolayca ayırt edilebilir halde idi. 

Adadaki turumuz esnasında lokal rehberimiz ve bir görevli ranger sürekli bizim ile birlikte idi. Ellerinde uzun, ucu çatal birer sopa taşıyorlardı. Bu tehlikeli olabilecek ejder ataklarına karşı imiş. Ayrıca 3 türü tehlikeli derecede zehirli olan 12 tür kara yılanına karşı da korunma amacını taşıyormuş.

Rangerların kaldıkları ahşap kulübeler yerden bir buçuk metre kadar yükseklikte direkler üzerine  inşa edilmişti. Merdiven basamaklarının arka tarafı düz bir tahta parçası ile kapatılmıştı. Bu tedbirler hep yaşanan üzücü olaylar nedeni ile alınmış. Merdiven basamağının arkasına saklanan bir ejder bir kaç yıl önce bir ranger’ı ısırmış. Burada sadece acil yardım yapılabiliyormuş. Yaralı, bizim de Bali’den uçak ile geldiğimiz, boat ile Komodo Adasına doğru yola devam ettiğimiz Flores Adasındaki hastaneye götürülüyormuş. Son yıllarda sadece bir ölüm vakası olmuş.

Komoda Ejderleri dinleniyor
Komoda ejderleri dinleniyor

Eğer bir yerde bir problem varsa doğa aynı yerde onun çözümünü de üretir derler. Burada bunun güzel bir örneğini de gördük. Bu adada yetişen bir ot, ejder ısırmasına karşı ilaç olarak kullanılıyormuş. Yaprakları koparılıp ezilerek derhal yaraya sürülürse zehirleyici bakterileri temizliyormuş. Yarayı bol ve temiz su ile yıkamak da bir diğer acil tedbir.

Biz ejder turumuzu iki adada aldık. Çünkü toplam 5400 kadar olan ejder nüfusunun yaklaşık yarısı Komodo Adasında yarısına yakını da Rinca Adasında yaşıyormuş. Diğer iki adada ejder nüfusu bir kaç yüz adet ile sınırlı imiş. Ayrıca bu adalarda ejderlerin beslenme imkanları biraz daha kısıtlı olduğundan adaya çıkan ziyaretçilere taze et gözü ile bakmalarının önüne geçilemiyormuş. Bu nedenle tehlikeli olduğu belirtilerek o adalara ejder görme ziyaretleri yapılamıyormuş. 

Komodo Adası’na gelişimiz hoş bir şekilde başlamıştı. Sabah saat 4.00’te Flores’teki otelimizden ayrılıp limana vardığımızda henüz hava aydınlanmamıştı. Kiraladığımız tekne hazırdı. Kaptan ve tayfası bizi karşıladılar ve hemen yola çıktık. Flores Adası’ndan uzaklaşıp komşu adalara doğru teknemiz süzülürken harikulade bir gündoğumu yaşadık. Kaptanımızın hazırlattığı mis kokulu sıcak kahve eşliğinde ufukların nefis kızıllığı ile komodo rüyamızın heyecanı birbirine karıştı. Normalde dört saatte tamamlamamız gereken yolculuğumuzu uygun rüzgârları yakaladığımız için iki buçuk saatte tamamlayıp Komodo’ya vardık. Sonra rehberimiz ve ranger’ımız eşliğinde ada turumuza başladık. Gerek orman içinde gerek açık arazide patikalar boyunca yürürken: “Grup içinde kalınız, patikadan ayrılmayınız!” türü uyarılar heyecanımızı daha da artırdı. Sonunda bir tane gördük. Bu yaşlı bir erkekmiş. Yaklaşık 50-60 yıl kadar olan ömürlerinin sonuna geldiklerinde artık avlanma yetenekleri azalıyormuş. Midesi boş olduğundan karın derisi biraz sarkmış, ağacın altında yatıyordu. 

Yaşlandıklarında artık avlanamazlar, ama gençlerin avladıklarının kokularını alır ve hemen hareketlenerek o avdan yararlanmaya bakarlarmış. Bu şekilde karınlarını doyurmaya çalışırlarmış. Allahtan  bir kez iyice doymuş bir ejder bir ay kadar yemeden idare edebilirmiş. Aldığımız her bilgi ile biraz daha şaşırarak fotoğraflar çektik ve yolumuza devam ettik. Yol boyu başka ejdere rastlamadık, ama bol bol geyik gördük. Tanrı yiyeceklerini bol tarafından sunmuştu bu yaratıkların.

Tur güzergâhı boyunca başka ejdere rastlamayınca biraz umudumuz kırılır gibi oldu ama ranger’ımız, ejderlerin görevlilerin mutfağından yayılan yiyecek kokuları nedeniyle genellikle mutfak civarına geldiklerini ve büyük ihtimalle görebileceğimizi söyledi. Gerçekten de mutfağa vardığımızda biri erkek biri dişi iki ejder uzanmış bizi bekliyordu. Biz heyecanla fotoğraf ve video çekmeye başladık. İki görevli ise ucu çatallı sopalarını ejderlere çevirmiş olarak bir yandan bilgi veriyor diğer yandan da aşırı dikkatli bir şekilde tetikte bekliyorlardı. Fazla yaklaşmamamız konusunda sık sık da uyarıldık. Komodo ejderlerini görme heyecanı ile elimiz ayağımıza dolanarak videolarımızı ve fotoğraflarımızı çektik. Daha sonra ranger’ımıza teşekkür ederek adalı yerlilerin hediyelik eşya sattıkları reyona yöneldik. Yerel hibiskus ağacından tıpatıp aynısı oyulmuş Komodo ejderimizi de aldıktan sonra teknemize döndük ve Rinca Adasına doğru yola çıktık. 

Ancak bir güzellik daha vardı yaşanacak. Komodo Adası’nın ünlü Pink Beach’inde şnorkel yapmak. Avustralya büyük mercan resifi, Seyşel Adaları, Lankavi Adası, Maldivler, Borneo , Vietnam Nha Trunk, Şarm El Şeyh (Sharm El Sheikh) gibi pek çok yerde mercan resiflerini seyretmiştik ama burası bizi hayretler içinde bıraktı. Çünkü deniz tabanı çok renkli desen ve motiflerle örülmüş gibi rengârenk ve sayılamayacak kadar çok sayıda farklı mercanlarla kaplı idi. Balıklar rengarenk ve pek çok tür bir arada idi. İçi lacivert-mavi kıvrımlı çizgilerden oluşan clam günün sürprizi oldu. Çünkü bunu ilk kez canlı olarak görüyorduk.  

Adalar arasında oluşan yoğun akıntı içinde savrulup gitmemeye çalışarak bizim gibi şnorkel yapan dünyanın farklı  köşelerinden bir kaç turist ile birlikte birbirimizden güç alarak tehlikeli sularda yaban güzellikleri seyrettik. Sonra tekrar Rinca Adasına ve yeni ejderlere doğru hareket ettik. 

Rinca Adasının kıvrımlı kıyılarında güzel bir koyda karaya çıktık. Bizi taştan çok güzel oyularak yapılmış iki Komodo Ejderinin süslediği bir milli park kapısında yine bir ranger karşıladı. Yine bir tur aldık. Elbette yine belli bir güzergâh üzerinde daireyi tamamlayarak. Bu arada yumurtalarını gömdüğü yerde nöbet bekleyen bir dişi ejder gördük.       

Yumurta avcılarını şaşırtmak için 3-4 çukur kazmış ama tabii sadece bir tanesinde yumurta bulunmakta imiş. Sonra üç yaşlarında iki bebek ejder gördük. Üç yaşına kadar büyüklere yem olmamak için ağaçlarda yaşayan küçükler, yeteri kadar büyüdükten sonra daha büyük avların peşine düşmek üzere yere iniyorlarmış. Peşlerinden koşarak fotoğraflarını çektik. Bu arada direkler üzerine kurulmuş ranger barınaklarının altında yatan beş tane ejderi bir arada görüntüleme şansımız oldu. Pek çok ilave bilgi aldığımız bu turda bir kaç yüz metre yüksekliğindeki bir tepeden giriş yaptığımız harika koyu görmek ve fotoğraflamak da mümkün oldu.

Bu eşsiz maceranın tadına doyamadan ve henüz mutlu şaşkınlığımızı üzerimizden atamadan yeniden yola koyulmak gerekti. Çünkü bu gezi için Bali’den uçtuğumuz ve konakladığımız Flores Adasının batı sahillerine daha epey yolumuz vardı. Akşamüstü yorgun ve mutlu-mesut Flores kıyılarına vardık. Arabamız bekliyordu bizi, hemen otelimize ulaştırdı. Erken yatmamız gerekiyordu, çünkü ertesi sabah güzel egzotik Bali’ye dönüyorduk. Ne kadar şanslıydık. Komodo rüyamızı gerçekleştirmiştik. Bu tarihi unutmak istemiyorum. 16 Kasım 2013 Cumartesi. Dilerim başka hayallerimizi de gerçekleştirmek  mümkün olur diye geçiriyorum içimden.